Haklı çoğunluk sustukça...

Haklı çoğunluk sustukça...

Karanlıklar arasından bir ışık huzmesi süzülüyor. Üzerimize kapanan ve her geçen gün biraz daha daraltılan, sahte renklerle bezenmiş fanusa açılan bir çatlaktan sızıyor göz alıcı aydınlık.


Karanlıklar arasından bir ışık huzmesi süzülüyor. Üzerimize kapanan ve her geçen gün biraz daha daraltılan, sahte renklerle bezenmiş fanusa açılan bir çatlaktan sızıyor göz alıcı aydınlık. Ve hepimiz o ışığa doğru çekiliyoruz. Belki başlangıçta biraz ürkek ama her geçen gün daha bilinçli ve cesurca... Tırnaklarımızla, var gücümüzle o çatlağı genişletip kurtulmak istiyoruz karanlıklardan; yoksulluktan, bencillikten, aşağılanmışlıktan. Çünkü biliyoruz ki, bizler ne kadar sessiz kalırsak, korkarsak ya da görmezden gelirsek, o fanus üzerimize kapanacak ve bizi boğacak.
Evet, o çatlağı açan TEKEL işçileriydi; aradığımız cesareti onlar verdi bize, birleştirdi. Hak mücadelemizde daha güçlü ve hızlı adımlar atmamıza vesile oldu. Korkularımızı yendik, ben değil biz olmanın ne demek olduğunu bir kez daha gördük. Bir kez daha anladık; bize verilenin ne kadar çabuk gasp edildiğini, bize verilenin o kadar kolay alınamayacağını. Anladık ve anlattık “birilerine”... İki ayı aşkın süredir direnen TEKEL işçilerinin yanında olduk. Gerek tek tek hastane, okul, fabrika önlerinde; gerekse on binlerce kişiyle meydanlarda. TEKEL işçisi onurumuz diye haykırdık; onların sorunu hepimizin sorunu, bunu anlatmaya çalıştık. Bazen tek tek, bazen kitlelere... Bunun en son örneğini 20 Şubat günü dayanışma için gittiğimiz, onlarla birlikte sabahladığımız Ankara sokaklarında verdik. Peki ne mi oldu 20 Şubat’ta; on binler aktı Ankara’ya... Sendikalar, partiler hep birlikte, dostça, “İşte buradayız, sen de gel katıl artık bu onurlu mücadeleye” dedik. Düşmana, hak gaspçısına kiminle aşık attığını gösterdik.
Ama yine de bir özeleştiri yapmadan geçmemek gerekiyor. Onlarca sendika ve emeğin yanında olan kendileri de emekçi olan partiler, federasyonlar, yeterince değerlendirebildi mi bu olağanüstü günü ve kitleyi?.. Ne yazık ki hayır. Belki, yıllarca böyle bir hareketlenmeyi, böyle bir coşkuyu yaşamamış olmanın verdiği acemilik ve şaşkınlıkla, yapılmaya çalışılan ama başarılamayan eksik organizasyon; Belki de birbirinden ayrı mekanlara konumlandırılan aynı şemsiye altındaki sendikalar; bunların arasına karışmış, biz olmaktan uzak kendi kendine çalıp söyleyen, etrafına reklamını yapmaya çalışan bir avuç uç topluluklar...
50 kişilik bu uç topluluklar böylesi anlamlı, böylesi coşkulu bir eylemi kendi tekellerine alabilir mi; evet alır. Nasıl mı?.. Binlerce üyesi olan sendikaları birbirinden ayrı yerlerde konumlandırırsan ve bu sendikaların binlerce yöneticisi, temsilcisi rehavet içinde olursa; bırakın 50 kişiyi, bir kişi bile haklı çoğunluktan daha fazla çığırtkanlık yapar ve ne yazık ki etkili de olur. Burada amaç, birilerine işin sorumluluğunu yükleyip arınmak değil tabii ki. Ama sistematik ve düzenli bir çalışma olmadan ne kadar kısır kalınabileceğini, böylesi görsel bir kitlenin yapabileceklerinin nasıl baltalanabileceğini anlatmak...
TEKEL işçisi bizim için önemli bir yol açtı. Ama bundan sonrası bize kalmış. Ya gerçekten kim olduğumuza bakmadan bir arada ortak haklar için özveriyle çalışacağız ve kazanacağız; ya da sadece bireyselleşip etrafımıza ahkam keserek, cılız hak arayışına dalıp kaybedeceğiz. Çünkü emek verenler için artık başka bir seçenek yok.
Can Yücel’in dediği gibi:
Dünya öküzün boynuzları üzerinde dururmuş,
Her kıpırdanışında öküz, deprem olurmuş.
Oysa dünya halkların omuzları üzerinde durur,
Kıpırdasın da gör!
Senem Demirhan
(Okmeydanı Hastanesi İşyeri Temsilcisi-İstanbul)
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.