25 Şubat 2010 00:00

İstanbul Üniversitesi’nden bir ses TEKEL diyor

İSTANBUL Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü Araştırma Görevlilerinden Özgün Akduran , 2001 yılından bu yana TEKEL’i takip ediyor.

Paylaş

İSTANBUL Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü Araştırma Görevlilerinden Özgün Akduran , 2001 yılından bu yana TEKEL’i takip ediyor. 2001 yılında yüksek lisans tezi olarak TEKEL’i inceleyen Akduran ile TEKEL’i ve direnişi konuştuk.
TEKEL’in Türkiye ekonomisi ne açıdan önemli bir yer tutuyor?
TEKEL cumhuriyet tarihinin en geniş kapsamlı üretici kamu iktisadi işletmelerinden biriydi. TEKEL’in tütün kısmı kuruluşundan beri bünyesinde barındırdığı işletme, atölye ve fabrikalarında çalışan çok sayıda işçinin yanı sıra, tütün üreticisi köylü için de bir geçim kapısı olmuştu. Ülkenin farklı bölgelerine yayılmış üretim birimleri ile taşrada ve özellikle de doğu illerinde önemli bir istihdam kaynağı hatta kimi yörelerde küçük ilçe ekonomilerinin bazen kendisini oluşturan bir görünüm kazanmıştı. Ancak 1984 itibariyle sigara ithalat yasağının kaldırılması ve ülke pazarına yabancı sigara firmalarının girmesine izin ve pazar verilmesiyle beraber şartları TEKEL aleyhine değişti. 1989 dan sonra tütün ithalatına izin verilmesiyle artık dışa bağımlılık başladı. Yabancı sigara firmalarının Türkiye pazarına girmesinden on yıl sonra, 1994’te TEKEL’in sigara pazar payındaki tartışılmaz üstünlüğü aşınmaya başladı. Bu durum TEKEL’in geç de olsa üretim teknolojisinde yenilenmeye ve daha önce bir kamu teşebbüsü olması nedeniyle siyasal iktidarların gölgesinde kalan üretim kararlarında planlamaya gitmesi zorunluluğunu gündeme getirdi. Bu planlı dönemin sonuçları; tütünde kota uygulaması ve üretim tekniğinde yeni teknolojilere geçiş çalışmalarının başlaması oldu. Kota uygulamasının başlaması tütün üreticisi çiftçileri zor duruma sokarken, aracı tüccar kurumlar oluşmaya başladı ve tütünü üreticisinden TEKEL’den daha ucuza almaya başladı.
Geniş bir kesimi istihdam eden TEKEL’in kapatılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Kapatılmasının ülke ekonomisine etkileri nelerdir?
Aslında TEKEL’de istihdam daraltımı özelleştirme kapsamına alınmasından çok önce başlamıştı. Türkiye’de 1980 sonrası süreçte önem atfedilen kamu sektörü daraltıcı politikaların etkisiyle TEKEL’de de işçi istihdamında azaltma uygulamalarına başlanmıştı. TEKEL’de çalışan toplam işçi sayısı 1980-2003 yılları arasında 70 binlerden 20 binlere geriledi. Bugüne geldiğimizde ise 12 bin işçi kalmış durumda. TEKEL’in özelleştirilmesi ülke ekonomisi için zaten bir kayıptı bunun tartışılmaz olduğunu düşünüyorum. Ancak geriye kalan yaprak tütün işletmelerinin de tasfiye edilmesi sadece 12 bin işçiyi 4-c’ye mecbur bırakarak mağdur etmiyor, aynı zamanda tütün ekicisi ve Türkiye tütüncülüğü için de önemli bir tehdit oluşturuyor. 1980’li yıllarda 640 bin tütün ekicisi aile varken bu sayının bugün 120 binlere gerilemesi bir tesadüf veya Allah’ın takdiri değildir. Bunlar çok planlı neoliberalleştirme politikalarının sonuçlarıdır. Bildiğiniz gibi 2001 yılında Kemal Derviş’in Türkiye ekonomisine bir “çeki düzen” vermek üzere davet edilmesini takip eden süreçte pek çok yeni yasa ile tanıştık. Tütün yasası, şeker yasası vs. gibi… bu yasalar hayatlarımıza bir yandan tütün, şeker, enerji, bankacılık gibi alanlarda bağımsız düzenleyici ve denetleyici yeni kurumlar hediye ederken, öte yandan varolan kurumları da bağımsızlaştırdı. Bu gelişmeler son kertede tek bir şeyi ifade ediyor gibi geliyor o da ekonomi siyaset ayrışmasının daha da keskinleşmesi ve artık Meclis sıralarını dolduran vekillerin dolayısı ile onları seçen bizlerin, ülkenin ekonomisi üzerinde hiçbir söz, yetki ve karar hakkına sahip olamamamızdır. TEKEL özelleştirmesi ve tütün yasasını da böyle bir zemin üzerinde düşünmek gerekir.
İki ayı aşan TEKEL direnişini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu eylemin hem işçiler hem de bizler için bir ders niteliği taşıdığını düşünüyorum. Onlar 4-c statüsünde çalışmayı reddederek sözleşmeli ve güvencesiz çalışma koşullarının ne demek olduğunu hem tüm toplum kesimleri için görünür kıldılar hem de işçilerin kararlı bir şekilde yan yana durması örgütlenme bilinci aşınmış sendikal yapıların ne kadar acz içinde oldukları gerçeğini bir tokat gibi yüzlerine çarpmış oldu. Umarım bu Türkiye muhalif hareketi ve sendika örgütlerinin üstlerindeki ölü toprağını kaldıracak, diriltecek ve TEKEL direnişi nasıl sonlanırsa sonlansın bizlere sendikaları yeniden tartıştıracak bir ivmeye dönüşecek.
Demokrasiden belki de hiç olmadığı kadar bahsedildiği bu günlerde hükümetin tutumu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?
Demokrasiden ya da açılımdan bahsedecek olursak bugün açılımı TEKEL işçileri bizlere göstermiştir. Oradaki birlik ve mücadele bunun en iyi ifadesidir. Asıl açılımı TEKEL işçileri yapmıştır. Bu hükümet tarafından da işçiler aleyhine ekonomi ve siyaset tamamen birbirinden ayrıştırılmış durumdadır.
Akademi içerisinde TEKEL için yürütülen bir çalışma var mı?
Bu konuda akademide çok büyük bir tartışmanın olduğunu söyleyemem. Birkaç imza kampanyası dışında akademisyenler tarafından yürütülen bir faaliyet olmadı. Ortaya koyulanlar bireysel bir çalışma ötesine değil. Akademiden birlikte yükselecek bir sese ihtiyaç var. (İstanbul/EVRENSEL)
Dilek Yağlı
ÖNCEKİ HABER

GÖZLEM

SONRAKİ HABER

Youtube’un yapay zeka algoritması yanlışlıkla robot savaşı videolarını sildi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa