23 Şubat 2010 05:00

Özgürlük, güller ve kızıl bayrak

Tam on bir yıl önce ezberlediğim, yeri geldikçe çevreme okuduğum bir şiirdi Kızıl Afiş ve ardından anlattığım Manuşyan ve Meline’nin hikayesi.

Paylaş

Tam on bir yıl önce ezberlediğim, yeri geldikçe çevreme okuduğum bir şiirdi Kızıl Afiş ve ardından anlattığım Manuşyan ve Meline’nin hikayesi. Sevgilisinin kurşuna dizilmeden önce, son isteğini yerine getirmemiş, hiç evlenmemişti Meline, Manuşyan gülleri severdi, bunu bildiği için sevgilisinin mezarına hep güller götürmüştü. İstiklal Caddesi’nde şiiri kendi kendime mırıldanarak yürüdüm. Hiçbiri Fransız değildi. Ama hepsi Fransa için ölmüşlerdi. “Elveda güller, elveda hayat, rüzgar, aydınlık” diyordu şiirde, inadına mı Taksim bugün delicesine rüzgasrlıydı. Fransız Kültür Merkezi’nin önüne geldiğimde, kocaman bir fotoğrafın önünde durdum, Manuşyan kurulmuş bir kitap standının üzerindeki, siyah beyaz bir fotoğraftan, dudakları sımsıkı kenetlenmiş bana bakıyordu. Misak Manuşyan’ın eşi Meline Manuşyan’ın yazdığı “Manuşyan Bir Özgürlük Tutsağı” isimli kitabı, 35 yıl sonra Türkçeye çevrilmiş, avuçlarımda duruyordu.
KURŞUNA DİZİLDİKLERİ GÜN ANILDILAR…
Aras Yayıncılık’ın, Sosi Dolanoğlu’nun çevirisiyle yayınladığı kitap, biyografi, fotoğraflar, tanıklıkları içeriyor. Kurşuna dizilmeden önce bir arkadaşına; “Merak etme, bizi unutmayacaklar” diyen Manuşyan ve arkadaşları hiç unutulmadı. Manuşyan’ın hikayesini anlatan kitabın tanıtımı önceki günü Fransız Kültür Merkezinde yapıldı. Tanıtıma ilgi çok yoğun olunca, salona alınmayanlar, hatta acil çıkış yollarının dolması sebebiyle, salondan çıkartılanlar oldu. Salonun sağ ve sol merdivenlerinde ayakta durmak isteyen katılımcıların, “tepkilere rağmen” dışarıya çıkartılmasının ardından, o dönemi anlatan bir dia gösterisi ile kitabın tanıtımı başladı. Manuşyan ve Aragon’dan okunan şiirlerin ardından, Yazar ve Çevirmen Masis Kürkçügil’in konuşması ile devam etti program. Kürkçügil, kitabı sadece bir aşk hikayesi olarak okumamak gerektiğini, muhakkak kitabın bir aşk hikayesi olduğunu, hatta kitabı sadece “Kılıç ve katliam artıklarının bir hikayesi” olarak da okumamak gerektiğini ama kitabın aynı zamanda “Katliamlardan arta kalan insanların, ayakta kalma mücadelesi” olduğunu belirtti. Manuşyan’ın toplama kamplarından kurtulduğunu, Sibirya’dan İran’a geldiğini, yoldaşlarının içinde en yaşlısı, 44 yaşında bir işçi olduğunu, anlattı ve kitabı “Sanki bir tarih filminin senaryosu” olarak özetledi.
UMUDU YEŞERTMEK İÇİN...
Manuşyan ve arkadaşlarının direnişini Masis Kürkçügil, felaketlere maruz kalmış insanların bir direnişi, olarak adlandırdı. “Manuşyan ve yoldaşları militan olarak büyümüş insanlar değil, bu insanlar, gerçekten o tarihin sıkıştırdığı anda, kendilerinden çok daha donanımlı olan insanlara rağmen, onlardan çok farklı olarak harekete geçmiş basit emekçi, zanaatkarlardı” diye anlattı. Kürkçügil, ‘Bugün bile, böyle bir durumla karşı karşıya kalırsam aynı şeyi yaparım’ diyen Manuşyan için, “Bunu söyleyen insanlar aslında fizik olarak elde ayakta durmaktan aciz insanlar vardı ama moral olarak güçlü hissediyorlardı” dedi. “Manuşyan hikayesi bize, bugünde çok farklı topraklardan gelmiş olan ama aynı sorunlarla yüzleşmiş insanların, insanlığın kurtuluşu için, belki de kimsenin onlardan herhangi bir şey talep etmediği bir anda nasıl da hayatın kıyısından, gündelik ekmeklerini kazanmak konusunda bile çok büyük zorluklar çekerken tarihe sıçradıklarını, tarihi inşa ettiklerini göstermektedir. Fiziki varlıklarından çok daha öte bir husus vardı, onlar yaşadıklarından dolayı, Nazizmin temsil ettiği barbarlığı yakından biliyorlardı ve ona dur demek, onların insanlık onurunun bir gereği idi. Bu onur onları direnişe sürükledi.”
Kitap tanıtımda Manuşyan’ı anlatan belgesel ve filmlerden kısa örnekler sunuldu. Tiyatro Oyundeposu, Semaver ve Çıplak Ayaklar Kumpanyası’nın oyuncuları, Gevende müzik grubu eşliğinde Manuşyan ve 23 yoldaşının kurşuna dizilmeden önce, yakınlarına yazdıkları son mektuplardan örnekler okudu. Misak Manuşyan gibi Adıyamanlı olan, Yönetmen-Senarist Sırrı Süreyya Önder, Manuşyan’ın eşine yazdığı son mektubu okurken, salonda duygusal anlar yaşandı.
(İstanbul/EVRENSEL)

