16 Şubat 2010 00:00

4 Şubat grevi ve çocuklar

Tarih 4 Şubat 2010, Ankara’da yapılan miting, kürsüde bir TEKEL direnişçisi babanın kızı niçin kürsüye çıktığının bilinciyle “Ben okumak istiyorum.

Paylaş

Tarih 4 Şubat 2010, Ankara’da yapılan miting, kürsüde bir TEKEL direnişçisi babanın kızı niçin kürsüye çıktığının bilinciyle “Ben okumak istiyorum. Benim okumamı engelliyorlar” diyor. Duygularının yoğunluğuyla ağlamaya başlıyor. “Siz kimsiniz? Benim okumamı engelliyorsunuz. Ben okumak istiyorum” diyerek gözyaşları içinde kürsüden iniyor.
Aynı günlerde Ankara’da okula geç gelen ve devamsızlık yapan bir çocuğa öğretmeni soruyordu: “Çocuğum neden böyle yapıyorsun? Niçin okula gelmiyorsun?” diye. Çocuk ise yalnız konuşmak istediğini söyleyip, öğretmeni koridora çıkararak, “Öğretmenim ben niye okula gelmiyorum biliyor musunuz? Biz açız, bazı günler yemeğe ekmek bile bulamıyoruz. Babam belediyede bir taşeronda çalışıyor ama maaş alamıyor, ödemiyorlar” diyor ve öğretmeni söylediklerinin doğruluğunu ispatlamak için evine davet ediyordu.
Aynı saatlerde Başbakan bir hastanenin açılışını yapıyor. Yeni doğan bebekleri kucaklıyordu. İsimlerini aileleriyle birlikte koyarken bir yandan da kadınlara biçtiği rolü hatırlatarak, o ünlü sözlerini sarf ediyordu. “En az üç çocuk yapacaksınız ha!” Yani TEKEL direnişçisi işçilerin ve okulda babası taşeron işçisi olan çocuğun yaşadığı gibi eğitimsiz, sağlıksız, iş güvencesiz, sosyal güvenliksiz, 4-c’li köle ordusuna katmak istenen o çocukları doğuracaksınız.
Sormak gerekiyor Sayın Başbakan’a… Kendi çocuklarının yabancı ülkelerde en iyi okullarda okumasını sağlarken, yurtdışı eğitimleri için sponsorlar, burslar ayarlarken, emekçi çocuklarının okullarına hizmet götürülmemesi, verilen hizmetlerin paralı hale getirilmeye çalışılması ve değişik kalemler altında aidatlar toplatılmasının ne anlama geldiğini! Çok değil birkaç yıl önce sosyal güvenlik yasası çıkarken ve büyük tartışmalara neden olurken Sayın Cumhurbaşkanımızın on sekiz yaşından küçük oğlunu, yasadan etkilenmesin diye sigortalı yaptığını dünya alem duymuştu. Çocuklarının gelecek kaygıları olmadığı halde, ülkenin yönetici kadroları kendi çocuklarına hak olarak gördüklerini, emekçi çocuklarının burnundan getirmeye çalışmaktadırlar.
Kendi emeklilik haklarını iki yıl gibi kısa sürede jet hızıyla geçiren milletin vekilleri, yedi sülalelerinin sağlık haklarını, tedavilerini parasız ve sınırsız hale getiren vekillerimiz, halkın kaliteli ve parasız bir sağlığa ulaşmasının önüne duvarlar, setler örmektedirler. Artık işsiz-güçsüz bıraktıkları, kapının dışına koydukları halk, sağlık hakkını da paralı olarak kullana(maya)caktır.
Tam da bu süreçte TEKEL işçileri Türkiye’de uzun yıllardır yapılamayan bir işi, altı konfederasyonu bir araya getirerek “4 Şubat” dayanışma grevini gerçekleştirdiler. Bu grevde emekçileri bir araya getiren yirmi birinci yüzyılın köleliği olan 4-b, 4-c çalışma koşulları, taşeronlaştırma, özelleştirme vb. uygulamalarıydı. “4 Şubat” TEKEL işçilerinin sürdürdükleri mücadelenin ürünüdür. Onlardır ki ilk günkü gibi kararlılıklarını haykırmaktadırlar. Çocuklar-çocuklarımız, geleceğimiz, her şeylerimiz onlar… Onlar içindir bu mücadele… Demektedirler.
TEKEL işçilerinin bu mücadelesi şimdiden kazanımlarla sonuçlandı. 4-c’de 10 ay olan çalışma süresi 11 ay çalışma süresine, her aya bir gün izinden her aya 2 gün izin süresine, toplamda 22 günlük izine, birde kıdem tazminatını kazanım hanesine yazdırdılar.
Ancak bu yetmez! Canımız, geleceğimiz çocuklarımız için yetmez. Onların beslenmesi, okuması, sağlıklı olması için yetmez…
Şimdi sıra çekingen duran, uzak duran ama kendileri de yoksul olan, işçiden-işsize bütün emekçi kardeşlerimize ulaşmaya, onları da bu direnişin içine çekmeye gelmiştir. TEKEL işçilerinin çocuklarını bekleyen geleceksizlik, milyonlarca emeğiyle geçinen işçinin, memurun, işsizin çocuklarını beklemektedir. TEKEL işçilerinin çocukları için sürdürdüğü bu mücadele, emekçi çocuklarının geleceği için büyütülmesi gereken milattır.
Bir türküde duyduğum şu dize çok hoşuma gitmiştir. “Kısa çöp, uzun çöpten hakkını alacak elbette.” Evet hakkımızı alana kadar sürecek kavgamız. Biz emekçiler, bizden ve çocuklarımızdan çalınan güzel olan ne varsa alana dek mücadelemize devam edeceğiz.
Şiarımız şudur “TEKEL işçisi kazanırsa hepimiz kazanacağız.” Çocuklarımızı bekleyen güzel günlerin ışığıyla…
GANİ YILDIRIM Eğitim Sen Ankara 3 Nolu Şube İşyeri Temsilcisi
ÖNCEKİ HABER

Beni ve seni anlatır bu sözler

SONRAKİ HABER

Ekofest’te çevre mücadeleleri konuşuldu: Mücadeleleri birleştirmek gerek

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa