17 Şubat 2010 05:00

UFUK

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın AKP hakkında kapatma davası için iddianamesini tamamlamak üzere olduğuna dair kulis haberleri son dönemlerde artış gösterdi.

Paylaş

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın AKP hakkında kapatma davası için iddianamesini tamamlamak üzere olduğuna dair kulis haberleri son dönemlerde artış gösterdi. Güneş Gazetesi Yazarı Talat Atilla’nın dünkü köşe yazısı bu konuda iddialı bir kulis haberi olarak dün İnternet haber sitelerinde de kendisinden söz ettirdi.
Atilla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın AKP’ye yönelik kapatma davasının iddianamesinin son rötuşlarını yaptığını öne sürdüğü yazısında, Yargıtay telefonlarının Adalet Bakanı’nın imzası ile dinlenmesi ve ‘Habur karşılaması’nın iddianamenin en öne çıkan iki noktası olduğunu belirtiyor. Talat Atilla, şöyle devam ediyor: “İddianameye en son giren delilin DTP’li Hatip Dicle’nin İçişleri Bakanı Atalay’a atfen söylediği ‘Müsteşarımı Diyarbakır’a gönderdim. Hakim ve savcılar ayarlandı, geldikleri gibi geçecekler’ sözleri olduğu belirtiliyor.
Yukarıda yazdıklarım beni hemen hemen hiç yanıltmayan haber kaynağımın iddiaları...
Doğru, eksik ya da yanlışlığını elbette zaman gösterecek.”
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, dün partisinin grup toplantısında iktidara yönelik vuruşlarını aynı noktadan gerçekleştirdi: “Şimdi Habur’da yaşananlarla ilgili olarak sis perdesi aralanmaya, bizce malum ama kamuoyu tarafından yeterince anlamlandırılamayan ihanet projesinin hesap verecek aktörleri ortaya çıkmaya başlamıştır.. Bölücülükle yargılanan bir eski milletvekili yaptığı açıklama ile PKK’lıların törenle kucaklanması, serbest kalmaları için hakimlerin ayarlanması, eli kanlı canilerin gönlünün alınmasında, bütün tezgahı hazırlayanın İçişleri Bakanı olduğunu açıklamıştır.”
CHP lideri Deniz Baykal’ın da, Habur’da “Hakim ve savcıların ayarlandığı” iddiasına dayalı olarak Başbakan Erdoğan ve İçişleri Bakanı Atalay hakkında gensoru vereceklerini açıkladığı biliniyor.
Öncelikle şunu belirtmek gerekiyor. Habur’daki ‘hukuki esneklik’ belki AKP’nın ‘Kürt açılımı’ iddiasının en dişe dokunur yanını oluşturuyordu. Ancak, Habur’daki sürecin bu şekilde işlemesi ya da bugün hükümete köşeye sıkıştırmaya yönelik hamlelerin manivelası haline getirilmesi, herkesten önce hükümetin kendi politikalarının doğal bir sonucunu oluşturuyor. AKP Hükümeti, Kürt sorunundaki açılım iddiasıyla ilgili olarak pek çok kurumla ve aydınla görüşmeler yaptı. Ancak ne var ki, bu konuda, toplumun önüne, konuyu gerçekten çözmeye aday bir samimiyet ve hazırlıkla çıkmadı. Durum böyle olunca da, Kürt sorunuyla ilgili adımlar ya da medyatik şovlar ya da kaçak göçek kimi adımlarla sınırlı kaldı. Anlaşılıyor ki, Habur meselesi de, bu anlayıştan izler taşıyor.
Öcalan’ın çağrısı üzerine Türkiye’ye gelen PKK’lilerin, sınırda tutuklanmadan Türkiye’ye girebilmesi, sorunun silahsız çözümünü isteyenler tarafından olumlu bir adım olarak karşılanmıştır. Ne var ki, hükümet bunu meşru ve doğru bir adım olarak savunabilmek yerine ‘karanlıkta’ bırakmayı ve Habur’dan sonraki kimi manzaraları gerekçe göstererek kısa bir süre önce kapatılmış olan DTP’ye yüklenmeyi tercih etmiştir. Yani Hükümet, Habur’daki kendi esnekliğini kendisi için siyasi bir ‘ranta’ dönüştürürken, PKK’lilerin kitlesel karşılanma törenlerini de DTP’yi hırpalama politikasının manivelası olarak kullanmıştır. Tam da bu nedenlerle Habur süreci bugün siyasi rakipleri tarafından AKP’ye karşı da bir manivela olarak kullanılabiliyor. Ve eğer iddia doğru ise, Habur karşılaması, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın AKP’yi kapatma davasıyla ilgili iddianamesine bile girebiliyor.
DTP’nin kapatıldığı ve bugün BDP’nin de rahat bırakılmadığı sürecin temel sorumlularından birini AKP iktidarı oluşturuyor. Eğer parti kapatmayla ilgili mevzuat kaldırılmış olsaydı ve Kürt sorunuyla ilgili olarak topluma mal edilmeye çalışılan samimi bir açılım süreci olsaydı, Habur süreci bugün bu biçimde AKP’ye karşı kullanılabilir miydi?
Bu sürecin nereye varacağını göreceğiz. Ancak, AKP Hükümeti iktidarı boyunca ilk kez TEKEL işçilerinin direnişleriyle başlayan ve giderek diğer emek örgütlerini içine alan bir muhalefet karşısında zayıf düşmüşken, böylesi bir kapatma davası, AKP’ye yine ‘mağdur’ payesi yüklemeyecek midir?
Doğru olan hükümetin emekçiler tarafından, halk tarafından iktidardan düşürülmesidir. Bu halka saygının da bir gereğidir.
Diğer yandan, askerin ya da yargının sopasının siyasetin üzerinden eksik olmadığı bir ülkede demokrasinin kırıntısından söz edilebilir mi?
FATİH POLAT
ÖNCEKİ HABER

Çocuk hastanesinde sağlık manzarası!

SONRAKİ HABER

İstanbul'da 10 yaşındaki bir çocuk inşaat çukuruna düştü

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa