GÖZLEM

GÖZLEM

  • Emekçilerin sınıf çıkarlarının sermayenin çıkarları ile çakışmadığı, aksine; temelden çatıştığı gün gibi ortada...


    Emekçilerin sınıf çıkarlarının sermayenin çıkarları ile çakışmadığı, aksine; temelden çatıştığı gün gibi ortada olmasına rağmen, bu durumun emekçiler tarafından algılanması, dışarıdan görüldüğü kadar kolay ve basit değildir. Kapitalist sistemin özünü emeğin üretim sürecindeki sömürüsü oluştursa da, bu durum sadece ekonomik açıdan değil, tüm bireysel ve toplumsal algılama ve düşünce sistemleri açısından da geçerlidir.
    İçinde bulunduğu sömürü koşulları altında milyonlarca emekçi, yaşamın en acı gerçekleri bir gün yüzüne çarpana kadar, çoğu zaman kendisini sömürenlerle benzer ya da onlara yakın düşüncelere sahip olabilir. Bu durumu en iyi anlatan “emekçi gibi yaşayıp patron gibi düşünmek” ifadesidir. Kendi içinde böylesine çelişik bir durumda hem fiziken hem de düşünsel olarak sömürülen geniş kitleler, herhangi bir alanda yaşanan olumsuzluklar çıkarlarıyla açıkça çatışmadığı sürece, kendi dışında yaşanan olumsuzlukları “olağan” olarak algılayıp, karşı çıkma ihtiyacı hissetmezler.
    Kapitalizm, geçmiş tarihsel birikiminden ve sınıf mücadelesi içinde edindiği deneyimlerden aldığı güçle, emekçilerin sahip olduğu her türlü hakkı ve güvenceyi (iş güvencesi, sigorta, sendikal örgütlülük, sağlık, eğitim vb.) yok ederek ilerlemeye çalışıyor. Ancak bunu yaparken, herkesi toplu halde karşısına almamak için kamuya ait işletmelerin özelleştirilmesinde olduğu gibi adım adım ilerliyor. Bugüne kadar bu tür adımlara karşı gerçekleşen direnişler ya da karşı koyuşlar, genellikle sırası gelenlerin tepkileri şeklinde ortaya çıkıyordu. TEKEL işçilerinin direnişi de benzer bir içerikte başladı. Fakat bugün gelinen noktada, işçi sınıfının mücadelesi açısından çok daha farklı sonuçlar ortaya çıktı. Hükümetin, TEKEL işçilerini 4-c gibi mutlak köleliğe ve itaate zorlayan bir çalışma biçimine razı etmeye çalışması, bugün TEKEL direnişini hiç kimsenin tahmin edemeyeceği önemli bir aşamaya getirdi.
    İşçi sınıfının genel talepleri (sendika, sigorta, 8 saatlik iş günü, iş güvencesi vb.) ve bu taleplerin alt başlığını oluşturan acil talepler (4-c’nin kaldırılması, işten atmaların yasaklanması, taşeron uygulamasına son verilmesi vb.), kendiliğinden işçi ve emekçi sınıfların mücadele ve eylemlerini birleştiren bir rol oynuyor. Bugünün acil talepleri, aynı zamanda sınıf mücadelesinin güçlenmesini ve emekçilerin bir sınıf olarak örgütlenmesini kolaylaştıran talepler olarak dikkat çekiyor. TEKEL işçilerinin acil talepleri, örneğin Gaziantep’te sendikalaştıkları için işten atılan Çemen Tekstil işçileri gibi sendikasız ve güvencesiz çalışmaya mahkum edilmeye çalışılan işçi sınıfının diğer kesimlerinin de talebi durumunda.
    Geçmişte yaşanan örneklerden hareketle, işçiler arasındaki birliği bozmayı amaçlayan girişimler, önümüzdeki birkaç gün içinde daha da yoğunlaşacak gibi görünüyor. Bugüne kadar bütün zorlukları aşarak bugünlere kadar gelmiş olan TEKEL direnişinde bundan sonra yaşanacak gelişmeler, hem kararlılıkla direnen işçiler açısından hem de bu kararlılığı anlamakta hâlâ güçlük çekenler açısından, gelecekte pek çok şeyin geçmişe göre çok daha farklı olacağını gösteriyor. TEKEL direnişinin, bu yönüyle emek örgütleri ve sendikalar için de büyük bir sınav olduğunu söylemeye gerek yok.
    TEKEL işçileri, yıllardır emekçilerin içine sıkıştırıldığı kapandan kurtulabilmeleri için bugüne kadar üzerlerine düşeni fazlasıyla yaptılar. Konfederasyonların almış olduğu uzun vadeli eylem programını da dikkate aldığımızda, bugünden sonra mücadele eğilimi olan işçilerin kararlılığı ile bu eğilimi anlamakta ve algılamakta zorlananların atacağı adımların ne kadar etkili olacağını hep birlikte göreceğiz.
    ERKAN AYDOĞANOĞLU
    www.evrensel.net

    0 yorum yapılmış

      Yorum yapın

      Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.