18 Şubat 2010 00:00

GÖZLEM

Emekçilerin geçmişte yaşadığı sorunların temel kaynağını oluşturtan sisteme ve onun her türden savunucularına karşı kolektif bir güç olarak harekete ...

Paylaş

Emekçilerin geçmişte yaşadığı sorunların temel kaynağını oluşturtan sisteme ve onun her türden savunucularına karşı kolektif bir güç olarak harekete geçmesinin en can alıcı noktası, sınıfın kendi içinde gösterdiği dayanışma ve mücadele birliğinin yaratılmasıdır. Sınıfın birliğinin gerçek anlamı, ancak onun örgütlü bir güç olması ve bu örgütlü gücün verdiği artı enerji ile hareket etmeyi becerebilmesidir. Sürekli eylem ve mücadele, TEKEL direnişinin de gösterdiği gibi, sınıfın üyelerini hem tek tek bireyler olarak, ama en çok da kolektif bir sınıf olarak daha bilinçli ve daha güçlü yapar. Gücün oluşması ve kullanılabilmesi, örgütlü olmanın ayrıcalığı ile birleştiğinde çok daha etkili olur. Çünkü işçiler, sayıca çok olmalarına rağmen ancak ve ancak örgütlüyken güçlü olabilirler.
Emekçilerin yaşadıkları sorunların gerçek nedenlerini öğrenmeye başladıkları andan itibaren, egemen sınıf politikalarına yedeklenmeleri için kullanılan sınıf içi bölünme ve rekabet yaratmaya yönelik hamleler daha kolay boşa çıkarılabiliyor. Bu durum aynı zamanda, tıpkı TEKEL işçilerinin yaşadığı gibi, bölünmek istenen kesimlerin birbirlerine daha yakın durmalarını, hakları için daha yoğun bir kenetlenme içine girmelerini sağlıyor.
Hangi açıdan bakarsak bakalım TEKEL direnişi, Türkiye işçi sınıfı tarihine şimdiden damgasını vurdu ve emek tarihi içindeki yerini aldı. Ama TEKEL direnişini önemli kılan çok daha özel bir durum var. 66 gündür devam eden ve her geçen gün etkisini daha da artıran bu direniş, işçi hareketi açısından aynı zamanda geçmiş ile gelecek, işçi sınıfının eski kuşakları ile yeni kuşakları arasında kurulan önemli bir köprü işlevi görüyor. Bu anlamıyla TEKEL direnişi, Türkiye işçi sınıfı tarihi açısından herhangi bir eylem ya da hak mücadelesinden çok daha büyük anlamlar taşıyor.
TEKEL işçilerinin mücadelesi bugüne kadar birkaç önemli evreden geçti. Birinci evre, 17 Ocak’ta Ankara’da yapılan ve işçi katılımı açısından dikkat çekici olan kitlesel mitingdi. Arkasından eksikliklerine rağmen daha ileri bir adım olarak değerlendirebileceğimiz 4 şubat dayanışma grevi ile bir önemli adım daha atıldı. Her iki eylemin öncesinde ve sonrasında siyasi iktidarın temsilcileri, tehditlerini artırarak sürdürdüler. TEKEL direnişinin geniş halk kesimleri tarafından sahiplenilmesini engellemek ve örgütlü işçi hareketinin bu direniş etrafında birleşmesini önlemek için akla hayale gelmeyecek sözler söylediler, tehditler savurdular.
TEKEL işçilerinin mücadelesi açısından önem taşıyan kritik eşiklerin aşılmasında, direnişteki işçilerin, Türk-İş’i ve diğer konfederasyonları birlikte hareket etmeye zorlamasının önemli bir etkisi oldu. Ayrıca tarihte örneklerine az rastlanır bir şekilde, TEKEL işçilerinin, sendikal bürokrasiyi baskı altına alarak harekete geçmeye mecbur bırakması, direnişin bugünlere kadar başarıyla getirilmesini sağladı. Bu durum, işçilerin birliğini ve mücadelesini daha da güçlendirdi.
Halkın büyük bölümünün desteğini ve sempatisini kazanmış olan TEKEL direnişinin amacına ulaşması açısından son derece kritik günlere geliniyor. TEKEL direnişi, bugün sadece birkaç bin işçinin değil, ülkenin dört bir yanında mücadele eden bütün işçilerin taleplerini gündeme getirerek, işçi sınıfının güvencesiz istihdam edilen kesimlerini birleştirmek yolunda önemli bir rol oynadı. Bu noktada bugün ya da yakın gelecekte benzer sorunları yaşayan ve yaşayacak bütün kesimlerin katılımıyla gerçek bir genel grev kararı alınır ve örgütlenirse, 4-c ve arkasından gelecek saldırıların önüne mutlaka geçilecektir. 4-c, işçilerin kollarına vurulan bir kelepçe ise o kelepçeyi açacak tek anahtarın genel grev olduğu asla unutulmamalıdır.
ERKAN AYDOĞANOĞLU
ÖNCEKİ HABER

Bölgeden demokrasi manzaraları!

SONRAKİ HABER

UNISON Konferansı'nda Türkiye'deki baskılar konuşuldu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa