19 Şubat 2010 05:00

BAŞYAZI

Herhalde birkaç gündür olanları tarif etmeye en uygun ifade, son aylarda en sık kullanılan tekerlemelerden birisi olan; “Ankara yine toz duman” ifadesidir.

Paylaş

Herhalde birkaç gündür olanları tarif etmeye en uygun ifade, son aylarda en sık kullanılan tekerlemelerden birisi olan; “Ankara yine toz duman” ifadesidir. Belki bu sefer bir adım daha atarak “Türkiye toz duman!” bile diyebiliriz. Çünkü birkaç gündür olanlar; “27 Nisan 2007 e-muhtırası” sonrasında en önemli çatışmanın görüntüleridir.
Yargıtay Başkanı, Danıştay Başkanı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HYSK) hükümete karşı, “Hükümetin yargıya müdahale ettiğini” gerekçe göstererek, “isyan” ederken, hükümet cenahı da bu “Yüksek yargı kurumlarının yargıya müdahale ettiğini” öne sürmüştür. Hükümet cenahından da iki zehir zemberek açıklama yapılırken, dün de yüksek yargı kurumlarının başkanları, sert açıklamalar yaparak ve hükümetin hedefe koyduğu HSYK’yı ziyaret ederek geri adım atmayacakların göstermiştir. CHP Genel Başkanı Baykal, beklendiği gibi yüksek yargı mensuplarına destek verirken, çok beklenmedik biçimde de “Olağanüstü yetkili savcıların ve mahkemelerin de, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin devamı” olduğunu öne sürerek kaldırılmasını istemiştir.
Cumhurbaşkanı Gül ise, gidişattaki vahamete dikkate çekerek, “AB kriterleri çerçevesinde acil bir yargı reformu” istemiştir.
Tablo bu olunca; “Adil bir yargı mı değil mi”den, “Erzincan Başsavcısı’nın tutuklanması ne derece hukuka uygun?”dan çok bir kargaşadan, bir yargı depreminden, bir kaostan söz edebiliriz. Çünkü öyle anlaşılmaktadır ki, Erzurum’da olanlar hem hükümet hem de statüko savunucusu yüksek yargı organları açısından bir bahanedir. Ve her iki taraf da siyaset yapmakta, kendi ihtiyaçları doğrultusunda yargıya müdahale etmektedir. Bu, yeni de olmamakta, yıllardır böyle sürüp gelmektedir. Yargıya tek müdahale etmeyen işçiler, emekçiler, halktır!
Peki, bu kaosu yaratan kimdir?
Elbette ki; sorunun başlıca kaynağı, yargının az çok bir bağımsızlığa sahip olmamasıdır. 12 Eylül darbesinden beri de bu böyledir. Ve gelmiş geçmiş, iktidar olmuş partiler, bunu bildikleri halde, hatta bundan şikayet ettikleri halde bu duruma son vermek için ciddi bir girişimde bulunmamışlardır. Bundan en çok sorumlu olan da sekiz yıldır tek başına iktidar olan AKP Hükümetidir.
Nitekim hükümet de, hükümetle başları pek hoş olmayan yüksek yargı kurumları da “yargı bağımsızlığı”nın olmadığından yakınmaktadır. Ama hükümet cenahı kendisinin daha kolay müdahale edeceği bir “yargı reformu” istemektedir. Bu yüzden de “yargı reformu” konusunda bir adım atılamamaktadır. Dahası son aylarda hükümet, yargı bağımsızlığı olmamasını ya da yüksek yargı organlarından hükümete yönelik muhalefeti bahane ederek, yargıda gösteriye yönelik girişimler yapmakta, özellikle de özel yetkili savcıları kullanarak (Yandaş basını da onların yanına katarak) yargı alanında bir hesaplaşma yürütmektedir. Ortaya çıkan tepkiyi bu sıkışmışlığın, bu hesaplaşmanın bir devamı olarak görmek gerekir. Bu yüzden de AKP kendi sorumluluğunu atlayarak sorunu kapatamaz.
Elbette yargı organlarının en yüksek kurumlarında da Ergenekon bağlantısı olan, Ergenekon’a yakınlık duyanlar var olabilir; ama bunun yolu onları yargı üstünde baskı yaratarak, hükümetin savcıları ve mahkemeleri iktidar gücünden yararlanarak yönlendirmesi değildir. Hükümet bu iddiaya dayanarak yargıda yarattığı baskıyı, sindirmeyi meşru göstermek istemektedir. Ama açıkça görülmektedir ki; bu yol Ergenekonculara karşı mücadelenin bir yolu olamaz. Ve şimdi de hükümet, bir bakıma ektiğini biçmektedir!
Ama şu da bir gerçek ki; yargıçlar bu tepkiyle AKP Hükümeti’ni hizaya getireceklerine ya da son günlerde tartışılmaya başlandığı gibi Yargıtay Başsavcısı’nın AKP’ye yeni bir kapatma davası açmasıyla çeşitli odakların, AKP’yi hırpalama taktiği ile birleşiyorlarsa, bu hesabın sadece AKP’ye yarayacağı da apaçıktır. Çünkü AKP’nin kendisi 28 Şubat’ın bir eseri olduğu gibi, “mağduriyet” de bu partinin temel besinidir. Ve AKP zaten kamuoyundaki itibarı aşağıya doğru giden bir parti haline gelmişken, yeniden AKP’ye yönelik yargı ya da asker üstünden gelecek baskıların AKP’ye , yarayacağını görmemek aşırı bir dar görüşlülük olur.
Evet, Türkiye toz dumandır! Ama demokrasi güçleri; bu toz duman içinde gerçekleri ısrarla savunmak, çarpışan sermaye kliklerine yedeklenmeden gerçekten demokratik bir ülke için mücadeleye hız vermek durumundadırlar.
İHSAN ÇARALAN
ÖNCEKİ HABER

İşsizlik en büyük sorun

SONRAKİ HABER

Ege Üniversitesinde iş kazaları alarm veriyor: 1 yılda 39 iş kazası

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa