04 Mart 2010 05:00

TEKEL’in çocukları

Onları, TEKEL işçilerinin direnişinin ilerleyen günlerinde görmeye başladık annelerinin, babalarının yanında.

Paylaş

Onları, TEKEL işçilerinin direnişinin ilerleyen günlerinde görmeye başladık annelerinin, babalarının yanında. Bir çoğu annelerini, babalarını, polisten dayak yerken, gaz bombalarıyla dumana boğulurken, tazyikli pis sularla ıslanırken bunlar yetmemiş gibi havuza atılırken bu kışın ayazında gördüler TV ekranlarından. Şimdi bu vahşet karşısında bu çocukların yaşadıkları travmaları en iyi babalar-anneler, psikologlar ve insanım diyen herkes bilir. Bir de hasretlik, özlem, kendilerini Ankara’nın göbeğindeki çadırkentte buldular. Onların oradaki çocukluk halleri çok öğretici anlarla doludur bence. Biraz geriye doğru hafızalarımızı yoklarsak SEKA direnişçilerinde de görmüştük çocukluk halleri... Burada öncelikle şunu belirtmek isterim ki TEKEL işçilerinin bu onurlu ve şanlı direnişi dünya sınıf tarihine taşınacaktır mutlak surette. TEKEL’in çocuklarına dönersek her nedense onları bir türlü görmezler yazarlarımız, çizerlerimiz. Yani onlara hiç mi ilham vermez bir çocuğun babasının omzunda slogan atması? Bir öykünün, bir romanın satırlarına düşmez mi bir çocuğun “Babamın yanında üşümüyorum” demesi? Nasıl kayıtsız kalınır bir çocuğun “Sonuna kadar babamın yanındayım ve sonuna kadar gideceğiz” demesine? Bir Kürt TEKEL işçisinin ailesi ile röportaj yapılıyor. Çocuklardan birine 4-c nedir diye soruluyor. O da söyleyebileceği kadar Türkçe olarak “düşük” diyebiliyor sadece, o buğulu ağlamaklı gözleriyle. Bu trajik durum hiç mi sinemacılarımızın, belgeselcilerimizin karelerine ve de belleğine düşmez? Bakın dünün çocuğu bir genç, diyor ki “Hiç bir TEKEL işçisi yan gelip yatmadı. Çünkü 2 yaşından beri ben TEKEL’in içinde oldum onun kreşinde büyüdüm. Nasıl para kazanıldığını ben çok iyi biliyorum.” Şimdi burada tüm emekçiler olarak şapkalarımızı öne koyup bir düşünelim neler kaybetmişiz. Haramzade gaspçı özelleştirmeciler bizlerden neler almış götürmüş? Bir iş yerinde bir kreş. Bu ne demek bu zamanda, yani karşıdan direkt olarak burjuvaziye küfretmek gibi bir şey... Bir şairimiz “kaşları destan” demişti çocuklarımız için. Ben de onların o küçücük yumruklarını balyoza benzetiyorum hep. Bu balyoz burjuvazinin alnında patlayacak bir gün mutlaka. Eğer ki çocuklarımız geleceğimiz ise şimdiden kurgulamalıyız onların mücadelelerini gelecek nesillerimize taşımak adına.
Mevlüt Aydın (Tuzla/İstanbul)
ÖNCEKİ HABER

Sesini duyurmalı

SONRAKİ HABER

Bursa Demokrasi Güçleri ulaşım zammını ve YSK kararını protesto etti

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa