16 Şubat 2010 05:00

RAMP IŞIKLARI

Bir milat olarak Türkiye’de toplumsal ve bireysel anlamda ciddi bir alt üst oluşa neden olan 12 Eylül 1980 askeri cuntası, sanat ve edebiyat ortamında tartışılmaya devam ediliyor.

Paylaş

Bir milat olarak Türkiye’de toplumsal ve bireysel anlamda ciddi bir alt üst oluşa neden olan 12 Eylül 1980 askeri cuntası, sanat ve edebiyat ortamında tartışılmaya devam ediliyor. Beş faşist generalin iktidarı ele geçirdikleri bu dönüm noktasında Türkiye ciddi bir değişime zorlandı. Kurumsal olarak bütün demokratik işleyiş askıya alınırken aynı zamanda insan hakları ihlalleri hat safhaya ulaştı. Ülke iktisadi olarak neoliberal şirketlerin at koşturduğu bir alana dönüştürülürken aynı zamanda toplumun itiraz hakları askıya alınıyor muhalefet zor kullanılarak dağıtılıyordu.
Bütün bu yaşanılanların yanında bir de haberdar olduğumuz ya da bizzat tanık olduğumuz olaylarla insanların hayatları parçalanıyor ve kimisi yurt dışına gitmek de buluyor çareyi kimisi uzlaşarak kendine yaşam alanı bulmayı deniyor, kimisi de mücadele etmenin bir yolunu bularak kendi tarihi ve onurunu kurtarmanın peşinde sürükleniyordu.
Yarattığı tahribat ve travma ile daha çok konuşulacak acımazsız bir süreç olan bu darbe bir kez daha tiyatro sahnelerinde tartışılıyor ve sonuçları bakımından sorgulanıyor. Tiyatro Pera, Nesrin Kazankaya’nın yazdığı ve yönettiği “Quıntet Bir Dönüşün Beşlemesi” adlı oyunu sahnelemeye devam ediyor. Nesrin Kazankaya ‘nın daha önce yazdığı ‘Şerefe Hatıralar’, ‘Profesör ve Hulahop’ adlı oyunların sonuncusu olan Quıntet ‘de 12 Eylül döneminde mahpushanede doğmuş çocuğunu bırakarak yurtdışına çıkmak zorunda kalmış bir savaş muhabiri, bir sosyalist kadının uzun yıllar sonra ülkesine dönmesi, artık büyümüş olan Oğul’la ve fakülteden arkadaşı olan (Daha sonra evlenmişler) Kadın ve Erkek’le karşılaşması anlatılıyor.
Beş farklı durumla anlatılan, içinde politik, psikolojik ve kültürel kırılmaların da yaşandığı zorlu bir dönem Karşılaşma, Uzlaşma, Çatışma, Vedalaşma ve ayrılma başlıkları ile işleniyor. Şafak Eruyar’ın dramaturji çalışması ile döneme nesnel bir prizma tutulan oyunun, dekor ve kostümlerini Nilüfer Moayeri, ışık tasarımını Yüksel Aymaz, döneme ilişkin görüntü tasarımını ise İlker Yeğin, Mehmet Aslan ve Zeynep Özden birlikte kurgulamışlar.
Nesrin Kazankaya oyununda döneme ilişkin yaşanılan baskı ve parçalanmışlıkları anlatırken aynı zamanda dönemin mücadele insanlarının nasıl aniden döneme ve duruma uyumlu hale gelebildiklerini de sorguluyor. Yaşanılan onca acı ve tahribata karşı insanların bu süreci salt iktisadi bağlamda değerlendirerek yaşanılması kaçınılmaz bir gerçeklik hatta bir zorunluluk gibi göstermesini de sert bir dille eleştiri getiriyor. Kazankaya darbe ile ülkeye giydirilen deli gömleğinin değişime zorlanan bütün alanların (toplumsal, kültürel ve hatta ahlaki) kendi gerçeğine ve hedefine uygun prototipler yarattığının altını çiziyor. Aslında bu gün yaşadığımız her türden sancının yeni bir siyasi ve kültürel kimlikle kodlanan insanların şaşkın ve yönsüz tavırlarının da belirleyici olduğunu oyunda bir kahraman üzerinden vurguluyor.
Sahneleme yorumunda dönemi nostaljisi, anıları ve acıları ile duygusal değerlendirmelerden kaçınarak nesnel olarak anlatıyor Kazankaya. Görsel olarak oyunculuğun en önemli anlatım unsuru olarak kullanıldığı oyunda dönemi ve bugünü anlamlandırmak bağlamında yoğun bir müzik kullanılıyor ve yaratılan bu atmosfer anlatıma önemli bir katkı sunuyor. Tiyatro Pera’ya oyunculuğu ile ciddi katkılar sunan Venedik Taciri’nden sonra Quıntet de önemli bir misyon yüklenen Can Başak ‘Erkek ‘ yorumu ile hem öykünün anlatımında hem de rejinin yorumuna önemli katkılar sunuyor. Önceden devrimci şimdinin liberal özgürlükçüsü olan Erkek’te Başak sesi ve tavırlarındaki tutarlılık ile önemli bir oyunculuk örneği sergiliyor. ‘Kadın’ yorumu ile sahnede izlediğimiz Defne Halman abartısız oyunculuğu ile kadın iç çatışması, çelişkisi ve arayışlarını, yaşadığı duygusal yoğunluğu özel bir ölçümle seyirciye aktarıyor. Halman oyuculuğundaki ciddiyet ve içtenliği yansılarken hem uzun yılların deneyimini farkettiriyor bize hem de gizlenmiş mütevazılığı ile oyunculuğa yüklediği anlamı sezdiriyor. Nesrin Kazankaya yazarlıkta olduğu gibi kendi kurguladığı karakteri oyunculuğu ile can vermek ve onu yaşayan bizden biri haline dönüştürme konusunda usta ve açık kahraman. Oğul’da izlediğimiz Erdinç Anaz hareket ve tavırları ile ve oyunculuğa dair önemli deneyimler biriktiren bir tarzla içtenliğini koruyor sahnede.
Tiyatro Pera sahnede toplumsal hesaplaşmasını devam ettiriyor. Estetik tereddütlerini de koruyarak hem Nesrin Kazankaya hem de topluluk olarak Tiyatro Pera tarihsel ve sanatsal bir misyonu yerine getiriyor. Darbe sürecine ve yaşadığımız günlerin geçmişten bugüne kimler tarafından, nasıl ve ne için kurgulandığını yeniden düşünmek için Bir Dönüşün Beşlemesi ile yüzleşin.
METİN BORAN
ÖNCEKİ HABER

GERÇEĞİN GÖZÜYLE

SONRAKİ HABER

Mersin Valiliği kayyum eylemlerini 15 gün süreyle yasakladı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa