ÖZGÜRCE

ÖZGÜRCE

  • TÜİK’ten ardı ardına gelen açıklamalar Türkiye’de emekçi sınıfın derin bir uçurumun kenarında olduğunu bir kez daha göstermiştir.


    TÜİK’ten ardı ardına gelen açıklamalar Türkiye’de emekçi sınıfın derin bir uçurumun kenarında olduğunu bir kez daha göstermiştir. Bir taraftan işsizlik giderek artarken diğer taraftan AKP’nin pek övündüğü düşük enflasyon da artık üzeri örtülemez biçimde artmaktadır. Enflasyon ve işsizlik zaten tek başına emekçileri yoksulluğa iten bir durumdur. Ama bundan daha da önemli olanı işsizlik ve geçim sıkıntısının emekçiler üzerinde yarattığı baskıdır. Emekçilerin karşı karşıya kaldığı bu baskıyı sermaye bulunmaz bir fırsat olarak değerlendirir. Çünkü işe ve ekmeğe daha zor ulaşmak, emekçilerin, en düşük ücrete en kötü koşullarda çalışmaya razı olmasını sağlar. Böylece sermayenin kârı artarken emekçiler yoksulluk ve yoğun sömürü sarmalı içinde sıkışıp kalır. Yani işsizlik ve enflasyon televizyon ekranlarında ya da gazetelerde gösterildiği gibi toplumun tümünü olumsuz etkileyen bir sorun değildir.
    O halde işsizliğin ve pahalılığın nedeni olan ve bunu fırsat olarak görenlerin oyununa gelmemek gerekir. 1980’li, 1990’lı yıllarda olduğu gibi işsizliği, enflasyonu yaratan politikaları uygulayanların toplumun karşısına geçip –utanmadan- fedakarlık istemelerine sessiz kalınmamalıdır. Oyunu bozmanın tek yolu emekçilerin örgütlü mücadelesidir…
    Emekçilerin örgütlenmesi denilince akla ilk olarak elbette sendikalar gelir. Ve ardından son zamanlarda sıkça dillendirilen soru şudur: Mevcut sendikal yapılarla mücadele nereye kadar örgütlenebilir ve ne kadar başarıya ulaşabilir?
    Aslında 78 gün süren TEKEL direnişi sürecinde bu sorunun yanıtı önemli ölçüde ortaya çıkmıştır. Her şeyden önce bu direnişte Türk İş’ten DİSK’e, KESK’ten T.Kamu Sen’e kadar hiçbir sendikal yapının emekçilerin ihtiyacı olan mücadeleyi yürütemeyeceği bir kez daha görülmüştür. Ama aynı zamanda TEKEL direnişi; hem farklı kesimlerden emekçileri birleştirmiş hem de emekçilerin mücadele gücüyle mücadeleden uzaklaşmış olan sendikal yapıların -zorlayarak da olsa- mücadeleye çekilebileceğini göstermiştir(!)
    Gerçi sendikaların içindeki sınıftan, mücadeleden kopuk, iktidar ve sermaye ile uzlaşma içinde varlığını korumaya çalışan anlayış, öylesine kastlaşmıştır ki TEKEL işçisinin bu kastı tek başına kırması elbette mümkün olmamıştır… Zaten bu kastlaşmış yapı yüzünden aslında milyonlarca emekçinin talepleriyle direnen TEKEL işçisinin mücadelesi ortaklaştırılamamış ve TEKEL işçisi yalnızlaştırılmıştır. Ama TEKEL işçisi, tüm yalnızlaştırılmışlığına ve sendikaların tüm engelleme çabalarına rağmen inatla direnişini sürdürmüş ve sonunda da mücadelenin en azından birinci raundu kazanılmıştır. TEKEL direnişi “Uzlaşarak değil mücadele ederek” kazanılabileceğini bir kez daha göstermiştir.
    Önümüzdeki süreçte daha da derinleşecek olan işsizlik, enflasyon ve onun getirdiği baskılar emekçiler için çok daha karanlık bir dönem getirecektir. Bu karanlığa karşı koymanın yolu TEKEL direnişinin de gösterdiği gibi “Uzlaşmadan değil mücadeleden” geçmektedir. Varlıklarını sermaye ve iktidar ile uzlaşmaya dayandırmış sendikal yapılardan gerekli olan mücadeleyi örgütlemesi beklenemez. O halde mücadelenin önünü açmak için acilen sendikalara hakim olan bu kastlaşmış yapının aşılması gerekir. Bunun için öncelikle sendikalar içindeki sınıf bilincine sahip, ilkeli, mücadeleci kadrolar ile sendika üyeleri başta olmak üzere tüm emekçiler sendikalara sahip çıkmalı ve kastlaşmış bu yapı yıkılmalıdır (!)
    ÖZGÜR MÜFTÜOĞLU
    www.evrensel.net