BAŞYAZI

BAŞYAZI

  • Önceki gün, emekli ve muvazzaf, içinde generallerin ve amirallerin de bulunduğu yüksek rütbeli 49 subayın gözaltına alınması malum saflaşmayı yine gündeme getirdi.


    Önceki gün, emekli ve muvazzaf, içinde generallerin ve amirallerin de bulunduğu yüksek rütbeli 49 subayın gözaltına alınması malum saflaşmayı yine gündeme getirdi.
    Hükümet ve yandaş basın bu gözaltıları, “Türkiye’de demokrasinin geldiği noktanın övünülecek bir aşaması” ya da “Sistemin normalleşmesinin göstergesi” olarak gösterirken, diğer taraf da olanları, “AKP’nin olağanüstü yetkilerle donatılmış savcılar eliyle vatansever kişilerin sindirilme operasyonları” olarak değerlendiriyor.
    Evet, ortaya çıkan bilgilerden, generallerin ve öteki rütbeli kişilerin kendilerini hiçbir kural ve değerle sınırlı saymadan, “Darbe planları hazırlamaya varan bir pervasızlıkla” davrandıkları anlaşılmaktadır. Sonuçta, operasyonların etrafında koparılan gürültü AKP iktidarı tarafından biçimlendirilse ve AKP karşıtlarına karşı bir gözdağına dönüştürülse de bu operasyonların en azından bir bölümünün arkasında bu tür gözaltıları, sorgulamaları hak ettirecek gerçekler olduğu da inkar edilemezdir.
    Öte yandan AKP Hükümeti’nin yetkililerinin ikide bir, söylemekten hınzırca bir haz aldıkları, “Olay yargıya intikal etmiştir. Üstünde konuşmak doğru olmaz” tekerlemesine karşın; her aşamada yargıya müdahale ettikleri, “yargı bağımsızlığı” ile alay ettikleri de bir gerçektir. Bunun son örneği Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner’in tutuklanmasına kadar gelen baskılardır ki; Zamanın Adalet Bakanı, Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in savcıya telefon ederek İskenderağa tarikatına karşı yürütülen soruşturmayı durdurmak istediği bakanın itirafıyla da sabitlenmiştir. Dahası bu soruşturma sırasında yapılan telefon görüşmeleri (Ki en az “Balyoz planı” belgeleri kadar inandırıcıdır); Başbakan yardımcısından İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’na, milletvekillerinden yüksek bürokratlara ve emniyet yetkililerine uzanan bir “Yeni statükonun Ergenekon’u” denebilecek ilişkilerine işaret etmektedir. AKP’nin Kahramanmaraş Milletvekili Avni Doğan’ın, “Onlar bizi 40 yıl fişledi, şimdi biz de onları fişliyoruz” açıklaması da basit, densiz bir vekilin izansız açıklaması olarak yorumlanamaz elbette!
    Bu haliyle de tablo, adeta; “Ergenekonların çarpışması” olarak biçimlenmektedir.
    Eğer böylesi önemli konularda saflaşma; gerçekle yalan, doğru ile yanlış, ilerici ile gerici arasında değil de yalandan, yanlıştan, gericilikten yana olanların kendi aralarındaki çıkar çatışmalarından çıkmışsa; iki taraf da haksız, iki taraf da yalan söylüyor, iki tarafın tutumu da savunulamaz olabilir. Hele doğrudan, haklıdan, toplumun ilerlemesinden yana olan güçler gidişata yeterince etkin, yığınlar tarafından anlaşılacak kadar etkin bir taraf olarak müdahale edemiyorlarsa, olup bitenleri anlamlandırmak, çarpışan egemen güç odaklarının birine karşı diğerinin yedeğine düşmemek zorlaşmaktadır.
    Ve ne yazık ki Türkiye’de uzunca bir zamandan beri; egemen güç odaklarının kendi aralarındaki çatışmanın öne çıkmış olması (Örneğin Kürt sorunu, emek mücadelesi gibi demokrasi ve emek güçlerinin az çok taraf olabildikleri alanlar dışında) özellikle de “İktidar güçleri içi” çatışmalarda, hangi tarafta yer alınacağı çok zorlaşmaktadır. Ve öyle anlaşılmaktadır ki; sermayenin kendi sistemini yenileme çabaları (Çatışmaları da diyebiliriz) derinleştikçe, dahası Türkiye’nin demokrasi güçleri egemen güçlerin sistemini tehdit eden bir güçle gidişata müdahale eder duruma gelemedikçe bu zorlukların devam edeceğini görmek gerekir.
    Elbette bu tablonun böyle oluşmasından çıkarılacak sonuç, bu çatışmalar karşısında kayıtsız, yansız, onların birbiriyle çatışmasının seyredilmesi biçiminde olamaz! Tersine bu çatışmaların gerçeğin ortaya çıkarılmasının bir vesilesi, işçi sınıfı ve halk yığınlarının gerçekleri görmesi ve kendi iktidar mücadelelerinde bu çatışmalardan yararlanmayı bilen bir inisiyatif ve yaratıcılıkla davranabilmeleri için, bugün bu mücadelenin önündeki güçlerin (Sınıf partisi ve öteki demokrasi mücadelesi odakları), her yeni gelişmeyi demokrasi güçlerinin önüne serilen fırsatlar olarak görmeleri belirleyici önemdedir. Ve bu çalışmanın sabırla ama büyük bir enerji, kesintisiz bir çalışkanlık ve inisiyatifle yürütülmesinin gereği de apaçıktır.
    İHSAN ÇARALAN
    www.evrensel.net