28 Şubat 2010 00:00

Eşkiyalara isyan kesilmişti Telemahos

Tanrıça Atena; katıldığı Troya savaşları yüzünden yirmi yıl sonra tek başına ülkesine dönebilen kral Odisseus’u, başkalarınca tanınmaması için perişan bir dilenciye dönüştürdü hemen...

Paylaş
Tanrıça Atena; katıldığı Troya savaşları yüzünden yirmi yıl sonra tek başına ülkesine dönebilen kral Odisseus’u, başkalarınca tanınmaması için perişan bir dilenciye dönüştürdü hemen... Kendisi savaştayken ülkesini saran eşkıyaların halkı nasıl sömürdüklerini ve karısı Penelopeya’nın durumunu öğrensin diye, onu doğruca eski çobanı Eumayos’un kulübesine gönderdi...Bu olaydan bir süre önce de yeniyetme Telemahos, babası Odisseus’un sağ olup olmadığını öğrenmek için Troya savaşından dönen güzel Helena’nın ve kocası kral Menelaos’un saraylarına gitmişti bir gemiyle. Çünkü sözde dul kalan anası Penelopeya’yla evlenmek için kendilerini tanrıların özel olarak yarattığını söyleyen birtakım talipler, evlerini yurt edinmişler; hem evin, hem halkın birikimlerini arsızca yiyip içiyorlardı... Haliyle olup bitenlere isyan kesilen Telemahos’un, babasını aramak için denizötelerine gittiğini öğrenen Antinoos adlı talip, hemen diğer talipleri topladı. “Arkadaşlar, Telemahos hergelesinin ne yaptığını duydunuz mu?” diye başladı heyecanla konuşmaya; “atlamış bir gemiye, Pilos’a babasını aramaya gitmiş. Yanında da isyancı yoldaşları varmış... Bizimle hesaplaşacakmış! Şimdi bana bir gemiyle güvendiğiniz yirmi adam verin. Gidip az ötedeki iki ada arasındaki boğazda pusuya yatacağım... Görsün bakalım tanrıların özel yarattığı soylulara isyan etmek ne demekmiş!.. Dönüşünde onun hesabını göreceğim!..” Taliplerin hepsi de Antinoos’u çığlıklarla, uzun uzun alkışladılar... Kocası kral Odisseus’u yirmi yıldır Troya’dan dönecek diye bekleyen üzgün Penelopeya da, gene yıllardır hep aynı kumaşı dokuyordu tezgahında. “Bu kumaşı bir bitireyim, ondan sonra açıklayacağım kiminle evleneceğimi!” diyordu, kendisini durmadan sıkıştıran taliplerine... Ama geceleyin gizlice söküyordu bütün gün ördüklerini!.. Ertesi gün yeniden başlıyordu örgüsüne... Gene işte böyle günlük kumaşını örerken, bir hizmetli gelip eşiğe dayandı. “Hayrola” dedi Penelopeya, alaycı bir gülümsemeyle; “soylu taliplerim sofraların hazırlamasını mı buyuruyorlar yoksa?..” Ama bir yanıt alamayınca da devam etti: “Hep birlik olmuş, evimizin varını yoğunu arsızca sömürüyor bu utanmaz keneler! Kocam Odisseus’un kim olduğunu bilmiyorlar da ondan! O kimseye kötülük yapmadı! Gençlerin savaş denen o lanet çarkta kıyılıp kıyılıp gitmelerini hiçbir zaman istemedi. Zaten savaştan nefret ederdi! Hatta bu Troya savaşına katılmamak için deli numarası bile yapmış! Sahildeki kumluk tarlayı sürüp tuz ekmiş! Gene de savaşa alıp götürmüşler!.. Peki sonunda ne oldu?.. Biz bu bir avuç eşkıyanın eline düştük. Nice ana-babaların da o güzelim oğulları geri dönemedi!.. Kocam Odisseus gibi...” Böyle böyle kendini kaptırıp giden Penelopeya, birden sustu. Gözleri dolu doluydu. Ama hizmetçi kadın hemen söze girip; “Keşke burada kalsaydı her şey, kraliçem! Bahçedeki talipler ne çok düzenler kuruyor, onu söylemeye geldim... Dilerim Zeus izin vermez buna!” dedi. Penelopeya birden; “Söyle bakayım, daha ne düzenler kurarlarmış” diye sordu büyük bir tedirginlikle...Hizmetli, “Kraliçem,Telemahos’u öldürecekler! Babasını aramak için yoldaşlarıyla Pilos’a gitmişti. Şimdi de onun dönüş yolu üstünde pusuya yatacaklar...” der demez, dizlerinin bağı çözülüverdi Penelopeya’nın! Uzun süre konuşamadı. Sonra bir zıpkın yemişçesine tezgah odasından dışarı attı kendini. Ve aniden upuzun bir çığlık kopardı. Sanki bu çığlıkla ta deniz ötelerindeki oğlu Telemahos’a ulaşacaktı! Kraliçelerinin halini gören avludaki hizmetli kadınlar da başladı bağrışmaya... Çünkü kraliçelerini böylesi bir yasa boğan nedeni hemen sezmişlerdi: Birkaç gündür ortalıklarda gözükmeyen oğlu Telemahos’un başına bir şeyler gelmiş olmalıydı... “Dinleyin beni, kadınlarım, dinleyin!” diye başladı Pnelopeya; “Olimposlu tanrılar, hiçbir kadına vermedi böylesi bir acı!.. Sizler de hayırsız çıktınız!.. Oğlum gemiye binip giderken niye hiçbiriniz gelip bana haber vermedi? Ne hayırsızmışsınız sizler de! Haydi gidin, yaşlı babama haber salın; o bir şeyler düşünür... Şimdi de biricik çocuğumu yok etmek istiyormuş şu asalaklar!..” Tam burada konağın en sadık dadısı Eurikleya girdi araya: “Beni ister öldür, ister kov, güzel kızım; bir suç varsa ortada, o da benim suçum! Ben her şeyi biliyordum. Yola çıkmazdan ekmeğini, şarabını, bütün yolluğunu hep ben hazırladım Telemahos yavrumuzun! Ama sana bir şey söylememem için bana ant içirdi. Haydi güzel kızım Penelopeya, üst kata çıkalım; yüzünü yıkarsın...”Kraliçe Penelopeya hiç karşılık vermeden koşar adım odasına çıktı hemen. Yüzüne soğuk sular serpti... Zeus’un gök gözlü kızı tanrıça Atena için kutsal arpa doldurdu sepete. Oğlunu kurtarması için ona yalvarıp yakardı... Gecenin çok geç saatinde biraz uyur gibi oldu yatağında. Tanrıça Atena da hemen çok sevdiği bir arkadaşı kılığına bürünüp düşüne girdi. “Ağlama Penelopeya” dedi; “kendini boş yere yiyip bitirme! Oğlunun yanında çok güçlü yoldaşları var. Üstelik tanrıça Atena da hep yanında onun!..”Penelopeya uyandığında birden akşamki kaygılarının savrulup gittiğini duyumsadı. Rahatladı. Bir düş değil, apaydınlık bir gerçek görmüştü karanlığın içinde...Bu arada taliplerden Antinoos ve on iki fedaisi, gemisi ve sömürgen eşkıyalara isyan kesilmiş yoldaşlarıyla dönecek Telemahos’un işini bitirmek üzere, iki ada arasındaki dar bir boğazda, pusuya yattı...
Yaşar Atan
ÖNCEKİ HABER

Hak ettiğimiz yerdeyiz

SONRAKİ HABER

Bingöl'deki madencilik projesine Danıştay "dur" dedi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa