22 Şubat 2010 00:00

EKONOMİ VE POLİTİKA

Cumhurbaşkanı ve başbakan, psikolojik ve/veya siyaset danışmanlarının tavsiyeleri doğrultusunda zaman zaman yemekli toplantılar yaparak, bir anlamda “halkla ilişkiler” alanlarını genişletmeye gayret etmekteler.

Paylaş

Cumhurbaşkanı ve başbakan, psikolojik ve/veya siyaset danışmanlarının tavsiyeleri doğrultusunda zaman zaman yemekli toplantılar yaparak, bir anlamda “halkla ilişkiler” alanlarını genişletmeye gayret etmekteler. Açıktır ki, bu tür davetleri dostluk ilişkisi olarak değil, siyaset ortamında yürütülen ve ülke siyaseti üzerinde gerçekleştirilen iletişim, hatta yönetişim olarak görmek gerekir. Bu itibarla, bu tür davetlere icabet etmek ya da etmemek kadar, davetteki konuşmalarda tavır ortaya koymak ya da koymamak da sosyal sorumluluk olarak görülmelidir. Zira, davete icabet ve yemekli toplantılarda sergilenen davranış tarzı, uyguladıkları siyaset bağlamında siyasetçiye destek ve güç verebileceği gibi, siyasetçileri, siyasetleri ve/veya uygulama yöntemleri üzerinde bir kez daha düşünmeye sevk edebilir. Kısacası, bu tür davetlere icabet ve toplantıda sergilenen tavır, ciddi toplumsal sorumluluk gerektirir ve bundan dolayı da, davet sonrasında “sakin yemek ortamında olumlu görüşmelerde bulunduk” gibi geçiştirici laflardan kaçınılıp, tüm safahat hakkında topluma geniş bilgi verilmesi gerekir.
Devlet erkanının toplumun bazı kesimlerine yemekli davet vermesinin ikili hedefi olabilir. Birinci hedef, uygulanan politikaların toplum üzerinde etkili olduğu düşünülen kesimler marifetiyle tüm topluma sempatik yoldan yaygınlaştırılmasıdır. Mesele böyle ele alındığında; açıktır ki davet edilenler, mesaj alma konusunda pasif, alınan mesajı topluma yayma konusunda ise aracı sıfatıyla aktif konumdadır. Nitekim, öyle anlaşılıyor ki son toplantıda Başbakan, fikir alışverişinde bulunmak yerine, açılım gibi bazı politika uygulamalarında sanatçılardan destek istemiştir. İkinci hedef ise toplumun sorunlarına duyarlı kesimlerden kişilerin davet edilerek, onların fikirlerinin alınması yoluyla toplumun nabzını tutmak olabilir. Demokratik uygulamalar ve Habermas türü “kamusal alanlar” görüşüne uygun düşen toplantı türünün ikinci hedef anlayışı çerçevesinde yapılması gerekiyor olmakla beraber, fiilen uygulamada böyle bir yaklaşıma gidilmediği anlaşılmaktadır.
Her iki hedef doğrultusunda yapılan toplantılarda da aday belirlemesinde seçici olunması doğal karşılanıyor olmakla beraber, birinci hedef doğrultusunda gerçekleştirilen toplantılarda bu seçiş tüm taraflar açısından daha da önemlidir. Yukarıdan görüş aktarılacağı ve bunun topluma uygun bir dille anlatılmasının istendiği bir yerde, adayların seçimi de ona göre özel olur. Böylesi özel seçişlerde olası yakışıksız kuşku ve tartışmaların izole edilebilmesinin tek yolu, davet edilen heyetin, davet sonrasında bir temsilci marifetiyle konuşulan konuları detaylı olarak kamuoyu ile paylaşması olabilir.
Davet sahibinin amacı ne olursa olsun, siyasal bir davete icabet etme durumunda olan bir kişi, bu durumu bir tür toplumsal sorumluluk algılaması ile mutlaka aktif konuma dönüştürmeli ve yukarıdan gelecek talep ve ricalardan çok, toplumsal sorun ve tercihleri siyasilere iletme sorumluluğu içinde davranmalıdır. Böylesi davet ya da kabullerde yukarıdan aşağıya değil, aşağıdan yukarıya bilgi akışı sağlanmalıdır. Aksi halde, toplumun saygı duyduğu veya öyle algılandığı kesimler, uygulanan politikaları topluma kabul ettirme ajanları olmakdan öteye geçemezler!
Bu tür toplantılardan sonra kamuoyunun detaylı olarak bilgilendirilmesi, toplantıda sergilenen tavırların ve konuşulan konuların hiçbir toplumsal süzgeçten geçmeden, ilgili çevrelerce topluma yayılmasının sakıncalarının ortadan kaldırılması açısından fevkalade önemlidir. Böylesi gizli ortamlarda yayılan bilgilerle işleri yürütmeye kalkmak, söz konusu kapalı kanallarla ulaşılan toplum kesimlerinin demoktarik olmayan yöntemlerle ikna edilmesi ve yönlendirilmesi anlamına gelir.
Toplantıya katılan ve bundan böyle katılacak seçilmiş kişilere, hangi konuları gündeme getirdiklerini ya da getireceklerini sormak bana düşmez. Ama aynı sorumluluk çerçevesinde, seçilmiş kişiler de siyasal bir ortamda hangi fikirlerin tartışıldığının detaylı hesabını topluma vermekle yükümlüdürler!
İZZETTİN ÖNDER
ÖNCEKİ HABER

İstemeyi bilirsek hakkımızı alırız

SONRAKİ HABER

Malatya'da “103 Korkmaz Barış Elçilerimizi Anıyoruz” şiarıyla bir araya gelindi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa