28 Şubat 2010 05:00

BABiL EFSANESi

Alejandro González Iñárritu… Son dönem sinemasında fazlasıyla öne çıkan bir isim bu. Fakat nedense isim olarak pek kalmıyor hafızalarda. Hafızalardan kolay silinmeyecek filmlerin yönetmeni… Hem farklı kurgu yaklaşımı, hem ele aldığı konular, hem de anlatış biçimi ile 2000’li yılların sineması ve elbette politikasına dair söyleyecek sözü olan bir yönetmen Alejandro González Iñárritu.

Paylaş
Alejandro González Iñárritu… Son dönem sinemasında fazlasıyla öne çıkan bir isim bu. Fakat nedense isim olarak pek kalmıyor hafızalarda. Hafızalardan kolay silinmeyecek filmlerin yönetmeni… Hem farklı kurgu yaklaşımı, hem ele aldığı konular, hem de anlatış biçimi ile 2000’li yılların sineması ve elbette politikasına dair söyleyecek sözü olan bir yönetmen Alejandro González Iñárritu.Meksikalı yönetmen, özellikle “Babil”de bize bir “kurşun”un izini sürerek günümüz dünyasını anlatıyor. Her karakterin yolu eninde sonunda bu “kurşun” ile çakışıyor ve Amerikan korku imparatorluğunun yönettiği “küreselleşme”nin gerçek şifrelerini veriyor. “Babil”, aslında “Paramparça Aşklar ve Köpekler” ve “21 Gram” filmlerinin devamı. Senarist Guillermo Arriaga’nın bu üç filmde de olağanüstü bir başarı yakaladığını söylemek lazım.Konu “küreselleşme” dediysek de, siz didaktik bir film beklemeyin sakın. Belki de doğrusu “Küreselleşmenin fon olarak kullanıldığı bir iletişimsizlik filmi” demek. Hani “iletişim çağı”nı yaşıyoruz ya; cep telefonu sayısının insan sayısına yaklaştığı bir çağdayız. İstersek Ohio’lu bir genç kız ile domino oynayabilir; istersek Tayland’lı genç kızlarla “chat” yapabiliriz. Neyse, İnternet ve iletişim çağı üzerine ahkam kesmeye hiç gerek yok, meraklıları yeterince yapıyor zaten. “Babil”in yaptığı ise tam tersi. Esin kaynağı ise kutsal kitaplarda da yer alan Babil Efsanesi. Neydi bu efsane; hatırlayalım: “İnsan artık Tanrı ile boy ölçüşmeye kalkacak kadar ilerlemiştir. Ya da en azından kendisi öyle sanmaktadır. Göğün en yükseklerine ulaşmak, Tanrı’yı görmek, Cennet’e ulaşmak için büyük bir kule inşa etmeye başlar. Tanrı boş durur mu? Durmaz ve kibirli insana, hak ettiği dersi vermek için “diller”i yaratır. Her birine ayrı bir lisan verir ve onları anlaşamaz hale getirir. Kule yapmak, işbirliği ve iletişim gerektirdiğinden Babil Kulesi yapılamadan tarih olur”. Efsane kabaca böyle, ama Tanrı’nın cezası sadece kuleyi engellemez, “iletişim” kuramayan insanlar giderek sevgisiz, hoşgörüsüz hale gelir ve dünyanın dört bir yanına dağılırlar. Farklı uluslar da böyle doğar.Taa ki, 1990’larda Sovyetler Birliği çöküp, küreselleşme ile insanlar sonsuza kadar barış içinde yaşamaya başlayana kadar. Ne oldu? İnanmadınız mı? Niye Babil Efsanesi’ne inanıyorsunuz da; “Yeni Dünya Düzeni Masalı”na niye inanmıyorsunuz?Neyse biz filmden kopmayalım. “Babil” işte bu iki “efsane”nin ruhlarının birleştiği bir film. Brad Pitt, Cate Blanchett, Gael Garcia Bernal, Adriana Barraza, Kôji Yakusho’nun başlıca rollerinde yer aldığı film, üç ayrı kıtada, dört farklı konuyu anlatıyor. Fas’tan Meksika’ya, Amerika’dan Japonya’ya uzanan öyküler anlatıyor Babil. Öykülerin kesişme noktasında ise “iletişimsizlik” ve “dünyayı ayağa kaldıran tek bir kurşun” var. Hikayenin gerisi filme kalsın, izleyenler izlemeyenlere anlatmasın.Yönetmen Iñárritu, filmi için şöyle demiş: “Gerçekte sınırlamalar insanın, kendi iç dünyasında yaşadığı düşüncelerdir. Mutluluğumuzu oluşturan şeyler toplumsal yapıya göre değişkenlik gösterirken, çaresizlik içinde ise hepimiz din, dil, ırk fark etmeksizin aynı duyguları yaşıyoruz. Babil, bizi ayıran değil, bizi birleştiren duygular üzerine bir film oldu”. Evet, öyle “küreselleşmiş” bir dünyada yaşıyoruz ki, ne yazık bizi birleştiren duyguların başında “acı” geliyor.Küreselleşme ve acılardan bahsetmişken, içimizde kalmasın; bugünlerde televizyonlarda da boy göstermeye başlayan “Güneşi Gördüm” ile bitirelim. Altan Erkekli, Karaborsa’ya katıldığında filmin “planlanan sonu”na dair bilgi vermişti. Mayına basarak ayağını kaybeden Kürt delikanlısının sığındığı İskandinav ülkesindeki işi mayın fabrikasında çalışmak olacaktı. Altan Erkekli’nin söylediğine göre; “bürokratik engeller” nedeniyle bu finalden vazgeçildi ve bizim toprakların derdine dair oldukça anlamlı bir mesaj araya kaynadı gitti. Mahsun Kırmızıgül, Hollywood aşırması helikopter sahnelerine yatıracağı paranın bir bölümüyle bu “final sahnesi”ni çekerdi aslında ya, neyse biz iyi niyetle söylenene inanalım. “Güneşi Gördüm”, sırf o son için çekilebilirdi oysa…Ne diyorduk; “farklı diller”, “iletişimsizlik”, “savaş”, “hoşgörüsüzlük”… Sahi, şu Babil dedikleri kent neredeydi?
Mustafa Kara
ÖNCEKİ HABER

ÖZCAN YURDALAN:Yolculuk yapmak itiraz etmektir

SONRAKİ HABER

Kandıra'da ağaç katliamı: Taş ocağı için 5 bin ağaç kesilecek

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa