23 Şubat 2010 05:00

Anadili ve biz

Dilin başlı başına bireyin karakterini tanımlama noktasında oynadığı rolün yanında her halkın kendi coğrafyasında kullandığı “Anadili” de var olma-kendini var etme gibi nedenlerden dolayı çok önemlidir.

Paylaş

Dilin başlı başına bireyin karakterini tanımlama noktasında oynadığı rolün yanında her halkın kendi coğrafyasında kullandığı “Anadili” de var olma-kendini var etme gibi nedenlerden dolayı çok önemlidir. Çünkü anadili, bir toplumun karakteristik özelliğini en güzel ve en tartışmasız bir şekilde yansıtır. Günümüzde özellikle toplumların uluslaşma kaygıları ve yapılan dilbilim çalışmaları, dilin ve en özelde de anadilinin öneminin bilimsel boyutta tartışılmasını sağlamıştır. Özellikle ümmetçi (Kendini din içinde tanımlayan insan) anlayışın terk edilmesiyle birlikte ortaya çıkan ulus/millet gibi kavramlar sayesinde dil ve anadili, üzerinde derin araştırmalar yapılan bir alan olmuştur. Dolayısıyla bu, toplumların kendini tanımlama ihtiyacı hissetmesinin bir sonucudur. Bu tanımlamanın da en etkili ve doğal olarak “anadili” ile yapılabileceği de açıktır.
Bu konularda çalışmalarıyla tanıdığımız Doğan Aksan da “Anadil” adlı makalesinde anadilin bireyi çocukluğundan itibaren sardığını ve kişinin anadilinde var olduğunu belirttikten sonra “Benliğimizi bu denli saran anadili, bir toplumu ulus yapan öğelerin de en başta gelenidir” der. Yine aynı makalede anadilin birey üzerindeki hayati etkisini anlattıktan sonra anadili “…Başlangıçta anneden ve yakın aile çevresinden, daha sonra da ilişkide bulunulan çevreden öğrenilen, insanın bilinçaltına inen ve bireyin bir toplumla en güçlü bağlarını oluşturan dildir” şeklinde bir tanımlamaya gider. Toplumla bireyin ilişkisinin ancak anadille sağlanması gerçeği de anadilini önemli kılan başka bir özelliktir.
Anadili, en temelde anneden öğrenilmekle birlikte bireyin farklı sosyal çevrelere katılmasıyla birey, çevreden de anadiline ilişkin yeni ve farklı şeyler katar kavramlar dünyasına. Buna karşın hiçbir etki annenin öğrettikleri kadar etkili olmaz. Anadilin önemini çok akıcı ve etkileyici bir şekilde anlatan bir makale de Filolog Ali Ak’ın çevirisini yaptığı C. Ouchunski’nin makalesidir. Ouchinski’nin makalesinde geçen şu sözleri çok önemlidir: “Dil, halkın sadece gerçeğini ifade etmez, bu gerçeğin ta kendisidir. Halkın dili kaybolunca, halkın artık kendisi de yoktur. Bu nedenle, örneğin, yabancı işgalcilerin bütün şiddet ve zulümlerine maruz kalan Batı Slavlar ancak, dillerine bir saldırı yapıldığını anlayınca, halkların hayatının tehlikede olduğunu anladılar. Bir halkın anadili konuşulduğu sürece o halk yaşar…” Çünkü biz biliyoruz ki bir halkın en büyük karakteristiği onun dilinde kendini gösteriri. Bu da anadilin sosyokültürel olarak sahip olduğu etkinlikle açıklanabilir.
Anadilin önemine dair sayısız kaynaktan sayısız bilim insanının sözlerine burada yer vermek mümkün; ama biz bu kadarıyla yetinelim. Çünkü anadilinin bir toplum ve insan için ne kadar önemli olduğunu birine anlatmak, aslında o kişiyi küçültmektir. Çünkü kendinin farkında olan bir insan, kendi düşünsel süreçleri doğrultusunda bunu fark edebilecek kapasitedir. Önemli olan nokta, bilinç altının ortaya çıkmasını sağlayacak olan “sorgulayıcı yaklaşım- farkındalık”a sahip olmaktır.
Anadilinin önemi bu kadar ortadayken, ülkemizde dil üzerine çalışmalar ve anadiline yönelik tanıtımların iyi bir düzeyde olduğunu söylemek çok zor. Özellikle ülkemizde dilbilim bölümlerinin yaygınlık kazanmaması ve Türkoloji bölümlerinden mezun olan idealist öğrencilerin bu alana yönelmesini sağlayacak bir çalışmanın olmayışı bizim için bir kayıptır. Küreselleşen dünyada, sadece Türkçe üzerine çalışma yapmak ve bunun yanında dünya dillerinden, etimolojiden bihaber yaşamak da bizim kapsamlı çalışmalar yapmamızı engelleyen başlıca unsurdur. Çünkü siz dili kalkıp da ilerleyen-değişen döngüsel dünyadan soyutlayamazsınız. Her şeyden önce bu, dilin canlı bir varlık oluşuna aykırı düşer. Dolayısıyla dilin (dilbilim açısından) özünden haberi olmayan bir kişinin kendi anadilinin önemini kavraması ve bunu karşılaştırmalı olarak ele alması pek sağlıklı olmayacaktır.
Ülkemizde de dil ve anadili üzerinde her ne kadar hamasi nutuklar atılsa da diller üzerindeki asimilasyon politikası ve ideolojik yaklaşımlar, Kürtçe başta olmak üzere diğer diller üzerine araştırma yapılmasını zorlaştırmaktadır. Bunun yanında Türkçe dışındaki dillerin anayasal güvenceye alınmaması da diğer diller üzerinde bir tehdit olarak Demokles’in kılıcı gibi sallanmaktadır. Asimilasyoncu yaklaşım, sadece Kürtçeyi ve diğer dileri tehdit etmiyor. Oluşan baskı ortamı, Türkçe üzerinde de farklı çalışmaların yapılmasını engellemekte ve dilin sadece bir yönüyle incelenmesi yapılabilmektedir.
Sonuç olarak her şeyimiz olan dil ve anadili, değeri iyice kavranacak şekilde ele alınmalı. Anadolu coğrafyasındaki dillerin canlandırılması gibi çalışmalar yapılabilir. Nasıl ki ülkemizde her yıl Türk Dil Bayramı kutlanıyorsa aynı şekilde Kürt Dil Bayramı da kutlanabilir. Bu ülkede insanların birbirinin dillerini sevmesi ve öğrenmesi, insanların birbirini anlamasını sağlayabileceği gibi bir yakınlaşmaya da vesile olabilir. Bu sebeple de UNESCO tarafından kutlanan 21 Şubat Dünya Anadili Günü, bu duyarlılığın uyandırılması için önemli bir araç olabilir.
İBRAHİM GENÇ Yüksekova Haber Yazarı
ÖNCEKİ HABER

Perakende gıda piyasası kimin denetiminde?

SONRAKİ HABER

Şiddet gören kadından isyan: Öldükten sonra mı sesimiz duyulacak?

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa