27 Şubat 2010 00:00

DİYARBAKIR’DAN ‘AÇILIM’ NOTLARI 1

Diyarbakır ve Kürtlerin yoğunlukta yaşadığı diğer bölge illeri bir süredir, gözaltı ve tutuklama haberleriyle gündeme geliyor.

Paylaş

Diyarbakır ve Kürtlerin yoğunlukta yaşadığı diğer bölge illeri bir süredir, gözaltı ve tutuklama haberleriyle gündeme geliyor. Hükümetin, ‘Kürt açılımı’ ile başlayan ve ‘Milli Birlik Projesi” adıyla devam eden ‘açılım’ iddiasının test edilebileceği bölgelerden gelen bu haberler, Kürtlere yönelik olarak işletilen sürecin ‘demokratik bir açılım’ değil de, gerçekten bir ‘Milli Birlik Projesi’ olduğu görüşünü güçlendiriyor. 23 Şubat Salı günü Sivil Toplumu Geliştirme Merkezi’nin (STGM) davetiyle bir grup gazeteci ve kitle örgütü yöneticisiyle birlikte gittiğimiz Diyarbakır’da ‘açılım’ umudunun yerini ‘öfkeye’ bıraktığını gördük.
Habur sürecinde Kürtlerin sokaklara dökülerek dile getirdiği barış umudu bugün yerini, ‘ortak çözüm’ duygusunda erozyona bırakmış durumda.
Nisandan bu yana düzenlenen KCK operasyonlarıyla cezaevine gönderilenlerin 1500’ü bulduğu söyleniyor.
‘HABUR’DAN SONRA HERŞEY DEĞİŞTİ’
Sümer Park ortak yaşam alanı resepsiyon salonunda düzenlenen toplantıda konuşan İHD Diyarbakır Şube Sekreteri Burhan Zorooğlu, “Açılım konusu bizi de umutlandırdı. Ancak, Habur’dan gelişlerle birlikte insanların umutları yok oldu. Umut yerini endişelere bıraktı.” diyor. Habur’daki görüntülerin bir halkın coşkusu olduğunu ve birlik ile bütünlüğü bozacak görüntüler olarak yorumlanmaması gerektiğini dile getiren Zorooğlu, “Habur’dan sonra her şey değişti. Yüzlerce, binlerce Kürt çocuğu cezaevine atıldı” ifadeleri kullanıyor.
Bağlar Belediyesi Kardelen kadın merkezinden Zeynep Demir, kadınların baskılardan en çok etkilenen kesim olduğunu anlattıktan sonra şöyle bir örnek de veriyor: “50 kadın sinemaya giderken bile kameraya çekiyor polis. Basın açıklamasına katılmaya dahi korkar olduk.
Başbakan Erdoğan’ın, ‘Kadın da olsa, çocuk da olsa gereken neyse yapılacak’ açıklamasının ardından bölge illerinde çocukların büyüklerle aynı mahkemelerde yargılanıp ağır cezalara çarptırılmaları gerçeği de, ‘açılım’ süreci döneminin bir başka özelliğini oluşturuyor. Çocuklar Aynı Çatı Altında (ÇAÇA) Derneğinin Yöneticisi Emin Sarıkaya, Türkiye’de yasalara göre 18 yaşından küçüklerin herhangi bir örgüte üye olamadığı gerçeğini hatırlatırken, onlarca çocuğun ‘Terör örgütüne üye olmak’ ya da ‘Terör Örgütü’nün amaçlarına uygun eylemlerde bulunmak’ suçlamasıyla TMK mağduru olarak yargılandıklarına dikkat çekiyor.
DAĞA ÇIKMA YAŞI DÜŞTÜ
Yapılan araştırmalar sonucunda tespit edilen 267 çocuktan CMK 250. Madde ile görevli özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde yargılanan 78 çocuk hakkında 240 yıldan 688 yıla kadar hapis cezası istemi ile kamu davası açıldığı, açılan kamu davalarında, yapılan yargılama sonucunda 78 çocuğun toplam 175 yıla mahkum edildikleri, yaşlarının küçük oluşu ve duruşmadaki iyi halleri göz önüne alınarak yapılan indirimler sonucunda 41 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırıldıkları dile getirildi. Yargılaması süren 159 çocuk ile ilgili olarak 1052 yıl 1 aydan-2639 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılmaları istemi ile açılan davalar ise hala devam ediyor.
Diyarbakır Barosu’na üye bir avukat, 19 yaşındaki bir üniversite öğrencisi müvekkiline ‘taş atmak’ suçlamasıyla ‘örgütün amaçlarına uygun eylem yapmak’tan 11 yıl hapis cezası verildiğini anlatırken, bu müvekkilinin kendisine ‘Daha önce bir kere dahi DTP’ye gitmedim. Ama çıkınca daha gideceğim’ dediğini de aktarıyor. Bu anektod bile, ‘terörle mücadele’ adına gençler ve çocuklar üzerinde estirilen terörün sosyal sonuçlarını çarpıcı biçimde ele veriyor.
Toplantı sonrasında yaptığımız görüşmelerde edindiğimiz izlenimde, çocuklar üzerinde işletilen bu yargı sultası sonrası, dağa çıkanların yaşının giderek aşağıya doğru düştüğü biçiminde.
HEYET ORADAYKEN GÖZALTI
Diyarbakır’daki kitle örgütü ve derneklerin bölgede ‘açılım’ sürecinin fotoğrafını vermek ve son gelişmeleri aktarmak üzere bizi bilgilendirdiği saatlerde BDP’nin şu anki Diyarbakır İl Başkanı Mehmet Ali Aydın’ın da gözaltına alındığı haberi geliyor.
Toplantıda, İHD Diyarbakır Şube Başkanı Muharrem Erbey, DTP İl Başkanı Fırat Anlı ve partili belediye başkanlarının da aralarında bulunduğu gözaltı ve tutuklama haberlerini dinledikten sonra temaslarımızın diğer bölümlerine geçmek için konferans salonundan ayrılırken BDP Diyarbakır İl Başkanı Aydın’ın da gözaltına alındığı haberi, ‘Biz buradayken bile gözaltı oldu. Sanki bize mesaj gibi’ yorumlarına yol açıyor. Bir gün sonra da, Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında gözaltına alındığı açıklanan Aydın’ın, “Korsan gösteri çağrısı yapmak” suçlamasıyla tutuklandığını öğreniyoruz.
Yıllardır Diyarbakır’da yaşayan ve Evrensel Basım Yayın’dan çıkan ‘Bir Kürdün AKP Okumaları’ adlı kitabın da yazarı olan değerli meslektaşımız Şeyhmus Diken’e ‘açılım’ sürecini bir Kürt gazeteci olarak nasıl okuduğunu sorduk. Diken’in anlatımları da, AKP’nin ‘Kürt açılımı’ iddiasını ilk dillendirdiği süreçte oluşan heyecanın yine AKP’nin icraatlarıyla ortadan kalktığına dikkat çekiyor.



CEZAEVLERİNDEKİ AĞIR HASTALAR

Hükümetin ‘açılım’ söylemlerinin gündemde olduğu 2009 yılında cezaevlerindeki ağır hastalara ilişkin olarak İHD tarafından derlenen veriler de, iktidarın demokratikleşme iddialarını tekzip eder nitelikte. 2009 yılı içinde bölge illerindeki cezaevlerinin de aralarında bulunduğu cezaevlerinde 54 kişinin ağır hasta durumunda olduğu saptanmış durumda. Bunlardan bazıları ise kanser, felç gibi cezaevi dışında tedavi edilmeyi gerektirecek kadar ağır hasta durumda, ancak bunun gereği yerine getirilmiyor. Örneğin Diyarbakır D Tipi Cezaevi’nde bulunan Halil Güneş kemik kanseri. Ankara Sincan 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nde bulunan A. Samet Çelik kan kanseri. Mardin Cezaevi’ndeki 74 yaşındaki Mehmet Emin Özkan’ın, kronik kalp, yüksek tansiyon ve zehirli guatr hastalığı bulunuyor. Özkan’ın tedavisi cezaevinde yeterince yapılmıyor. Ankara Sincan 1 No’lu F Tipi’nde hükümlü Erol Zavar mesane kanseri. Elazığ E Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan 85 yaşındaki hükümlü Yusuf Kaplan’ın vücunun yüzde 79’u felçli. Kaplan’ın kalp yetmezliğinden koroner arter hastalığına, görme sorunundan solunum yetmezliğine kadar birçok rahatsızlığı var ve tüm bunlara rağmen ısrarla cezaevinde tutuluyor.
KCK operasyonu kapsamında gözaltına alınan ve şu anda cezaevinde olan Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş da hasta ve tedavisi gerekiyor. Demirbaş’ın ‘Derin ven trombozu’ denilen hastalığı sadece tahammülü zor ağrılara neden olmakla kalmıyor, hayati tehlike de oluşturuyor. Çünkü bu hastalığın seyrinde bacaklardaki toplardamarlarda oluşan pıhtılar buradan kopup akciğerlere yerleşebiliyor. Ve uzun süreli hareketsizlik bu hastalığı geri dönülemez bir aşamaya getirebiliyor.

HANGİ ‘AÇILIM’!

Şeyhmus Diken

Hükümet, “açılım” dediği mevzuun önüne önce “Kürt” kavramını ekleyerek dillendirdi. Sonra “Kürt”lük anlaşılan sert geldi ki, “Demokratik”likte karar kılındı. İfade edildiği kadar “Demokratik” olmak da “yanlış anlaşılacağı” kabilinden hareketle “Milli mutabakat ve kardeşlik” politikasının ısrarı “en doğrusu” vurgusu kesin karar’a dönüştü. Adına da “devlet politikası” dendi.
İşin doğrusu seksen küsur senelik asker-sivil bürokrat ve tabii ki Kemalist cumhuriyetin iki yumuşak karnından biridir Kürt meselesi (Diğeri de adı zaman zaman değişse de Siyasal İslam). Siyasal İslam’ın kayda değer aktörlerinden biri ve şu an iktidardaki hükümeti olan AKP’nin Kürdün derdine dair “açılım” politikası sade, Kürtleri değil “çözüm bekleyen” birçok kesimi heyecanlandırmıştı. Heyecanlandırmak ne kelime, yüksek sesle acaba “Geçmişimizle yüzleşiyor muyuz?” sorusunu herkes kendine sorar olmuştu.
Ama öylesine kısa bir zaman dilimi içinde hükümetin kendi söylemiyle “devlet politikası” olan mesele kendini tüketti ki, hükümet cephesinin bizzatihi kendileri de şaşkınlıklarını gizleyemez olup suçu “siyasal rakipleri”nde aramaya başladılar. Bir yandan Kürdün ret ve inkarı üzerine inşa edilen statükonun devamında ısrar eden CHP ve MHP gibi “rejim bekçisi” partilerin gürültüsü, öte taraftan Kürt siyasal hareketinin parlamentodaki temsili gücü önce DTP, şimdi BDP’nin AKP açılımından yana haklı tepkisi ve tatminsizliği.
Şimdi işin gelinen bu noktasında aklıselim sahibi birçok insan gibi, hükümet de adına “açılım” dediği meselede “Sahi, biz nerede yanlış yaptık!” sorusunu yüksek sesle kendine sormak zorunda. Sonra da henüz başlamayan, belki de başladığı noktada kendini tüketerek, adeta denge politikası uygularcasına “Ergenekon” operasyonlarına “doğu misillemesi” gibi “Kürt seçilmiş” şahsiyetlerini derdest edip “Al sana Kürt açılımı” demek midir açılım.
Yüksek sesle düşünen toplumun geniş kesimleri, bırakın muktedirin devlet politikalarından “icazetli” kırmızı çizgileriyle “müsemma” açılımını, artık “Kendi açılımımızı kendimiz yapalım da elalem açılım görsün” derdinde…
Kaderci hayatlarda “hayırlı” bir benzetme vardır toplumda, bilinir. Birçok durumda “Belki de böyle olması hayırlı olmuştur” denir ya! Şimdi sadece Kürtler değil, ülke sathındaki bilcümle demokrasi güçleri; emeğe, yoksulluğa, yoksunluğa, çaresizliğe, açlığa, perişanlığa, etnik-dini-mezhepsel kimliklerin inkarına dayalı resmi politikaları reddeden “Bir yeni alternatif açılım politikası”nın mücadelesini geliştirip yürütmek durumunda. Bu aynı zamanda bir hesap kesiminin miladıdır da…

Yarın: Baydemir ile görüşme ve SARMAŞIK derneğini ziyaret

HAZIRLAYAN: Fatih Polat
ÖNCEKİ HABER

YENİGÜN

SONRAKİ HABER

Rasim Ozan Kütahyalı, Beyaz TV'ye geri döndü

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa