03 Mart 2010 05:00

UZUN MESAFE

Başbakan Erdoğan’ın, “Köşende yazı yazanın maaşını sen veriyorsun. Yarın feryat etmeye geldiği zaman da feryat etmeye hakkın yok...

Paylaş

Başbakan Erdoğan’ın, “Köşende yazı yazanın maaşını sen veriyorsun. Yarın feryat etmeye geldiği zaman da feryat etmeye hakkın yok... Kusura bakma kardeşim, bizim dükkanda sana yer yok” sözünü sanırım hatırladınız. Aslında medya patronlarına söylenmiş görünse de, hayatın her alanı için kullanma kılavuzu olarak hizmete sunulmuş görünüyor.
Örneğin sağlık alanından baktığımızda, piyasacı erk için bu söz nasıl okunur? Sözgelimi grev yapan sağlık emekçilerinin maaşını kim ödüyor? Grevi kim örgütlüyor? Bu sendikaların veya meslek örgütlerinin yöneticileri nerede çalışıyor, yani maaşlarını kim ödüyor? Sorular çoğaltılabilir elbet.
Son dönemin bir başka gündemi anayasa değişiklikleri. Acaba esas olan yasa maddeleri mi, yoksa niyet mi? Örneğin 12 Eylül hukuksuzluğunun ürettiği yasal mevzuat gereği Sağlık Bakanlığı, sağlık alanındaki meslek kuruluşlarını bir anlamda denetlemeye hak yaratmak isteyebilir kendince. Nitekim oldu da! 12 Eylülcülerin bile yeltenmediği meslek odası denetleme işine heveslendi AK Parti Hükümeti’nin Sağlık Bakanlığı. Yani maaşını ödediği doktor yöneticileri meslek odası üzerinden baskı altına almak istedi. Dönüp baktığımda, bana Başbakan’ın gazeteciler için söylediklerini çağrıştırdı. AK Partili yaşam pratiğimiz, ne yazıldığı değil nasıl uygulandığı konusunda bizlere oldukça fazla materyal sundu bugüne değin. Yani anayasa değişikliği iddiası umut vermiyor bana. Ya sizlere?..
Bir başka meslek odası denetleme gayretini Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurumu üzerinden hissetti meslek örgütleri. Ve bir gün uyandıklarında hükümet kaynaklı haber üretmekte mahir bir gazetede, raporda haklarında yer alan olumsuz görüşleri okudular. En azından kendileri ile ilgili kısmı istediklerinde dahi yanıt olumsuzdu. Ama rapor AK Parti Hükümeti’ne gönderilmişti.
Şimdi kapıda tabip odası seçimleri var. Kulaklarımızda ise Başbakan’ın tehdit yüklü sözleri: “…maaşını sen veriyorsun…” Sahi; sağlık müdürleri, başhekimler, sağlık grup başkanları, bu sözü nasıl yorumlar?
Ama demokratik katılımcı hekimlerin söyleyecek sözleri bitmedi: Sandığa ve örgütlenmeye sahip çıkmak gibi!

...


Doksanıncı yıl marşına doğru sağlık ve ihbarcılık

Düğün salonlarına kadar girmişti bir ara marşlar. Özellikle de Onuncu Yıl Marşı. Ne zaman dinlesem, Ellinci Yıl Marşı’nın ne günahı vardı sorusu aklıma düşmese de, sonrasında neden cesaret edememiş çeşit çeşit hükümetler diye sorasım gelir. Örneğin günün her saati ülkeyi marşa ve mateme boğan 12 Eylülcüler neden bir marş besteletmemiş? Yoksa var da ben mi bilmiyorum?..
Ama sanırım 12 Eylülcülerin yapamadıklarını kaldığı yerden mevcut hükümet yapacak. Öyle ya; doksanıncı yıl kendilerine düşüyor. Ben marştan ziyade ne yazacaklarını merak ediyorum. Örneğin ‘Asit kuyuları yerine cezaevi! Daha ne istiyorsunuz’ mu diyecekler? Yoksa ‘Bıçak parasını kaldırdık, katılım parasına neden itiraz ediyorsunuz’ mu olacak sözleri? Haydi hayırlısı!..
Ama benim favori beklentim, sağlıkta otelcilik hizmetleri. GSS yasası ile “sağlıkta otelcilik hizmetlerinden” ücret alınacağını muştulayan hükümetin bir başka otel-hastane benzetmesi, sessiz sedasız hayata geçirildi bile.
Şimdilik özel hastanelerde başlatılan bir uygulama ile yatan hastalar, aynen otel ve pansiyonlarda olduğu gibi sessizce emniyete bildiriliyor. Diyelim ki hakkınızda bir arama kaydı var ama haberiniz yok. Ama hiç üzülmeyin. Eğer acilen kalp spazmı ile özel hastaneye kaldırılmışsanız, anjio laboratuvarının önünde aileniz ve sevdiklerinizden önce polisleri görmüş olacaksınız. Bir anne adayı olarak doğumhaneden, siz karakola, bebeğiniz eve veya kuvöze gidebilirsiniz. Üstelik bu söylediklerim öngörü değil, gerçek uygulamalar. Yüksek güvenlik devletimiz hayrola!
Sözün özü, doksanıncı yıl marşı işte böyle bir ahval ve şerait üzerinden şimdiden yazılmakta AKP Hükümeti’nce.
İçi bunalanlara ise hoş bir haberi yeniden hatırlatmak isterim. 12 Eylül darbecilerinin işkence mağdurlarından bir güzel insan, kendisine işkence seanslarında dinletilen “Türkiyem Türkiyem cennetim/Benim eşsiz milletim” şarkısının telif haklarını sonsuza kadar satın almıştı.
Sağlıcakla kalın!
DR.ZEKİ GÜL
ÖNCEKİ HABER

‘Kadın Gibi Kadın’ olmayı anlatan oyun

SONRAKİ HABER

İngiltere’de Avam Kamarasından sorumlu bakan istifa etti

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa