16 Şubat 2010 05:00

GERÇEĞİN GÖZÜYLE

Yazmanın, konuşmanın zor geldiği bir zaman aralığında durmuşsanız artık yaşamın güzelliğine de insanlığa da inancınızı yitirmeye başlıyorsunuz demektir.

Paylaş

Yazmanın, konuşmanın zor geldiği bir zaman aralığında durmuşsanız artık yaşamın güzelliğine de insanlığa da inancınızı yitirmeye başlıyorsunuz demektir. Çünkü çevrenizde gördüğünüz yüzler, kulağınıza boca edilen sözcükler, dört bir yanınızı saran adaletsizlikler, yoksulluklar; insanın insana kıyımı, hayvanlara, doğaya yöneltilen vahşetin ardında da insan suretlerinin yer alması yaşam serüveninizde salt büyük bir acı üretir sizin için. Vicdanların suskunluğunu anlayamazsınız. Katillerin kutsandığı bir toplulukta yaşıyor olmaktan utanç duyar isyan edersiniz. Ortak bir vicdanla sesinizi çoğaltarak sorumlu katlara, devlete ulaştırmaya çalıştığınızda da hayal kırıklığı eli kulağında beklemektedir sizi.
Halkı bilgilendirme işlevi ile yükümlü medya bu tür sesleri ya duymazdan gelir ya da kendi meşrebince yorumlar. Örselenmiş, sinikleştirilmiş bireylerin çoğunluğu oluşturduğu toplum ise genelde böylesi aykırı seslere duyarlı değildir. Bir lokma bir hırka felsefesiyle beslenen düzeni bozulacak diye ürker. Tepki verir çoğaltmaya uğraş verdiğiniz seslere. Üstelik . bozguncuya çıkar adınız.
Böyle toplumlarda hukukun üstünlüğü lafta, politikacının gücü ise her yerdedir. Kendilerini vatanı korumayla görevlendirmiş kimilerine göre düşünmek suçtur. Sorgulayan irdeleyen yurttaş olmak da. Düşünmeyi ifade etmek, yazmak, çizmek, tiyatro yapmak, eleştiri hakkını kullanmak bile suç kapsamında yer alır. Yakın çevrenizdeki okumuş etmiş, kalıplı kıyafetli insanlardan ırkçılık kokan sözcükleri duyunca ne düşünüyorsunuz? Kadının yok sayıldığını, cinsel tercihleri nedeniyle insanların sokaklarda, caddelerde dövüldüğünü, insana sokakları caddeleri işgal eden bir binek aracı kadar olsun değer biçilmediğini yaşam deneyimlerimizle öğretmediler mi bize?
O halde; yeni dünya düzenine hızlı biçimde uyum sağlamış bir ülkenin bireyleri olarak, emeğin hor görülmesine tanık olmak niye şaşırtsın ki bizi? Hak arayan TEKEL işçilerinin sorunsalına 64 gündür yanıt ver(e)meyen, ciddi bir çözüm düşünmeyen siyaset erbabının vurdumduymazlığının da şaşırtmadığı gibi. Bu topraklarda nicedir çocuklar çocukluğunu, kadınlar da kadınlığını yaşayamıyor. Özgürce aşklarını da yaşayamıyor insanlar. Bakmayın Anamal düzeninin ortaya attığı “Sevgililer Günü” çığırtkanlığına. Aşk medyanın dedikodu malzemesi, sermayenin kazanç için sıkça başvurduğu bir sözcüktür salt. RTÜK’ün Türk aile yapısı, toplumun töre bakışı ile sınırlanarak çerçevelenip bir kenara model olarak konulmuştur. Zor zamanlar yaşıyoruz elbet. Ama yine de umudu eksiltmiyoruz. Hele de TEKEL işçilerinin yaktığı ışığı, emek dayanışmasını yaşadıkça...
Yazınımız Usta Şairi Arif Damar’dan bir şiirle sonlayayım istiyorum yazımı. Arif Damar için bir yazı boyuna sığamayacak kadar çok şey var anlatılacak. Özetlemem gerekirse o, özgürlüğün, emeğin, barışın bir büyük ozanıdır Arif Damar... “Sokak” şiirini birlikte okuyalım:
“Önce yağan kara gülümsedi
Kaçıştı sonra yalınayak çocuklar
Dikildi durdu işsizin biri
Çıkardı güneşi ceplerinden

Kadındı kursağına girmedi
Kaç gündür sıcak bir şey
Taa Sivas’taki çorbasını
Uzattı bir hasta yattığı yerden

Oda soğuk
Kapı aralıktı
Bir bebek öğrendi karanlığı
Bir uçurtma tellere takılırken”
TURGAY OLCAYTO
ÖNCEKİ HABER

KOD ADI KILIÇBALIĞI STAR 22.10

SONRAKİ HABER

Çerkes Soykırımının 155. yılında yaşamını yitirenler anıldı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa