Haydi çocuklar beyin yıkamaya

Haydi çocuklar beyin yıkamaya

Geçen hafta incelemek üzere, çocuklara İslam’ı benimsetmek için hazırlanmış kitaplar aldım. Bu arada gözüme çarpan bir çocuk kitabına göz gezdirdim. Kitabın adı, Ulu Çınarla Nazlı Hilâl. Yazarının adı, Bestami Yazgan. Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları Emeklerimizin Dili dizisinin beşinci kitabı.

Geçen hafta incelemek üzere, çocuklara İslam’ı benimsetmek için hazırlanmış kitaplar aldım. Bu arada gözüme çarpan bir çocuk kitabına göz gezdirdim. Kitabın adı, Ulu Çınarla Nazlı Hilâl. Yazarının adı, Bestami Yazgan. Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları Emeklerimizin Dili dizisinin beşinci kitabı. Mart 2005’de yayımlanmış. Bu büyük boy ve ince kitap şaşılası denli açık bir şekilde çocuklara benimsetilmek istenen Türk-İslam Sentezi’ni yansıtıyor. Bu etkileyici örneği alıntılarla, sizlerin de dikkatinize sunmak istedim.Ulu Çınarla Nazlı HilâlBir varmış, bir yokmuş. Güzel insanların yaşadığı güzel bir ülke varmış. Bu ülkede kötüler az, iyiler çokmuş. Herkes birbirinin güzelliklerini över, eksiğiyle beraber insanları severmiş. Yalnız sevmekle kalmaz, kavuşmayı da dilermiş yürekler…Bunun sonunda davullar vurulur, düğünler kurulurmuş. İşte böyle bir günde ay-yıldızlı Nazlı Hilâl, Ulu Çınar’ın en yüksek dalına asılmış. Ulu Çınar mutlu, insanlar umutlu, Nazlı Hilâl rüzgarla kanatlıymış.Gün görmüş, devran sürmüş Ulu Çınar, Nazlı Hilâl’le bir sohbete başlamış: Hoş geldin Hilâl kardeş, bakıyorum yine neşen yerinde, Allah kem gözlerden saklasın, demiş.Nazlı Hilâl: Elbette sevinçliyim, Allah bugünleri daim eylesin! Ben ne günler gördüm Çınar kardeş, demiş.Ulu Çınar yaprakların arasında, Bilirim Nazlı Hilâl, bilirim! O günleri ben de yaşadım, demiş.Beraberce, Allah bir daha göstermesin, diyerek dua etmişler. Kurtlar, kuşlar dile gelip, Amiin! demişler. Ulu Çınar’ın keyfi yerinde olacak ki, Nazlı Hilâl’e takılmak istemiş: Şey… Hilâl kardeş, seni her düğünde yükseğe asıyorlar; iyi, güzel de bunun sebebi nedir acaba? demiş.Nazlı Hilâl’in yanakları al al olmuş: Çınar kardeş, bu sorunun cevabını sen çok iyi biliyorsun, fakat derdin benimle uğraşmak herhalde, demiş.Ulu Çınar bilmemezlikten gelerek: Yok canım, pek fazla bir şey bilmiyorum! Sadece Mehmet Akif’le aranızda bir şeyler geçmiş duydum, hepsi o kadar…Nazlı Hilâl dalgın dalgın: Evet işte, biliyorsun dedim ya!Ulu Çınar: Canım, kulaktan dolma bilgiler yerine bir de senden dinleyelim şu olayı. Haydi nazlanma da anlat hele.Nazlı Hilâl derin bir nefes alıp şöyle bir güzel dalgalandıktan sonra: İstiklal Savaşı yıllarıydı. Yurdun dört bir yanı hain düşmanlar tarafından işgâl ediliyordu. Her taraf yakılıp yıkılıyor, namus ve şeref ayak altında çiğneniyordu. Tabiî bu sırada en büyük acıyı ben çekiyordum.Ulu Çınar yapraklarını hafif hafif titreterek: Niye, sana ne oluyor ki…Nazlı Hilâl üzgün bir edayla: Daha ne olsun Çınar kardeş, bütün bunları görüyor ve kahroluyordum. Ben ki üç kıta, yedi denizde şanla, şerefle dalgalanan bir bayrak olarak bu duruma dayanamıyordum.Nazlı Hilâl’in derin düşüncelere daldığı bir sırada Ulu Çınar: Peki sen ne yaptın bütün bunlar karşısında deyince, Nazlı Hilâl biraz kendine gelerek, Ne yapayım, kızdım tabiî ki bu milletin evlatlarına. Ben onların inancını, namusunu, hürriyetini temsil ediyordum. Onlara çok kızdım… Küstüm [onlara] ve çattım kaşlarımı…Ulu Çınar: Peki onlar bir şey demediler mi senin bu yaptığına?Bu sırada davul zurnalar coşuyor, kol kola girip misafirleri karşılıyordu. Bir yandan oyunlar oynanıyor, bir yandan hazırlıklar hızlanıyordu.Nazlı Hilâl sakinleşerek: Yook! Pek seslenmediler. Onlar da üzülüyordu benim durumuma. Yalnız bir gün Mehmet Akif isimli bir şair arslan gibi kükredi: Çatma, kurban olayım çehreni ey Nazlı Hilâl. Kahraman ırkıma bir gül, ne bu şiddet, bu celâl! Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl. Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklâl.Evet, Mehmet Akif öyle bir kükredi ki, ben de milletim de kendimize geldik.Davul zurna coştukça coşuyor, Ulu Çınar’ın tebessümü yanaklarına yayılıyordu: Peki Mehmet Akif başka bir şey demedi mi sana!Nazlı Hilâl gülümsedi, yanağında güller açtı: Demez olur mu… Hem de neler dedi. Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak. Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.Ulu Çınar: Bayrak kardeş, Mehmet Akif ve Müslüman Türk milleti sözlerinde durdular mı bari?Nazlı Hilâl gururla dalgalanarak: İşte o gün bugündür Müslüman Türkler, yeni bir yuva kurmak için ne zaman düğün yapsalar beni yüksek bir yere asarlar. Ben de onları seyrederken hem o günkü davranışımdan dolayı üzülür, hem de onların mutluluğu için sevinirim.Ulu Çınar’ın bir şey demesine fırsat kalmadan davul zurnaların coştuğu, çocukların yollara doğru koştuğu görülmüş. Gelin geliyormuş…Ulu Çınar kendinden geçmiş, Nazlı Hilâl kuş olup uçmuş… Bu durum fazla sürmemiş tabiî. Yarının Mehmetçiği olacak bir çocuk, Ulu Çınar’a tırmandığı gibi bayrağı koynuna koymuş. Nazlı Hilâl bu sevgi sıcaklığını tanımış, uğrunda şehit olan yüz binleri ve düğündeki mutluluğu düşünmüş. Çocuğun göğsünden uçup bir kartal gibi göklerde dalgalanmayı istemiş. Fakat çocuğun göğsü o kadar sıcakmış ki, aynı şehitlerin al kanı gibi. Çocuğun yüreği öyle çarpıyormuş ki, aynı bir volkan gibi…Bu arada yüreğin dile geldiğini ve şöyle seslendiğini hissetmiş Nazlı Hilâl: Kanımdaki al renk sensin,Damarımdaki âhenk sensin,Türk’üm diyen yürek sensin,Ay yıldızlı nazlı bayrak.Nazlı Hilâl, asırlardır ayrı kaldığı sevgilisine sarılır gibi sarılmış çocuğa. Ondan hiç ayrılmak istemiyormuş. Sadece dudaklarından “Çok şükür Allah’ım!” sözleri dökülüyormuş. Ve davullar vuruyormuş…
Serdar M. Değirmencioğlu
www.evrensel.net