Naylon çadırda yazılan kitap

Naylon çadırda yazılan kitap

TEKEL işçisinin direnişi gün geçtikçe daha büyüyor.


TEKEL işçisinin direnişi gün geçtikçe daha büyüyor. 73 gündür tüm dünyada yankıları bulunan direniş artık yalnızca TEKEL işçileriyle sınırlı değil. Başbakan’ın da dediği gibi içlerinde TEKEL işçileri olmayanlar da var. Örneğin bu satırları yazan ben TEKEL işçisi değilim. Ama elimden geldiği kadar her gün onlarla yan yana direniş çadırlarında oturuyorum, sohbet ediyorum. Bir direniş daha iyi nasıl örgütlenir öğrenmeye çalışıyorum. Örgütlenme sekreteri olmam dolayısıyla birçok yazı birçok kitap okudum. Tarihteki grevleri direnişleri okudum. Yapılan panel ve sempozyumları izledim. Ama okuduğum en güzel kitap henüz daha kağıt yapraklara değil de Ankara’nın göbeğine naylon çadırlara yazılan kitap oldu. Geçen bu 73 günde çok şey öğrendik. Bu gidişle de öğrendiklerimizi sıkça kullanacağa benziyoruz.
Bu mücadele artık TEKEL işçileri ile hükümet ya da Tayyip Erdoğan arasında değil işçi ve emekçiler ile sermaye arasında bir mücadeleye dönüşmüştür. TEKEL işçisinin başarısı bundan sonraki direnişlerin de önünde açacaktır. Aynı şekilde yenilgisi de sermayenin saldırılarının önünü açacaktır.
Sırada daha birçok emekçi vardır. 3-4 ay sonra kamu emekçileri olan bizler toplu görüşme/sözleşme sürecine gireceğiz. Şu anda TEKEL işçisine destek vermekten kaçınan Memur-Sen geçen yıl toplu sözleşme ve grev olmazsa bu yıl masaya oturmayacaklarını belirtmişlerdi. Bakalım göreceğiz nasıl bir toplu sözleşme ve grev istediklerini. Tehlikeyi baştan görerek şimdiden başlamalıyız aydınlatma çalışmalarına. Tuzaklarla dolu kamu personel rejimi dayatmalarına karşı işyerlerini yasanın tehlikelerine karşı aydınlatmalı ve bir gece ansızın yasa gelince “Gafil” avlanmamalıyız. Bu yasayı anlatırken TEKEL işçisinin 4-c’si ile birleştirerek hem TEKEL işçisini hem de kendimizi güçlendirmeliyiz.
Yüz bin kişinin Sıhhiye Meydanı’na sığmayan mitinginden sonra 4 Şubat’ta alınan bir günlük üretimden gelen gücün kullanılması kararı (Örgütlenmesinin iyi yapılmaması iki konfederasyonun katılmaması vb.) bütün eksikliklerine rağmen olumluydu. Ancak bunca destek görmüş bir direnişi daha da yükseltmek gerekirken 20 Şubat’ta temsilciler ile direniş çadırlarında sabahlamak daha geri bir adım değil midir? Oysaki asıl olan bu direnişi her ile yaymak, her işyerini TEKEL haline getirmeye çalışmak olmalıdır. Başbakan ay sonunda direniş çadırlarını dağıtacağı tehditlerini savuruyor. Tüm Türkiye’yi direniş çadırlarıyla donatırsak hangi birini dağıtacak. Artık mücadele sadece Ankara’nın göbeğinde değil sermayenin göbeğinde sürdürülmelidir.Buradan iğneyi kendime de batırarak soruyorum sendika yöneticilerine “Her yer TEKEL her yer direniş”, “Genel grev genel direniş” sloganlarını hayata geçirmenin zamanı şimdi değil de ne zamandır. Yoksa günü savmak derdiyle alınan kararlar gün savulduktan sonra kendinizi savunmak için daha zor kararlar almak zorunda kalacaksınız.
İşçiler, emekçiler, kitleler direnmeye hazır. Ya sendika yöneticileri neye hazır.
Adnan Sözen
(Eğitim Sen Ankara 2 Nolu Şube Örgütlenme Sekreteri)
www.evrensel.net