17 Şubat 2010 05:00

GERÇEK

İşçilerin, patronun keyfine göre çalıştırıldığı günlere son verip; işçinin de insan olarak çalışma hakkına sahip olduğunu göstermesi ve iş güvenceli çalışma...

Paylaş

İşçilerin, patronun keyfine göre çalıştırıldığı günlere son verip; işçinin de insan olarak çalışma hakkına sahip olduğunu göstermesi ve iş güvenceli çalışma koşulları elde etmesi mücadelesi, 200 yıl sürdü. Sonunda Ekim Devrimi’yle birlikte, patronun işçileri keyfe göre çalıştırıp kafasına göre işten atmasının yasalarla önlediği bir çalışma düzeni oluşturulması dönemine geçildi.
Son çeyrek yüzyıldır kapitalist güç odakları, işçi hareketinin reformcu sendikaların kontrolüne geçmesi ve işçi hareketinin köşeye sıkıştırılmış olmasından aldığı güçle, yeniden o eski “altın çağlarına” dönmek için uğraşıyorlar.
Özelleştirmelerin, taşeron çalışmasının yaygınlaştırılmasının, iş yasalarının değiştirilmesinin en dolaysız amacı, işçilerin kapitalistlere maliyetini düşürmek içindir. Bunun için en önemli şey de işçilerin kazanılmış haklarının ortadan kaldırılmasıdır. Çünkü kazanılmış haklar denilen haklar; sömürüyü, kapitalistin işçi üstündeki “haklarını” sınırlamaktadır.
İşte TEKEL işçisine dayatılan 4-c de; bu, patronların keyfine göre işçiyi çalıştırıp, işine öyle geldiğinde işçiyi kapı önüne koymanın en kestirme yoludur. Başka bir söyleyişle; yapılmak istenen, işçilerin 200 yıllık mücadelesinin kazanımlarını yok etme saldırısının bugün de sürdürülmesidir.
Onun içindir ki; TEKEL işçisinin mücadelesi, bir yandan işçilerin en güncel taleplerinin mücadelesiyken, öte yandan bu 200 yıllık mücadelenin de bir devamıdır. Bu nedenle, “TEKEL işçisi bütün sınıf, hatta bütün emeği ile geçinenler adına mücadele etmektedir” diyoruz.
Başbakan, TEKEL işçilerinin 4-c’yi kabul etmemesi karşısında, “Bu ülkede daha az ücrete çalışacak milyonlarca kişi var” derken de, bu 200 yıllık mücadeleyi inkar eden bir kapitalist gibi konuşuyor. Çünkü sermeye ve onların her boydan temsilci ve yardakçıları, artık işçinin de hakları olduğunu, bu hakların bir bölümünün de yasalarla düzenlenmiş olduğunu kabul etmek istemiyor. Onun için Başbakan, TEKEL işçilerinin “4-c statüsünde çalışmak istemiyoruz” demelerini anlamıyor ve olsa olsa, “Bunların arkasında koltuğuma göz dikmiş karanlık güç odakları vardır; yoksa bu işçiler ne bilsinler birleşip direnmeyi?!” diye düşünüyor.
Bir de gerçeğin diğer tarafı var ki, bu pratik mücadele bakımından daha da önemlidir.
Şöyle ki; Başbakan’ın sendikaları ve işçileri açıkça hedef ilan etmesinden sonra, artık bu mücadele hem TEKEL işçileri, hem sendikacılar, hem de emek mücadelesinin ilerlemesinden çıkarı olan herkes için bir onur mücadelesine dönüşmüştür.
Çünkü Başbakan ve bakanları; sendikacıları yalancılıkla, ikiyüzlülükle, işçileri aslında davalarına bağlı olmamakla, tüm emek güçlerini de TEKEL mücadelesine sahip çıkarken aslında ikiyüzlülük etmekle suçlamıştır.
Kuşkusuz mücadelenin bundan sonraki seyri içinde bu onur mücadelesinin de önemli yeri olacaktır.
Öte yandan, dört konfederasyonun genel sekreterleri bir araya gelerek, 19-21 Şubat günlerinde bir dizi eylem kararı almışlardır ve 22 Şubat’ta gelişmeler değerlendirilerek yeni kararlar alınacaktır.
Elbette bundan sonra alınacak eylem kararları, öncekilerden daha etkin olmalıdır ki, hükümetin inadı kırılabilsin! Mantığın gereği budur. Ancak burada ondan da önemlisi; alınan kararın arkasında sendikaların ve her kademedeki yöneticilerin durması, attıkları imzaya sahip çıkmasıdır. Bugüne kadar bu konuda sendikaların çoğu çok kötü sınav vermiş, çeşitli bahanelerle yaptıkları eylem çağrısının arkasında durmamışlardır. Başbakan ve bakanlarına, sendikaları ve sendikacıları aşağılar konuşmalar yapma cesareti veren de bu “tutarsızlık” olmuştur.
Şu çok açıktır ki; tüm sınıfın, emeği ile geçinen herkesin, TEKEL işçilerinin safında mücadeleye girmesi, bu mücadelenin başarısının koşuludur. Burada da bu kararı alacak olan, dört konfederasyondur. Bu yüzden de bu dört konfederasyonun yöneticileri, böyle bir sorumlulukla yükümlenmişlerdir. Gerekli kararları alarak gereğini yapmazlarsa, tarih önünde sorumlu olacaklardır. Sadece tarih önünde değil, bugünün işçi ve emekçileri önünde de verecekleri bir hesaptır bu.
İ. Sabri Durmaz
ÖNCEKİ HABER

TEKEL işçileri, olmamız gereken yeri gösterdi

SONRAKİ HABER

Almanya’da sendikalar ve belediyeler iklim eylemine katılım çağrısı yaptı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa