BAYKUŞ

BAYKUŞ

  • Son yazımda, adli hekimlik uygulamalarının içler acısı, zaman zaman trajikomik halinden söz etmiştim


    Son yazımda, adli hekimlik uygulamalarının içler acısı, zaman zaman trajikomik halinden söz etmiştim. Geçen yıl pek sık yazı yazamama nedenimin alanda yaptığımız eğitimler olduğunu da biliyorsunuz. Eğitimin sonuçlarını görmeye başladığımız, umut verici örneklerin sırası geldi artık. Geçen hafta beklenmedik bir programla karşılaştık. Bütün diğer toplantılarımı, işlerimi bırakıp, bir yıl boyunca verdiğimiz emeğin sonuçlarını görmek ve alanda çalışan meslektaşlarımızı yalnız bırakmamak adına yola koyuldum.
    Etkinlik eğitimlere katılmış bir meslektaşımızın başhekim yardımcısı olduğu hastanede, ayrıca eğitici eğitimi almış ve başarılı bir eğitici olmuş bir başka meslektaşımızın sağlık müdürlüğü eğitim dairesinde görev yaptığı ildeydi. Eğitimlerin işkencenin etkin belgelenmesi ve soruşturulması üzerine olduğunu hatırlatayım öncelikle. Sorunun tüm aktörlerinin katılımı sağlanmıştı. Sunumlar ve ardından yapılan tartışmalar, çok verimli olduğu gibi soruşturmanın etkinliği adına Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen olumlu çabalar da toplantıda görünür kılındı.
    En sık yaşadığımız sorunlardan birinin; kolluğun muayene ortamının güvenliğini sağlama iddiasıyla hasta hekim mahremiyetine verdiği zarar ve düzenlenen raporların kapalı zarfla dahi olsa kolluğun eline verilmesinin hastalarda yaratabileceği kaygı olduğunu, ayrıca böyle bir ortamın hekim üzerinde oluşturacağı baskı duygusunu çok iyi biliriz. Üstüne hekimlerin, bir yandan acilde kalp krizi geçirmiş hastaya müdahale ederken getirilen bir gözaltı muayenesine ayıracağı zamanın sınırlı olması eklenir. Koşulların olumsuzluğu, işkencenin önlenmesi amacıyla düzenlenmiş giriş, çıkış ve her 24 saatte bir muayene yapılması kuralını da işlevsiz hale getirir.
    Toplantının yapıldığı hastanede bu sorunların tümünü çözme iradesi göstermişti eğitim alan meslektaşımız. Ayrı bir adli muayene odası yapmış, odanın penceresine parmaklık takılarak kolluğun güvenlik kaygısı savunusu ortadan kaldırılmıştı. Adli muayene odasında çalışan meslektaşlarımız, nöbet sistemi içinde yalnız adli olgulara hizmet sunuyorlardı. Zaman sorunu da böylece çözülmüştü. Muayene ortamında gerekli malzeme sağlanmıştı. En önemlisi, bir kurye sistemi oluşturularak, raporların doğrudan savcılığa iletilmesi sağlanmıştı.
    Bu umut verici gelişmelerin tek bir yerde olduğu sanılmasın. Gün geçmiyor ki, Edirne’den Hakkari’ye uzanan bir hatta meslektaşlarımız arayıp, böyle güzel haberleri coşkuyla vermesin.
    Karşılaştıkları en ciddi direncin savcılıklardan kaynaklandığını da söylemeliyim. Raporların kurye ile doğrudan iletilmesinin iş akışını zorlaştırdığını savunarak, neredeyse tümü itiraz ediyorlar. Mevzuatta yeri olmadığını, kapalı zarfla kolluğa verilmesinin yeterli olacağını savunuyorlar. Sağlık Bakanlığı tam da burada devreye girerek, raporların iletilmesindeki gizlilik ilkesinin koşullarını oluşturmanın kendi sorumluluğunda olduğunu belirten düzenlemeye sahip çıkarak, yazışmalar yaptı. Hekimlerin arkasında durduğunu da göstermiş oldu.
    Ne yazık ki, adaletin temsil edilmesi gereken yerde en büyük direncin olması çok üzücü. İşkencenin önlenmesine ilişkin bir direnci de sezmek mümkün bu tavırda. Yargının, devleti insanın üzerinde tutmasına ilişkin olaylar son birkaç hafta içinde sürekli gündemimizdeydi. İnsan haklarının devlet için zararlı olduğunu düşünenlerin sayısı da hiç az değil memlekette. Akademisyeninden hukukçusuna, ne ihbar mektupları gördük bugüne kadar.
    Yargının reforma ihtiyacı olduğu muhakkak ama yargının unsurları için de kapsamlı programlar yapılmadıkça, değişimi sağlamak mümkün görünmüyor sanırım.
    ŞEBNEM KORUR FİNCANCI
    www.evrensel.net

    0 yorum yapılmış

      Yorum yapın

      Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.