UFUK

UFUK

  • Bir süredir tartışılan ‘Balyoz Darbe Planı’nda adı geçen kuvvet komutanlarının da aralarında bulunduğu askerlerin gözaltına alınması kuşkusuz Ergenekon sürecinin en dikkat çekici gelişmelerinden biri durumunda.


    Bir süredir tartışılan ‘Balyoz Darbe Planı’nda adı geçen kuvvet komutanlarının da aralarında bulunduğu askerlerin gözaltına alınması kuşkusuz Ergenekon sürecinin en dikkat çekici gelişmelerinden biri durumunda.
    Eski 1. Ordu Komutanı Emekli Orgeneral Ergin Saygun ve Eski 1. Ordu Komutanı Emekli Orgeneral Çetin Doğan’ın gözaltına alınmasıyla 2002’den bu yana görev yapan mevcut komutan hariç tüm 1. Ordu Komutanları gözaltına alınmış oldu. Daha önce de Ergenekon soruşturması kapsamında Eski 1. Ordu Komutanı Emekli Orgeneral Hurşit Tolon gözaltına alınmıştı.
    Ayrıca Eski Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim Fırtına, Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek’in de aralarında bulunduğu gözaltına alınanlar listesinde muvazzaf subaylar da yer alıyor.
    Balyoz Planı’nın varlığı, amacı ‘darbe’ olarak tanımlanmamış olsa da Genelkurmay tarafından da teyid edilmişti. Genelkurmay söz konusu planı, ‘Dış tehditlere karşı bir tatbikat planı’ olarak tanımlamıştı. Ancak, bugüne kadar ortaya çıkan ‘darbe’ planlarıyla ilgili Genelkurmay’dan ‘Evet bu bir darbe planıdır’ biçiminde bir açıklama gelmediği de biliniyor.
    Gözaltına alınan bu isimlerle ilgili gelişmelerin nereye varacağını önümüzdeki günlerde göreceğiz.
    Ancak bu aşama açısından şu noktalara dikkat çekmek mümkün. Türkiye’nin darbeci bir geleneği, geleceğine de taşımaması için bu süreçle ciddi bir hesaplaşmaya girilmesinin zorunlu olduğu açık. Darbe planlarında adı geçen isimlerin üzerine gitmeden de, böylesi bir yüzleşmenin gerçekleşmesinin imkanı bulunmuyor.
    Ne var ki, bu süreç hâlâ, bir biçimde basına sızdırılan bilgilerin ışığında tartıştığımız bir süreç olmayı aşabilmiş de değil. Üstelik Ergenekon sürecinde ortaya çıkan gelişmelerin zamanlaması da aynı biçimde sürece temkinli yaklaşmayı gerektiren bir başka faktör oluyor. Hatırlanacağı gibi, AKP hakkındaki birinci kapatma davasına Ergenekon davası ile yanıt verildiği yorumu yaygın olarak yapılmıştı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın AKP hakkındaki ikinci kapatma davası iddianamesini tamamlamak üzere olduğuna dair kulis haberlerinin yoğunlaştığı bir dönemde de, bu son gözaltılar gündeme geldi. Dolayısıyla bu zamanlama ‘Acaba bu önemli gözaltılar, kapatma davasına karşı iktidarın bir kozu mu?’ sorusunu gündeme getiriyor.
    Hrant Dink davasında, Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek’in bir türlü mahkemeye getirilmesi gerçekleşemezken, kuvvet komutanlarının gözaltına alınabilmeleri karşısında bu tür soruların akıllara gelmemesi kaçınılmaz. Sürecin sadece adli delillerle değil, siyasi dengeler ve hesaplaşmalarla ilerlediği izlenimi de bu soruları besleyen bir faktör durumunda.
    Savcıların elindeki delillere vakıf olmadığımız için, bu sürecin yargı aşamasıyla ilgili şimdiden iddialı bir değerlendirme yapmak da mümkün görünmüyor. Bu gözaltıların sonuçlarının nereye varacağı ve önümüzdeki siyasi gelişmelerin nasıl seyredeceğine bağlı olarak bu konudaki sorular da yanıtlarını bulmuş olacak.
    Ergenekon sürecinin inişli çıkışlı hali, daha önce ifadeleri alınan önemli başka bazı isimlerin salıverilmesi kuşkusuz ‘Balyoz Darbe Planı’ kapsamında gerçekleşen gözaltılar konusunda da, benzer bir ihtimale açık kapı bırakmayı zorunlu kılıyor. Tüm bu gerçeklere rağmen, bu sürecin ileriye taşınması, darbe planları içinde adı geçenlerin yargılanması ve hak ettikleri cezalara çarptırılmaları bundan sonraki benzer girişimler açısından caydırıcı bir etki yapacaktır.
    Ama süreç, darbecilerin yargılanıp mahkum edilmesi biçiminde değil de, devletin içindeki güç hesaplaşmalarına feda edilerek adeta ‘yalama’ haline getirilen bir süreç olarak sonlanırsa, bunun hukuk ve adalet duygusu konusundaki tahribatı derinleştirici bir etki yapması da kaçınılmazdır.
    Bunun böyle olup olmayacağını hep birlikte göreceğiz.
    FATİH POLAT
    www.evrensel.net