20 Şubat 2010 00:00

YOLCULAR İÇİN EL AYNASI

Bir yolcu gördüm,Yaptığı yolculuklar sırasında durmaksızın fotoğraf çekiyor...

Paylaş

Bir yolcu gördüm,
Yaptığı yolculuklar sırasında durmaksızın fotoğraf çekiyor, çektiklerini özenle tasnif ediyor, işi biten her bir fotoğrafı pirinç kakmalı, kurşun çekmeceli demir bir sandığın içine yerleştiriyordu.
Dipsiz bir kuyu gibi dolmak bilmeyen sandık, adeta içine aldıklarını unutturmak için hazırlanmış özel bir makamdı. Bu sandık, yolcu tarafından özenle korunuyor, saygı görüyor ancak ne o ne de bir başkası bir kez olsun dönüp bakmıyordu içindekilere.
Bir seferinde, bir kavşakta otururken gördüm onu. Bitkin, oldukça çaresiz, adeta yıkılmıştı, bambaşka biri gibiydi.
Bunca zaman içinde çok defalar karşılaştığımız halde, birlikte yolculuklar yapmış olmamıza rağmen beni tanımazlıktan geldi. Yanına oturdum, derdini sordum, konuşmadı. Bırakın konuşmayı, bir yabancıya bakan gözlerle baktı yüzüme. Sanki hafızası silinmiş, kendisinden ve yaşadıklarından hiçbir şey kalmamıştı geriye.
Ne yapacağımı bilemediğim uzun bir süre geçti aradan.
Neden sonra konuşmaya başladım. Ona kendimi hatırlattım, adımı söyledim, başımızdan geçenleri anlattım, nafile. Uzak bir noktaya dikilmiş gözleriyle sanki görünmeyen bir fotoğrafçıya poz verir gibi öylece duruyordu. Beni tanımak, benimle konuşmak bir yana, korkarım kendisinin kim olduğundan bile haberi yoktu. Başka bir alemde yaşıyordu.
Çantamda, yıllar önce bana hediye ettiği bir fotoğraf olmalıydı. Gizli gözlerin birinde bulup çıkardım, gösterdim, bir anda bakışları değişti, beni tanıdı.
Beni kendimden değil, fotoğrafımdan tanıdı. Adımı söyledi, konuşmaya başladı, gel gör ki benimle değil fotoğrafımla konuşuyordu.
“Seni son gördüğümde,” dedi “Yolun yalçın bir kayaya dayanmıştı. Dikkatli adımlar atıyor, her hareketini hesaplayarak, yavaş yavaş yükseliyordun. Fotoğrafını o gün çektim. O fotoğraf çektiğim son fotoğraf oldu. Sen sanki o fotoğrafla birlikte geçmişimde ne varsa hepsini alıp götürdün. Çektiğim ne kadar fotoğraf varsa hepsi, ama hepsi, geriye bir tane bile kalmadan kaybolup gitti.”
“Nasıl?” diye sordu elindeki fotoğraf. Elindeki fotoğraf mı sordu, ben mi?..
“Nasıl mı oldu? Neden bu hale geldiğimi mi öğrenmek istiyorsun? Yollarda olmak varken neden burada biçare kaldığımı mı merak ediyorsun?…”
Anlatmaya başladı, kulak kesildim.
Fotoğrafları çalınmıştı. Hırsızlar, o güne kadar çektiği ne varsa hepsini demir sandıkla birlikte alıp götürmüştü. Onca fotoğraf ne işine yarardı hırsızın bilinmez, ama o bir kez bile dönüp bakmadığı fotoğrafların kaybolmasından öylesine etkilenmişti ki, oracıkta kalakalmıştı.
Ne yaptığını, nerede olduğunu, kimliğini unutmuş, hafızasını kalınlaşan puslar arasında yok olmaya terk etmişti.
O öylece otururken, çok geçmeden şunları söylediğini işittim. Bir ferahlık gelmişti sesine:
“Bunca zaman, yolculuklarımın her anını sadece fotoğrafa kaydetmek için yaşadığımdan olsa gerek, o suretlerle birlikte, her şey beni terk edip gitti. Şimdi her biri çekilmiş fotoğraflarda sürdürüyor hayatını. Yarattığım suretler ve geçmişim, ben olmadan daha özgürler.”
ÖZCAN YURDALAN
ÖNCEKİ HABER

atv ‘durumdan vazife’ mi çıkardı?

SONRAKİ HABER

Muğla Fethiye'de orman yangını

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa