28 Şubat 2010 00:00

ASYA-PASİFİK’TE BU HAFTA

Manila’da Ninoy Aquino Havaalanı’ndan çıkıp çevreye bakınırken bir anda cipniyleri keşfediyorsunuz. Cipniyler, Amerikan askerlerinin Filipinler’den ayrılırken bıraktıkları ciplerin arkası genişletilerek dolmuşa çevrilmiş sürümü. Baclaran cipniyine atlıyorsunuz.

Paylaş

Manila’da Ninoy Aquino Havaalanı’ndan çıkıp çevreye bakınırken bir anda cipniyleri keşfediyorsunuz. Cipniyler, Amerikan askerlerinin Filipinler’den ayrılırken bıraktıkları ciplerin arkası genişletilerek dolmuşa çevrilmiş sürümü. Baclaran cipniyine atlıyorsunuz. İlk izlenimler, çevrede gördüğünüz İsalar ve İngilizce ve İspanyolca yazılar nedeniyle, -bir de yüzler elbette- Filipinler’in bir Güney Amerika havası verdiği. Filipinler, Asya’nın Güney Amerikası. İnsanlar çok güleç yüzlü, sormadan yardımcı olmaya çalışıyorlar. Ama rehber kitaplarda yazılanların tersine, neredeyse herkesin İngilizce bildiği doğru değil. Tüm dünyada yoksullar en az iki dil konuşurlar: Anadil ve yoksul dili. Bu yoksulca, her yerde iletişimi ve dostluğu sağlar. Cipniydeki ve çevredeki İsa ve haç görüntüleri yadırgatıcı gelmiyor size; belki Vietnam’dan alışmışlığınız var. Son durak olan Baclaran’da iniyorsunuz. Çok yoksul olan bir bölge bu. İndiğiniz yerde kalakalıyorsunuz; yolu bilmiyorsunuz, ama kocaman Baclaran yazısını izleyince tramvay durağında buluyorsunuz kendinizi. Baclaran’da indiğiniz yerle durak arasındaki yolda, onlarca cipniy ve üçtekerli yolcu taşıma bisikleti görüyorsunuz. Vietnam’dakinden farklı olarak, Filipinler’de bisikletin arkasına ya da önüne değil, yanına üçüncü bir teker konmuş. Yani bisikletçiler yandan sürüyor. Çevrede hiç yabancı yok. Bu, iyiye işaret. Demek ki geleneksel bir ortamdasınız. Sokak pazarı ortamı bu. Yol boyunca, girişinde İspanyolca tabelalar olan bir sürü dar sokak görüyorsunuz. Soyak (aile) adları olmalı bunlar. Baclaran Tramvay Durağı’na varıyorsunuz sonunda. Girişte güvenlik denetimi var; güvenlikler, sopayla çantaları didikliyorlar. Korkuları, Maocu bir hareket olan Yeni Halk Ordusu’ndan; ama kırsal bir hareket bu. İkinci korkuları, ülkenin güneyindeki özerk yönetimde çok güçlü olan İslamcı savaşçılar. Ama zaten, ciddi bir arama değil bu. Dostlar aramada görsünler gibisinden. Tramvaya biniyorsunuz; çok sıkışık. EDSA’da iniyorsunuz, bir başka tramvaya atlıyorsunuz. Ayala’da iniyorsunuz ve şaşkına dönüyorsunuz! Baclaran nere, Ayala nere! Ayala, bir Avrupa ülkesi; Baclaran, bir Afrika ülkesi sanki. Ekşisözlük’teki ‘Şirinevler-Ataköy Medeniyet Köprüsü’ yakıştırmasını anımsıyorsunuz birden. Ne güzel özetliyor durumu, olaya ekşi bakanlar. Şu rehber kitaplarda Manila’nın en temiz ve en pahalı yeri olduğu belirtilen Makati’de dolaşıyorsunuz şimdi. Manila, Manila Anakent Bölgesi’ndeki (diğer adıyla, ‘Ulusal Başkent Bölgesi’) 17 