BAŞYAZI

BAŞYAZI

  • Bugünlerde her düzeyde yapılan politik tartışmalarda, gündem politika olunca; en çok kullanılan cümle, “Memlekette neler oluyor yahu?”dur.


    Bugünlerde her düzeyde yapılan politik tartışmalarda, gündem politika olunca; en çok kullanılan cümle, “Memlekette neler oluyor yahu?”dur.
    Bir gün bakıyorsunuz bir savcı, bir ordu komutanının (3. Ordu Komutanı Saldıray Berk) kapısına dayanıyor.
    Ertesi gün, iki amiralin “şüpheli olarak” ifadesinin alınacağı açıklanıyor.
    Bir başka gün, bir başsavcının (Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner) makamı ve evi kuşatılıyor; basın önünde aramalar yapılıyor. Ve başsavcı tutuklanıyor.
    Öte yandan, Genelkurmay başkanı; bir yandan Başbakan’la “paslaşmasını” sürdürürken, öte yandan “TSK’ya karşı asimetrik ve psikolojik savaş yürütülüyor. Gerekirse biz de elimizdeki belgeleri açıklarız” diye tehditler savuruyor. Dahası; Genelkurmay başkanı, her vesileyle (darbe, suikast girişimleri, intiharlar...) gündeme gelen Deniz Kuvvetleri’nin Gölcük Üssü’nü ziyaret edip, orada subay ve astsubaylara moral veriyor: “Şövalye gibi davranın!.. Bağrınıza taş basın!..”
    Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner’in tutuklanması kararını incelemeye aldığı belirtiliyor.
    Bütün bu olanları, “düzen” sahibi TÜSİAD, hem nalına hem mıhına vuran açıklamasında “itidal” çağrısı yaparak karşılarken; Erdoğan-Baykal-Bahçeli arasında, gerçeği açıklamaktan çok, olup bitenden en büyük rantı sağlamak için daha yüksek sesle bağırıp çağırdıkları bir tartışma yürütüyor.
    Sermaye basını ise yapılan her şeyde bir keramet keşfedip hükümetin kalemşorluğundan öte silahşoru olarak da davranırken, diğer basın organları ise gerçekten çok spekülasyon ve sansasyonu öne çıkararak, “Bu memlekette neler oluyor?” sorusunu büyütmeye katkı sunuyorlar.
    Emekçiler, halk ise bu baskıların etkisinde! AKP’yi kayıtsız koşulsuz destekleyenler ve “Her şey askerin, yargının karalanması içindir; bunlar tertemiz devlet görevlileridir” diyenler bir yana bırakılırsa, geri kalan büyük çoğunluk iki kategoriye ayrılmaktadır. Bunların bir bölümü; “Evet, bir şeyler olmuş, bazı görevliler de kimi yanlış işler yapmış olabilir ama koca ordu komutanları, orgeneraller, oramiraller, başsavcılar böyle suçlanır; paldır küldür gözaltına alınıp tutuklanır mı?” demektedir. Diğer bir bölüm vatandaş ise “Yok canım, koca orgeneraller, başsavcılar öyle boş iddialarla ‘şüpheli’ ilan edilip tutuklanamaz; mutlaka savcıların elinde, suç işlendiğine dair ciddi kanıtlar vardır!” diye devlete “saygısını” korumaya çalışıyor.
    Aslına bakılırsa, her iki görüşü savunmak için yeterince kanıt vardır.
    Darbe girişimleri, kontra eylemler, JİTEM, faili meçhul olayların arkasında yüksek görevlilerin olduğu gerçeğinin ortaya çıkması için generallere, yüksek yargıç ve savcılara kadar gidilmesi gerektiği, hem başka ülkelerdeki Gladio davalarında hem de bizim ülkemizdeki olaylarda görülmüştür. Ama aynı zamanda AKP Hükümeti’nin, bu gerçeği eğip bükerek kendi statükosunu oluşturmak için kullandığı, bu amaçla sansasyonel kampanyalar yürüttüğü de bir gerçektir. Dahası; hükümet böylece, Ergenekon ve bağlantılı kontra davalarının ciddiyetine gölge düşürerek, onların kamuoyu desteğini de zayıflatmıştır. Dahası; asıl kontra örgütlenmesine, açıkça darbecilere dokunulmazken, üstünde her tür tartışmanın yapılabileceği “darbe hazırlıkları” ve “AKP Hükümeti’ne komplo” gibi iddiaların üstüne gidilmektedir. “Arınç’a suikast” iddiasındaki “trajikomik gelişmeler” de bütün bunların üstüne tüy dikmiştir!
    Gerçek bu iki görüşün ortasında değildir elbette. Ama her olay için ortaya çıkan maddi kanıtlar göz önüne alınarak karar verilebilir. Ne var ki; birer birer olaylar, devletin en yüksek makamlarında bir iktidar mücadelesi yürütüldüğü; geleneksel, statükonun çürümüşlüğü ve suçlarına dayanarak (kontra faaliyetler, darbe eğilimleri, halka karşı işlenen suçlar...), AKP Hükümeti’nin kendi statükosunu oluşturmak istediği “büyük gerçeği” görülmeden anlaşılmazdır. Ve bu anlaşılmazsa en önemli olaylar bile bir “adi vaka” olmayı aşamaz.
    Burada ise Türkiye’nin demokrasi güçlerine görev düşmektedir. Ve bu güçler, demokrasi mücadelesinde yeterince etkin olmadıkça; demokrasi talepleri etrafındaki mücadeleyle egemen güçleri baskılayamadıkça, gerçeklerin tersyüz edilmesinden egemen güç odakları rant sağlamaya devam edecektir.
    Bugün de bu olmaktadır.
    İHSAN ÇARALAN
    www.evrensel.net