BAŞYAZI

BAŞYAZI

  • Başbakan ve hükümet erkanı, her vesileyle ekonominin büyümesinden dem vurup, iktidarlarının Türkiye’yi, “uçurduğunu” iddia ediyorlar. Emekçiler, yoksulluk ve işsizliğin pençesindeki halk kesimleri ise; “Bu Başbakan, bu zevat hangi ülkeden söz ediyor?” diye soruyor.


    Başbakan ve hükümet erkanı, her vesileyle ekonominin büyümesinden dem vurup, iktidarlarının Türkiye’yi, “uçurduğunu” iddia ediyorlar. Emekçiler, yoksulluk ve işsizliğin pençesindeki halk kesimleri ise; “Bu Başbakan, bu zevat hangi ülkeden söz ediyor?” diye soruyor.
    Ya da işçiler; bir yandan çalışma saatleri artırılır, öte yandan ücret ve sosyal haklar düşürülürken, “batıyoruz” diye, devletin kapısına dayanıp destek isteyen irili ufaklı firmaların neden ağladığına anlam veremiyorlar.
    Bu hafta içinde Forbes’in açıkladığı “100 zengin Türk” araştırması; uygulanan ekonomi politikaların kimleri “uçurduğunu”, ağlayan patronların gözyaşlarının sadece yedikçe iştahı daha da açılan mitolojik canavarın iştahının ne kadar büyüdüğünün işareti olduğunu gösterdi.
    En zenginlerin dergisi Forbes, “2009’un en zengin 100 Türk’ünün listesi”ni açıkladı:
    2008’de toplam servetleri 56 milyar dolar olan bu 100 kişinin servetleri 2009’da yüzde 55 artarak 87 milyar dolar olmuş!
    Forbes’in Türkiye yayın yönetmeni; “Bu servetlerin üstü olabilir ama asla altı olmaz. Yurtdışındaki paraları, kamuoyunun bilmediği mal varlıklarını değerlendirmeye almıyoruz” diyor.
    Derginin yayın yönetmeninin dediğine göre, pek çok zengin, dergide gösterilenden daha çok servetleri olduğu konusunda itirazlarda da bulunmuş.
    Elbette araştırma, 100 zengin ailenin profili ve iştigal ettikleri işler konusunda ipuçları vermiş. Ancak burada, Forbes’in ilgilenmediği boyutuna değineceğiz.
    Bir ülkenin zenginliği, kabaca, yıl içinde ürettiği mal ve hizmetlerin toplamıdır. Ve bu gerçek göz önüne alındığında, “100 zengin”in servetinin bir yılda yüzde 55 büyümesinin anlamı daha iyi ortaya çıkar.
    Şöyle ki, 2009’da Türkiye, Merkez Bankası ve Maliye Bakanlığı’nın verilerine göre, yüzde 6-7 dolayında küçülmüştür. Bunun anlamı ise, geçen yıl, Türkiye’de üretilen mal ve hizmetlerin yüzde 6-7 oranında azaldığıdır. Eğer bu azalma herkese “adil” biçimde yansısaydı, zenginlerin varlıkları da yüzde 55 artmak bir yana yüzde 6-7 azalacaktı!
    Nitekim bu daralmayı gözeten hükümet, kamudaki işçi ücretleri ve memur maaşlarını, enflasyonun yüzde 5 olacağı hesabı üstünden sadece yüzde 5 artırmıştır. Ama resmi enflasyon yüzde 9’a dayandığı için de bu “artış”, gerçekte yüzde 4 azalmaya karşılık gelmiştir. Dahası uzmanlar, emekçiler için gerçek enflasyonun en az yüzde 15 dolayında olduğunu söylüyorlar ki; bu durumda işçi ve memurların ücret ve maaşlarındaki gerçek azalma yüzde 10’u aşmaktadır.
    Peki, ülke ekonomisi küçülürken, bu küçülmeden, işçinin, memurun, emekçinin payına, bu küçülmenin bir kaçı katı daha büyük bir küçülme düşerken, bu 100 ailenin (firmanın) gelirlerinin yüzde 55 artması nasıl olmuştur?
    Bu kişiler; ağır işler yaparak, maden ocaklarında çalışarak; yemeden içmeden tasarruf ederek fazla birikim sağlamadıklarına göre, şu anlaşılır ki; memura, işçiye verilmekten sakınılan ücret ve maaş artışı, sosyal güvenlikten, sağlıktan, eğitimden esirgenen paralar, hazine ve emekçi fonlarının yağmalanması, yüz binlerce işçiyi sokağa atarak geride kalan işçiyi daha çok daha uzun zaman çalışmaya zorlayan uygulamalar, esnek çalışma ve taşeronlaştırmayla artırılan sömürü işte bu en zengin firmaların en başında olduğu patronların ve rantiyecilerin cebine konmuştur.
    Bundan şu çıkar ki; en zenginler için kriz bir fırsat olmuş onların zenginliklerine zenginlik katmanın vesilesi yapılmıştır. Bu yüzden de, mantıksal olarak bile; onların artık “yardıma” ihtiyacı yoktur; Tersine onlardan, “Kriz var!” diyerek sağladıkları imtiyazlardan vazgeçmesi emekçilerden de artık fedakarlık istenmemesi gerekir. Bunun anlamı da; “Kriz var!” gerekçesiyle patronların her önlemine karşı çıkmak gerektiğidir. Toplusözleşmelerde ve görüşmelerde artık, işçiler ve sendikacıların, patronların krizden vurgun çıkardıkları gerçeğini bilerek taleplerini öne sürmeleri gerekir. Dahası hükümetin zengin kesimleri destekleyen “kriz önlemleri” programlarına, vergi muafiyetleri, kısa çalışma ödeneği desteği, esnek çalışma uygulamalarına göz yumulması ve kredi kolaylıklarına son vermesi gerekir.
    Sorunun bu boyutunu, önümüzdeki günlerde daha ayrıntılı tartışacağız.





    İHSAN ÇARALAN
    www.evrensel.net

    0 yorum yapılmış

      Yorum yapın

      Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.