FRANSA İÇİN ÖLDÜLER
Manuşyan Grubu davası sırasında, Fransa’nın dört bir yanına astıkları binlerce afiş ve dağıttıkları bildirilerle Naziler, FTP-MOI militanlarını birer cani olarak göstermiş, bu şekilde halkın Direniş’e verdiği desteği kırmayı amaçlamışlardı. Direnişçilerin kökenlerini, Fransa’nın huzuruna çevrilmiş bir silah namlusu gibi sunan bu propaganda aracının ön yüzünde “Kurtarıcılar mı?” İşte Caniler Ordusu’ndan Kurtuluş!” yazısı yer alıyordu. Antikomünist, yabancı düşmanı faşist saldırganlığın ifadesi olan Kızıl Afiş, Nazilerin beklediğinin tam tersi etki yaratır. Halk afişi mumlar ve çiçeklerle süslemekle kalmaz, üzerine “Fransa için öldüler” yazar. Kızıl afiş zamanla faşizm karşıtlığının simgesi haline gelerek, sahibini vurur.

KIZIL AFİŞ*
İstediğiniz ne zaferdi ne gözyaşı
Ne hüzünlü org, ne papazın son duası
On bir yıl nedir ki on bir yıl
Yaptığınız kullanmaktı silahlarınızı
Ölüm gözünü kamaştırmaz partizanın
Asıldı yüzleriniz tüm duvarlara
Gece ve sabah karasıydınız
Korkutucu
Süzgün
Bir afiştiniz
Kızıl kan lekesi gibi
Adlarınızı bile söylemek öylesine güçtü ki
Gelip geçende, dehşet etkisi yaratın istediler
Sizi kimse Fransız olarak görmez gibiydi
Gün boyu bakmadan
Geçti gitti insanlar
Kimi parmaklar durmadı ama karartmada
“Fransa için öldüler” yazdı afişe
Bambaşka bir sabahtı o gün başlayan
Tekdüze bir rengi vardı bir şeyde kırağının
Şubat sonuydu
Son anlarınızdı
Sizlerden biri konuştu sessiz sakin
Herkese mutluluk
Kalanlara sevgi
Ölürken kin yok içimde ey Alman halkı
Elveda güller, elveda zevk, acı, hayat, rüzgâr, aydınlık
Ve sen,
Evlen, mutlu ol
Durmadan düşün beni
Bir gün bütün güzelliklerin ortasında olacaksın
Her şey bittiğinde Erivan’da güzel kış güneşi tepeyi aydınlatıyor
Ey aşkım, öksüzüm benim, geride kalanım
Mutlu ol, evlen, çocuk doğur.
Tüfekler çiçek açtığında yirmi üç kişiydiler
Yirmi üç yürek
Uğruna ölecek kadar yaşama tutkun yirmi üç insan
Fransa tek sözcüktü ağızlarında
Ve yığıldılar yere birbirleri ardına.

Louis Aragon

* Şiirin yeni çevirisi kitabın içinde mevcut.s

NAZİLER, PARA KARŞILIĞINDA DİRENDİKLERİNİ İDDİA ETMİŞTİ
Manuşyan ve arkadaşları, Fransız Komünist Partisine bağlı, Göçmen İşgücü Militanlarıdır. Naziler Paris’i işgal edince Faşizm karşıtı mücadeleleri, aktif silahlı direnişe dönüşür. Son üç aylarını bir Paris banliyösünde Fresnes Hapishanesi’nde geçirirler. 23’ler üç gün süren mahkemeleri sonucunda ölüme mahkum edilir. Misak Manuşyan, hareketin Paris bölgesi sorumlusu ve askeri şefi, kurşuna dizileceği gün karısı Meline’ye yazdığı veda mektubunda, zafere ve özgürlüğe, tüm hakların kardeşlik içinde yaşayacağına olan inancını tekrarlar. İşbirlikçi Fransız basını direnişçilerden terörist olarak söz eder, onların etnik kökenlerini bir suç unsuru gibi sunar, üstelik eylemleri karşılığında para aldıklarını iddia eder. Örgütün demiryolu sabotajları, lojistik destekten yoksun bırakarak Nazilere ağır darbeler indirir. Direnişçilerin bir silahı da yeraltı basınıdır, halkı direnişe çağıran Ermenice gazeteler, zorunlu çalışmayı redde davet eden Fransızca el ilanları, askeri araçları sabote etmeye çağıran afişler, baskılara rağmen gündelik hayatın içine sızmayı başarır.
Cihan Bilgen
ÖNCEKİ HABER

Ölümcül Tuzak, Avatar bombasını imha ediyor!

SONRAKİ HABER

Yenilenen İstanbul seçimine 32 gün kaldı | Dakika dakika gelişmeler

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa