ROJEV

ROJEV

  • Dün Dünya Anadil Günü kutlandı. Ülkemizde de Anadil Günü yıllardır iki farklı anlayış üzerinden kutlanıyor.


    Dün Dünya Anadil Günü kutlandı. Ülkemizde de Anadil Günü yıllardır iki farklı anlayış üzerinden kutlanıyor. Söz konusu anadil Türkçe olunca, siyasetçisinden askerine ve YÖK’çü öğretim görevlilerine kadar hep bir ağızdan “anadilimize sahip çıkmamızın, kültürümüzü korumanın önemi” üzerine söylevler veriyorlar. Fakat iş bu ülkede milyonlarca Kürdün konuştuğu Kürtçeye ve Kürtlerin anadilde eğitim talebine gelince, suratlar asılıyor; “tek dil” deniyor, bu talep “bölücülük” olarak damgalanıyor. Almanya’da yaşayan Türklere “Asimle olmayın, anadilinizi unutmayın” diyen Başbakan Erdoğan, 2008’de geldiği Diyarbakır’da “Kürtçeye izin verirsek Çerkezler, Lazlar, Asuriler de talepte bulunur” diyerek, bu ülkede yaşayan Kürt halkı ve diğer milliyetlerden azınlıklara uygulanan asimilasyoncu politikaları savunuyordu. Aslında Kürtlerin ve bu ülkede yaşayan diğer milliyetlerden azınlıkların dil ve kültürlerine karşı devletin yaklaşımını, 2005 yılında . Kolordu Komutanı Hayri Kıvrıkoğlu, kendisinden Kürtçe yardım isteyen kadına verdiği yanıtta ortaya koyuyordu: “Bu devletten yardım istiyorsan devletin resmi dilini öğrenmen lazım!” Yeni YÖK’ün “demokrat” başkanı Özcan’ın, Kıvrıkoğlu’ndan daha ileri bir noktada olduğunu kim söyleyebilir? Özcan’ın, dünyada Kürdoloji üzerinde 200 yılı aşkın bir süredir çalışmalar yapıldığı halde Kürdoloji bölümlerinin açılması talebiyle ilgili tam bir kara cehalet örneği olan söylediklerini hatırlayalım: “Kürt dili ve edebiyatı araştırması enstitüsü veya bölümü açılabilmesi için çok güçlü bir Türk dili ve edebiyatı bölümü lazım. Aynı şekilde çok güçlü bir Fars dili ve edebiyatı bölümü ve yine çok güçlü bir Arap dili ve edebiyatı bölümü lazım. Bunlar olmaksızın zaten Kürdoloji ile ilgili herhangi bir bölüm, enstitü veya anabilim dalının başarılı olacağını zannetmiyorum. Çünkü Kürt diline bakarsanız, tespitlere göre yüzde 60-70 Farsçadan ödünç aldığını, yine yüzde 20-25 arasında Arapçadan ödünç aldığını ifade ediyorlar. Türkçeden de kelimeler olduğunu biliyoruz.” Yine geleneksel politikalarla hesaplaşma iddiasındaki AKP’nin yandaşı medya organlarının, geçen yıl Ahmet Türk’ün Anadil Günü’nde Meclis’te Kürtçe konuşmasından sonra attığı manşetleri anmadan geçmeyelim: “Meclis’te Kürtçe Provokasyonu!”
    Bazı okuyucularımız bu yazılanlara, “Dün böyle yanlışlar yapılmış olabilir ama bugün artık TRT Şeş var ve hükümet, Kürtçeyle ilgili çeşitli düzenlemeler yapıyor” diyerek itiraz edebilirler. Aslında geçmişte yapılanları uzun uzun anmamızın nedeni de, AKP Hükümeti’nin ‘açılım’ politikasının esas olarak geçmişte yapılanlardan bir kopuşu ifade etmediği; aksine, bu politikaların bir devamı olduğunu göstermektir. Çünkü atılan ve gündeme getirilen bütün adımlar, geleneksel politikalarla hesaplaşarak gerçek bir demokratikleşme; halklar, kültürler ve inançlar arasında eşitliği sağlamak anlayışıyla değil, geleneksel politikaların bugünkü koşullarda varlığını sürdürebilmesi anlayışıyla atılmaktadır. Başbuğ’un TRT Şêş’in açılması konusunda 2008’de söyledikleri, bu anlayışın en açık ifadesidir: “Eğer diğer yasadışı yayınların önünü kesecek, onların etkisini azaltacaksa, bu tür yayınlar yararlı olur.” Başbuğ, “Eğer Kürtlerin dil, kültür ve kimlik taleplerinin engellenmesine hizmet edecekse, Kürtçe yayın olsun” demeye getirmiştir. Çünkü Kürtlerin giderek büyüyen eşit hak talepli bir mücadelesi varken ve üstelik ülkenizdeki Kürtlerin 4-5’te birinin yaşadığı Irak Kürdistan Federe Bölgesi’nde çocuklar ilköğretimden üniversiteye kadar Kürtçe eğitim yapabiliyorken, artık “kart-kurt” diyerek bir yere varılamayacağını Başbuğ da görmektedir.
    İşte tam da bu noktada, AKP’nin ne yaptığı/ne yapmak istediğine dönersek; atılan bütün adımlar, Kürtlerin ulusal mücadelesinin bölünüp bu mücadelenin taleplerinin içinin boşaltılmasını amaçlamaktadır. TRT Şêş’in seçimlerden hemen önce açılması da bu temelde atılmış bir adımdı. Bugün AKP, Kürtçe yer isimlerinin iade edilmesi, Kürdoloji bölümleri açılması ve Kürtçenin seçmeli ders olarak okutulması gibi ‘bireysel haklar’ kapsamındaki düzenlemeleri yapmaya bile yanaşmamaktadır. Oysa bu düzenlemelerin yapılması bile, esasta geçmişten bir kopuşu ifade etmez. Çünkü böylesi bir kopuşun ve demokratik çözümün yolu, Kürtlerin ‘kolektif hakları’nın tanınmasından, anayasal eşitlik ve anadilde eğitimin sağlanmasından geçmektedir. Ve AKP Hükümeti’nin, Anayasa değişse bile “dokunulmaz!” dediği Anayasa’nın ilk üç maddesinin içinde, “devletin dilinin Türkçe olduğu” yazmaktadır.
    www.evrensel.net

    0 yorum yapılmış

      Yorum yapın

      Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.