YOLCULAR İÇİN EL AYNASI

YOLCULAR İÇİN EL AYNASI

  • Bir yolcu gördüm,


    Bir yolcu gördüm,
    Ona “yolcu” demek doğru mu emin değilim, ama yeryüzündeki bütün yolların hikayesini bildiğine göre, bilmekle kalmayıp yol yordam soran herkese hiç esirgemeden anlattığına bakılırsa ve her yolcuyu, bir kelimenin peşine takıp uzun yolculuklara çıkardığı dikkate alınınca, yolların erbabı olduğunu düşünmek hiç de yanlış olmaz.
    Bildiğim yolcular arasında en ışıltılı görünen oydu, başı daima bulutlarda gezinirdi.
    Gel zaman git zaman, yeryüzünün, gökyüzünün, suların ve bozkırların ne kadar gezgini varsa, yolu onun yanına düşenlerden her biri, ömrünün geri kalanını o yolcudan aldığı bir sözcüğün peşinde geçirmeye başladı.
    Aralarında dolaşan haberlere bakılırsa, pek öyle kolay altından kalkılır bir yolculuk değildi onlarınki. Kimi zaman peşine düştükleri bir ipucu yoldan çıkmalarına sebep oluyor, bambaşka bir kelimenin izine ulaştırıyordu onları. Kimi zaman önlerine dikilen engelleri aşabilmek için olmadık çarelere başvuruyor, hayatlarını tehlikeye atıyorlardı. Yine de pek azı vazgeçiyordu yola devam etmekten. Ne olursa olsun, başlarına gelenleri karşılarına çıkan her yolcuya anlatmakla kalmıyor, gittikçe kalınlaşan bir deftere yazarak yanlarında taşıyorlardı.
    Yıllar böyle geçti. Bazılarına göre her şeyin aslı, yolcuların oradan oraya taşıdıkları defterlerde gizliydi. Ancak bazıları, aradıkları hakikatin sayfalarca süren anlatılarda değil, defterlerin kapağında yazılı tek bir sözcükte bulunduğunu düşünüyordu. Günün birinde o sözcükler bir araya gelince, bir büyük cümle çıkacaktı ortaya; lakin o cümlenin ne olduğunu bilen birine henüz rastlanmamıştı.
    Söylentilere bakılırsa, yeryüzünün orasında burasında dolaşırken buluşan birkaç yolcu, yan yana getirdikleri kelimelerle kırık dökük cümleler kurmaya çalışıyordu. Bu cümlelerde eksik kalan sözcükleri aramaya karar veriyor, yola birlikte devam ediyorlardı. Öbür seyyahlarla buluşacakları, birbirlerine yolculuklarını anlatmak yerine ellerindeki defterleri verecekleri günü hayal ediyorlardı. Ancak o zaman ortaya çıkacak cümle, bütün esrarı ortaya dökecekti.
    Gel gör ki, kendi kelimesini bulduğuna inanarak defterin kapağına yazan yolculardan bazıları, “Yolun sonu budur” diyerek olduğu yerde kalıyordu. Zinciri tamamlamak bir yana, kayıp halkaların sayısı gittikçe artıyordu.
    Bulduğuyla yetinmeyenler ise geri dönüyor, yolculuğa ilk çıktığı yere gidiyor, kendi sözcüğünün hikayesini bir de yolların erbabından dinlemek istiyordu.
    Ancak onun bir hikayeye başlaması için birkaç anahtar kelime gerekliydi. Anahtarı veren hikayesini dinliyordu.
    Ben de onu görmeye gittim.
    Anahtar niyetine iki sözcük dökülüverdi ağzımdan.
    “Ölüm”dü biri, diğerini öylesine söyleyivermiş; “aşk” demiştim. Neden bu kelimeleri seçtim, merak ettiğim neydi bilmiyorum, ağzımdan öylesine çıkıvermişlerdi.
    Oysa buraya kadar gelebilenlerin her biri, hayatlarını peşinde geçirdikleri kelimenin hikayesini merak ederdi. Benim yaptığım gibi rastgele sözcükler dökülmezdi ağızlarından.
    Bu sözcükler üstüne ne düşündü, neler geçti aklından bilmiyorum ama gülümsemesini değiştirmeden, o güne kadar dinlediğim en kısa hikayeyi anlattı bana. Şöyle söyledi:
    “Yolcu yolunda gerek...”
    ÖZCAN YURDALAN
    www.evrensel.net