GERÇEK

GERÇEK

  • Kapitalist firmalar, yedikçe iştahı açılan bir yaratık gibi davranıyor.


    Kapitalist firmalar, yedikçe iştahı açılan bir yaratık gibi davranıyor. Yüz milyarlarca avroyu, doları yutan dev kapitalist firmalar, aradan bir yıl geçmeden yeniden “daha çok dolar ve avro” diye bağırıyorlar. Hazineler, merkez bankaları, emekçilerin sosyal fonları yanı sıra ülkelerin yeraltı ve yerüstü servetlerini de yağmalayan bankalar, sigorta firmaları, en büyük sanayi kuruluşları, daha çok, daha çok istiyor. Aldıkları karşılığında, yeni bir üretim ve istihdam yaratmadıkları gibi var olan işçileri bile sokağa atmaya devam ediyorlar; işçilerin ücret ve sosyal hak taleplerini reddediyorlar. Dahası; bu doymak bilmez firmaların, Yunanistan, Portekiz ve İspanya gibi önemli ekonomileri şimdiden iflasın eşiğine getirmişken, İtalya ve İngiltere gibi en gelişmiş ülkeleri de iflasın kıyasına getirdiği haberleri eksik olmuyor.
    En yoksul ülkelerde açlık çatışmalarına, iç karışıklıklara, Nijer’de olduğu gibi askeri darbeler de eklinmiş bulunuyor.
    Çin ve Japonya gibi, krizin önceki dalgalarının büyük tahribat yapmadığı ülkelerde yeni tıkanıklıklar ortay çıkarken, ciddi ekonomistler, ABD, Almanya, Fransa ve öteki en gelişmiş ülkelerde geleceğe dair “kabus senaryoları”nın gerçekleşme ihtimalinin yüksek olduğunu belirtiyorlar.
    Bu gelişmeler, Almanya, İngiltere ve Yunanistan gibi ülkelerde grevlere kadar dayanmış bulunuyor.
    Bütün olanlar, birkaç ay öncesinde kapitalist iktisatçıların ve siyasetçilerin “Artık en kötüsü geride kaldı” yorumlarının ham hayal olduğunu, yeni bir kiriz dalgasının her an beklenebileceğini gösteriyor.
    Türkiye’de de “teğet geçen krizin” hasarının büyüklüğü giderek daha çok görülür hale gelirken, elde avuçta ne varsa geçtiğimiz bir yılda en büyük kapitalistlere aktaran hükümet, şimdi bütçe açığını azaltmak ve sermayeye yeni fonlar yaratmak üzere yeni zamlara, vergilere başvurmaya hazırlanırken, yağmalanacak yeni kaynaklar (özelleştirme, ticarileştirme) aramaya başlamış bulunuyor.
    Nitekim; Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, dünyada gidişatın yeni ve acıtıcı ekonomik tedbirleri zorunlu kıldığını söyleyerek, aslında yeni zam ve vergilerin, emekçi haklarında ve gelirlerinde yeni kısıtlamaların işaretini vermiştir.
    Ekonomideki bu gelişmeler ve beklentiler, emek cephesinin; hızla derlenip toparlanması ve krizin başından beri “savunulması gerekir” denilip de savunulmayan talepler doğrultusunda mücadele için mümkün olan tüm güçleri birleştirip harekete geçireceği bir mevziye girmeyi dayatmış bulunmaktadır.
    TEKEL işçilerinin başını çektiği son aylardaki mücadelelerde de açıkça görülmüştür ki; sendikalar, alınan kararları gereken ciddiyetle uygulamaya yönelmedikleri her durumda kararlar havada kalmıştır. Ama bu kararları emek örgütleri yeteri bir ciddiyetle uygulamaya yöneldiklerinde, hiçbir yerde Türkiye’nin emekçilerinin bu çağrılara kayıtsız kalmadığı görülmüştür.
    Yaşananlar açıkça göstermiştir ki; emekçiler, krizin yükünü reddedecek bir mücadele hattına girmezlerse, “krizin derinleşiyor olması”ndan sadece emekçilerin yükünün artacağı sonucu çıkar. Nitekim, hükümetler ve sermaye de bunu kullanıyor. Hükümetler, “Kriz derinleşirse işsizlik artar, işçiler ve emekçiler daha çok zorda kalırlar” diye emekçileri krizin yükü altına girmeye çağırıyorlar. Oysa bunun sonu yoktur ve son bir buçuk yıl içinde açıkça görüldüğü gibi, emekçilerin, krizin yükünü kabul etmesinden büyük firmalar kazanmakta, krizi bir fırsata çevirmektedirler.
    Oysa emekçiler krizin yükünü reddederlerse, buradan emekçiler için bir fırsat çıkar ve sermayenin iktidarının bile “sallanacağı” bir mücadele hattına girilebilir.
    Ve ancak emekçilerin yaratacağı baskılar, kriz önlemlerini de emekçilerin sırtına yıkma yöntemleri dışında seçeneklerin gündeme gelmesini sağlayabilir.
    Hükümet ve patronların yeni kiriz önlemlerinin hızla gündem getireceği anlaşılıyor; emek örgütleri ve tüm emek cephesi, mücadele hattını bu açıdan yenilemek durumundadır.
    İ. Sabri Durmaz
    www.evrensel.net