kentten yalnızca biri. Makati de öyle. Sokak yazılarının hep İngilizce olması dikkatinizi çekiyor. Bir önceki durak, Magallanes’ti. Bu, ünlü sömürgeci Ferdinand Magellan’ın (1480-1521) İspanyolca’daki adı. Güney Amerika’daki sömürgecilik karşıtı ülkelerin tersine; Filipinler’de sömürgecilerin adları yaşatılıyor! Magellan, Filipinler’de öldürülmüştü. Rehberler şöyle bir şaka yapıyor: “Magellan, Filipinler’e gelen ilk Avrupalı gezmendi (turist); ama çok soru sorduğu için öldürdük onu”. Yalnızca başsömürgeci değil, diğer sömürgeciler de yaşatılıyor Makati sokaklarında: Salcedo ve Legazpi, sömürge Manilası’nı kuran İspanyol sömürgecileri. Adları, Makati’nin en işlek sokaklarına verilmiş durumda. Anasokaklardan biri olan (Rogelio) De La Rosa (1916-1986), Filipinli bir siyasetçi ve oyuncunun; Amorsolo (1892-1972) ise, Filipinli bir ressamın adları. Bu Avrupalı Filipin kentinin çoğunun sahibinin tek bir soyak olduğunu öğreniyorsunuz. Bölge 2. Paylaşım Savaşı’nda tümüyle yıkılıyor ve yerine alışveriş özekleri ve gökdelenler yükseliyor bugün.
Kentin ünlü alışveriş özeği, Yeşilkemer’den geçerken, zengin Filipinlilere ve onlarla birlikte yemek yiyen yabancılara bakarak, Baclaran’dakileri, yoksulları düşünüyorsunuz. Burası, ayrıcalıklıların bölgesi ve Filipinli zenginlerin dünyanın en büyük üç alışveriş özeğinin ülkede olmasından övünmeleriyle çileden çıkıyorsunuz. Ha üstelik de koyu İsacı’dır bunlar; sanki İsa, para babasıydı... Adalet istiyorsunuz, ama çok uzakta adalet.
Bir sonraki gün, yine Makati’de Das Mariñas köyüne gidiyorsunuz. Adı köy olan bu saklı bahçe, Ayala-Magallanes arasında varsıllar için kapatılmış, kapısında güvenliklerin kuş uçurmadığı bir yeşil kent. Toplutaşımanın yokluğunda, bir tektaşır (taksi) bekliyorsunuz. Zaten Filipinler’in Güneydoğu Asya’daki en ucuz tektaşırlara sahip olduklarını öğrenmişsiniz (yolsayarlarını (taksimetre) açtıkları sürece). Böylece, Filipinliler’in genbinit (otobüs) bekler gibi tektaşır sırası beklediğini görüp şaşırıyorsunuz. Evet, kimi yerlerde, onlarca yüzlerce kişi, tektaşır bekliyor! Ayrı bir iş kolu olarak, tektaşır çağırıcılık gelişmiş. Bir adamcağız, yolun ortasına geçip sizin için tektaşır çağırıyor ve sizden aldığı üçbeş kuruşla geçimini sağlamaya çalışıyor. Das Mariñas, bir kapılı topluluk (Ya da güvenlikli yerleşim. İngilizcesi: ‘gated community’) örneği. Filipinler’de tek örnek olmadığını öğreniyorsunuz. Makati Kenti’nde Das Mariñas yanında, Forbes Gezeneği (park); 17 kentten biri olan Quezon Kenti’nde Loyola Yükseltileri; Parañaque Kenti’nde BF Ev Altbölümü vd. diğer örnekler. Burada evler, ‘malikane’ türü. (sürecek)
DR. ULAŞ BAŞAR GEZGİN
ÖNCEKİ HABER

33 tutuklama

SONRAKİ HABER

Mobilya fabrikasında çalışan İşçi Erol Karaş’ın sol kolu makineye sıkıştı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa