28 Şubat 2010 05:00

Hak ettiğimiz yerdeyiz

Takımlarımızın bir Avrupa macerası daha hüsranla noktalandı. Avrupa’da başarı çıtasını yükseltme hedefiyle yapılan onca transfer, harcanan onca para, yine işe yaramadı.

Paylaş
Takımlarımızın bir Avrupa macerası daha hüsranla noktalandı. Avrupa’da başarı çıtasını yükseltme hedefiyle yapılan onca transfer, harcanan onca para, yine işe yaramadı. Kozlar, kendi ligimizde, kendi kupamızda paylaşılacak artık. Bu sezonki hesabı, lig ya da kupa şampiyonluğuyla tamamlamak biraz olsun teselli verecek...Oysa turu geçeceğimizden ne kadar da emindik. Özellikle medya, gözünü çoktan bir sonraki tura dikmişti bile. Taraftarlar da takımlarının rakiplerini eleyip turu geçebilmesi için ellerinden geleni(!) yaptı ama olmadı işte... Taraftar demişken, biraz üzerinde durmak lazım. Ortalama taraftar profilimizin ne kadar sorunlu olduğunu, Galatasaray ve Fenerbahçe’nin UEFA Avrupa Ligi’nde oynadıkları rövanş maçlarında bir kez daha gördük. Taraftarların tribünlerde sergilediği tavırları, davranışları göz önüne alarak şu soruyu sorabiliriz: “Futbolu mu, yoksa kazanmayı mı seviyoruz?” Yaşananlara baktığımızda, bir spor dalı olarak futbola sevgi, rakiplere ise saygı duyduğumuzu iddia etmek, kesinlikle mümkün değil. Kazanmak için spor ve insanlık değerlerini ayaklar altına almaktan zerrece çekinmeyenlerin, futbola gösterdikleri ilginin sağlıklı olduğu söylenebilir mi? Yöneticilerin, oyuncuların ve medyanın, “Taraftarımızın itici gücüne ihtiyacımız var”, “En büyük gücümüz taraftarımız”, “Taraftarımıza da çok iş düşüyor” gibi söylemleriyle iyice gaza gelen taraftarlar, Galatasaray-Atletico Madrid ve Fenerbahçe-Lille maçlarında coşkulu desteklerini yine hiç esirgemeden ortaya koydular. Hem de en yaratıcı(!) biçimde...Ali Sami Yen’deki maç öncesinde Atletico Madrid aleyhine İngilizce küfürlü tezahüratlar mı yapmadılar, “Real Madrid” diye tempo tutarak, hatta Katalan bayrağı açarak rakip oyuncularını kızdırmaya mı çalışmadılar?.. Daha ne yapsın bu vefakar ve cefakar taraftarlar?.. Türkiyeli takımların zaman zaman Avrupa’daki maçlarında tribünlerde açılan kırmızı-yeşil-sarı renkli bayrakların ardından, özellikle medyanın ne kadar çileden çıktığını ve saldırganlaştığını hatırlıyoruz... Madem farklı etnik kimliklere sempati göstermek konusunda duyarlısınız, o zaman farklı renkler için farklı tepki niye? Yani bu duyarlılığın tek ölçüsü renkler mi?Aslında Avrupa’ya kadar gitmeye bile gerek yok. Diyarbakırspor’un ne tür tezahüratlara muhatap olduğunu hepimiz biliyoruz... Tiksinti verici bir ikiyüzlülük...Taraftarlar ayrıca “Atletico is not ‘The Real’ Madrid” (Atletico gerçek Madrid değil), “Patetico de Madrid” (Madrid’in zavallısı) gibi aşağılayıcı ifadeler içeren pankartlarla da yaratıcılıkta(!) sınır tanımadıklarını ortaya koydular. Pankartlarda yazılanların aslında kendi düzey(sizlik)lerini yansıttığının farkındalar mı acaba? Rakibi aşağılayarak moral çöküntüsüne sürüklemek ve böylece olası başarıda pay sahibi olmak, taraftar adına son derece gurur(!) verici olsa gerek.Maçtan sonra Galatasaray kalecisi Leo Franco’nun, Atletico Madrid’li oyuncuları kutladığı için yuhalanması, spora sorunlu bakışın başka bir örneği değil mi?..SARACOĞLU...Bir de Fenerbahçe-Lille maçı öncesinde Saracoğlu tribünlerinde yaşananlara bakalım... Fenerbahçeli taraftarlar, Galatasaray’ın Atletico Madrid’den yediği gollerde büyük sevinç yaşarken, Galatasaray’ın attığı golde ise adeta yıkıldılar. Galatasaray’ın yediği 2. gol ise Fenerbahçeli taraftarları tam anlamıyla coşturmaya yetti.Aslında bunda pek yadırganacak bir durum yok. Elbette ki herkes istediği takımı destekleyebilir, istediği takımın kazanmasını isteyebilir. Yani, aynı ülkenin temsilcisi olmak, tribünlerde illa dayanışma içinde bulunmayı gerektirmiyor. Ezeli rakibinizin gol yemesinden, elenmesinden mutluluk ve sevinç duyabilirsiniz, buna kimsenin diyeceği bir şey olamaz ama bu sevincinizi ve coşkunuzu ezeli rakibiniz aleyhinde küfürlü tezahüratlar yaparak göstermek zorunda mısınız?.. Küfür etmek için bahane arayanların tribünlerdeki ağırlığı, egemenliği sürdükçe, sağlıklı bir spor ortamı oluşturmak mümkün değildir. Sağlıklı bir spor ortamının bulunmadığı yerde ise varılacak nokta bellidir. Transferde milyonlar harcamak, bu gerçeği değiştirmez.Fenerbahçeli taraftarlar ayrıca, maç öncesinde orta alana serilen UEFA’nın logosuna, sarı ve kırmızı tonlardaki renkleri nedeniyle tepki gösterdiler. Renklerden bu denli rahatsızlık duymak ve bunu bir saplantı haline getirmek, herhalde fanatizmin en hastalıklı hallerinden biri. Hele o logoyu bir ellerine geçirselerdi, gösterirlerdi sarılı-kırmızılı logo yapmanın ne demek olduğunu...İşin teknik kısmı bir yana, spor kültürü ve spor anlayışı bakımından da bulunduğumuz yeri hak ediyoruz. Kendi kendimize didişmek, itişip kakışmak, hırlaşmak, karşılıklı küfürleşmek, saldırganlaşmak bize daha çok yakışıyor...
Mehmet Özyazanlar
ÖNCEKİ HABER

Ofansif futbolun çekiciliği

SONRAKİ HABER

YSK'nin gerekçeli kararına CHP'den tepki: Türkiye hukuk ayıbı yaşıyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa