Samimiysen gerçekleri açıkla

Samimiysen gerçekleri açıkla

Geçtiğimiz hafta AKP Grup toplantısında, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın, Balyoz gözaltılarını eleştirirken...


Geçtiğimiz hafta AKP Grup toplantısında, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın, Balyoz gözaltılarını eleştirirken ‘Malta sürgünleri’ benzetmesi yapmasına ‘Dersim sürgünleri’ ile yanıt veren Başbakan Tayyip Erdoğan’a, ‘samimiyet’ çağrısı yapıldı. Emek Partisi (EMEP) Dersim İl Örgütü tarafından yapılan açıklamada ‘Başbakan’ın, katliama ilişkin somut adım atmak yerine politik çıkarlarına malzeme yaptığı’ belirtilerek, “Samimiyseniz gerçekleri açıklayın” çağrısı yapıldı. BDP Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis de konuya ilişkin TBMM’ye sunduğu soru önergesinde Başbakan’a ‘Katliamın belgelerini gizlemek de insanlık suçu değil mi?’ diye sordu.
Baykal’ın ‘Malta Sürgünleri’ne benzetmesinin ardından Başbakan’ın buna karşı ‘Dersim Sürgünleri’ni hatırlatması katliama ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Başbakan Erdoğan, Onur Öymen’in Dersim katliamını savunan sözlerinin ardından da bugün yaptığı gibi katliama ilişkin gerçekleri açıklamak ve Dersimlilerin taleplerini karşılayacak adımlar atmak yerine meseleyi ‘CHP’ye karşı bir şantaj ve siyasi rant aracı olarak’ kullanma tutumunu benimsemişti.
DERSİMLİLER LAF DEĞİL İCRAAT BEKLİYOR
EMEP Dersim İl Örgütü’nün Başbakan’ın tutumuna tepki gösterilen açıklamasında, yapılması gerekenin Dersimlilerin beklentilerini karşılayacak somut adımlar atmak olduğu vurgulandı. Açıklamayı yapan EMEP Genel Yönetim Kurulu (GYK) Üyesi Mustafa Taşkale, “O gün resmi rakamlara göre yaklaşık 15 bin kişi bir daha haber alınamayacak şekilde sürgün ediliyor ve yıllar sonra Başbakan, kendi siyasi çıkarları doğrultusunda ‘Bak açıklarım’ diyerek bu acıları kendi iktidarının malzemesine dönüştürüyor. Bu kabul edilemez” dedi. “Dersim halkı öncelikle, devlet arşivlerinin açılmasını ve tarihi gerçeklerin tüm kamuoyuna duyurulmasını istiyor” diyen Taşkale, Dersim halkının acılarının hafiflemesi için devletin katliamdan dolayı Dersimlilerden özür dilemesi gerektiğini ve sürgünlerin bütün dokümanlarını açıklaması gerektiğini dile getirdi.
DERSİM ADI İADE EDİLSİN
“Başta Seyit Rıza ve arkadaşları olmak üzere bütün kayıpların mezar yerleri açıklanmalı, Dersim adı geri iade edilmelidir” diyen Taşkale, sözlerini şöyle sürdürdü: “Dersim’in tarihi ve kültürünü sulara boğacak baraj projelerinden vazgeçilmeli. İlimizde gerçekleşen faili meçhul cinayetler aydınlatılmalı, sorumlular cezalandırmalıdır. Bunların gerçekleşmemesi, iktidarın ikiyüzlü tutumunun bir kez daha ortaya çıkması anlamına gelecektir. Biz Dersimliler, Başbakan’ın bu katliamı politik bir malzeme olmaktan çıkarmasını ve elindeki vesikayı açıklamasını istiyoruz. Dersim katliamı ve on binlerin yerinden yurdundan zorla kovulması eyleminin karşılığı, CHP’ye karşı tepki temelinde sarf edilen demeçlerden ibaret olmamalıdır.”
HALİS KATLİAM BELGELERİNİ SORDU
Başbakan’ın 1938’de Dersim’de yaşananlara ilişkin “İsterlerse vesikaları elimde onları gösteririm” sözlerine ilişkin Meclis’e önerge sunan BDP Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis, “Katliam belgelerini gizlemek suç değil midir?” diye sordu.
KULLANMA, AÇIKLA
Başbakan’ın yanıtlaması istemiyle Meclis Başkanlığı’na yazılı bir soru önergesi veren Halis, Erdoğan’ın elinde bulunduğunu belirttiği vesika ve belgeleri açıklamasını istedi. Devletin bugüne kadar açılmayan arşivlerinde neler olduğunun hala bir sır olduğunu belirten Halis, CHP’li Onur Öymen’in Dersim Katliamı’nı savunan sözlerine atıf yaparak, Başbakan Erdoğan’ın katliamı kınadığını ama bulunmuş olduğu makamın olanaklarını demokrasinin ihtiyaçlarına yönelik kullanmadığını belirtti. Halis, “Başbakan 1937-1938 yıllarında Dersim’de yaşananların tüm gerçekliğiyle bilinmesi için arşivleri açmamış, daha da kötüsü, bu arşivleri muhalefete karşı bir tehdit ve şantaj aracı olarak kullanmıştır” dedi.
KATLİAMI SAKLAMAK DA İNSANLIK SUÇU
Başbakan’ın Dersim’de yaşananları katliam olarak nitelediğini belirterek, “Katliam, katliamı yapanlar için nasıl bir insanlık suçuysa, bu katliamın belgelerini kamuoyuyla paylaşmak yerine, onları bir tehdit ve şantaj aracı olarak kullanmak bir o kadar insanlık suçudur” dedi.
Halis önergesinde Başbakan Erdoğan’a “Dersim Katliamıyla ilgili arşivleri açmayı düşünüyor musunuz? Devlet belgelerini muhalefete karşı bir tehdit ve şantaj unsuru olarak kullanmak bir suç değil midir?” diye sordu. (Tunceli/
EVRENSEL)


DERSİM SÜRGÜNܒNÜ HATIRLATMIŞTI
Başbakan Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın, Balyoz Darbe Planı’yla ilgili gözaltıları “Malta sürgünü”ne benzetmesine, ‘Dersim sürgünleri’yle yanıt verdiği konuşmasında şöyle demişti; “Malta Sürgünlerini anımsatanlar önce dönsünler 1938’e baksınlar. İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanı olduğu günlere, Tunceli sürgünlerine baksınlar. Köy köy, kasaba kasaba, hane hane kim nereye sürülmüş onu hatırlasınlar” dedi. Eğer isterlerse vesikalar elimde var. Onları da gösteririm. Bunlara halkımız iktidar yüzü göstermiyorsa, işte bundandır.” Erdoğan Onur Öymen’in katliamı savunan sözler sarfettiği dönemde de bu meseleyi CHP’ye karşı bir siyasi şantaj unsuru olarak kullanmış, o dönem de konuya ilişkin gerçekleri açıklamayı ve talepleri karşılamayı gündemine almamıştı.



ON BİNLERCE ÖLÜM,ON BİNLERCE SÜRGÜN
1937-1938 yıllarında Dersim’de gerçekleşen katliamda resmi rakamlara göre 13 bin kişi katledildi. Bu rakamın gerçekte 80-90 bin civarında olduğu belirtiliyor. Yıllarca süren katliam boyunca Dersim’in neredeyse her noktası bombalanmış, katliam devletin resmi belgelerinde de ‘bir temizleme’ ve ‘terbiye etme’ operasyonu olarak yer almıştı. Katliam sırasında ölümlerin yanı sıra on binlerce kişi de sistematik olarak Dersim’den batı illerine sürülmüş ve sistematik bir asimilasyon politikası uygulanmıştı. Devletin resmi rakamları 5 bin civarında kişinin sürgün edildiğini söylese de bu rakamın da gerçekte 50 bin civarında olduğu belirtiliyor. Trenlere doldurularak Türkiye’nin dört bir tarafına dağıtılarak ‘Türk nüfus içerisinde eritilen on binlerce kişinin bir kısmı da bu sürgün sırasında yaşamını yitirdi.


‘MALTA SÜRGÜNLERİ’NE BENZETMİŞTİ
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ‘Balyoz Darbe Planı’ iddiaları kapsamında bir askeri darbe için koşullar yaratma hazırlığı yaptıkları öne sürülen askerlerin gözaltına alınmasını ‘Malta sürgünleri’ne benzettiği konuşmasında şöyle demişti; “Sanki Türkiye’de darbe yapıldı ya da Türkiye işgal edildi, yabancı güçler memleketi allak bullak etmeye başladılar. Malta sürgünleri yeniden Türkiye’nin gündemine geliyor. İstanbul’u işgal eden yabancı gücün girişimiyle bu memleketin evlatları toplanmış Malta’ya sürgüne gönderilmişti. Yargılamalardan hiçbir şey çıkmadı. Hepsi şerefli vatansever insanlar olarak topluma döndüler. Şimdi Türkiye tekrar böyle bir tabloya doğru sürüklenmek isteniyor. Bu manzara başka türlü izah edilemez.


‘MALTA SÜRGÜNܒ NEDİR?
6. Ordu Komutanı Ali İhsan Sabiş Paşa ve Emireri İbrahim Ahmet’in 29 Mart 1919’da İngilizler tarafından tutuklanmasıyla başlayan ve Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışından 9 gün sonra 28 Mayıs’ta 55, 2 Haziran’da ise 11 tutuklamayla devam eden sürece Malta Sürgünü adı veriliyor.
İşgal Kuvvetleri’nce Ekim 1920 yılına kadar süren tutuklamalar sonucunda toplam 145 kişi Malta’ya sürüldü ya da gıyabında tutuklama kararı çıkarılarak sürgüne gönderilme kararı alındı.
Aralarında Ali Fethi Okyar, Ziya Gökalp, Hüseyin Cahit Yalçın, Şükrü Kaya, Yunus Nadi gibi isimlerin de bulunduğu Malta Sürgünleri 1921 yılında serbest kaldı.
www.evrensel.net