EKONOMİK PERSPEKTİF

EKONOMİK PERSPEKTİF

  • Tarihin bir döneminde bir ülke varmış. Bu ülkenin çok ama çok başarılı bir hükümeti varmış.


    Tarihin bir döneminde bir ülke varmış. Bu ülkenin çok ama çok başarılı bir hükümeti varmış. Fazlalık yapmasın diye ne kadar fabrika ne kadar muteber yerde arazisi varsa “babalar gibi” satarmış. Çalışanlardan “işsizlik ödeneği” keser, oluşan fonu sermayenin teşviki için harcarmış. İnsanları çalışmasın, yorulmasın diye programlarına istihdam sorununu almaz o problemi de zavallı sermayenin vicdanına bırakırmış. Sermaye de durur mu; evinde çoluk çocuk aç yatıp aç uyanan milyonları rahatsız etmemek için mevcut çalışanları çalıştırdıkça çalıştırır ve kapasite kullanım oranını artırırmış. Bu ülkede çalışamayıp gelir kaybına uğrayanlar çarşıya pazara çıkıp moral bozukluğu yaşamasın diye temel tüketim mallarına zam üstüne zam yapılırmış…
    Son iki haftada, sırasıyla; kapasite kullanım, işsizlik ve enflasyon oranları açıklandı. Açıklanan oranlar; özel kesim sermayenin üretim kapasitesinin arttığını, işsizliğin çığ gibi büyüdüğünü ve bunlara ek olarak mal ve hizmet fiyatlarının hızlı bir artış trendine girdiğini gösteriyor. Tüm veriler krizin sınıfsal karakterini işaret ediyor. Gelirlerin bu kadar baskılandığı bir dönemde, temel tüketim mallarında gerçekleşen tüketim vergisi artışları krizin yükünün emekçi halka fatura edildiğini gösteriyor. Bu haliyle yüzde 14’ü aşan (Ki temel tüketim mallarında yüzde 30’ları geçmiştir) enflasyon oranı “enflasyon vergisi”ne dönüşmüştür.
    Gerek İzlanda ve Yunanistan gibi özellikle iki paylaşım savaşı sırasında kapitalist dünyaya eklemlenmiş geç kapitalist ülkelerde, gerekse de ABD, İngiltere, Almanya gibi erken kapitalist ülkelerde devletin ekonomi içerisindeki etkenliği su götürmez bir gerçek olarak gün yüzüne çıktı. Bu iki görünüm içerik yönüyle de ikiye ayrıldı: Bir yanda kriz koşullarını yaratan spekülatif sermayelerin kapitalist devletlerin desteğiyle yaratıldığı koşullar öte yandan da düne kadar “serbest dış ticaret”in borazanlığını yapıp bir taraftan da “liberallik” adına devletin ekonomiden “el çekmesi” gereğine vurgu yapan ülke devletlerinin ellerini bırakın ayakları ve hatta göbekleriyle zaten ekonomik ilişkilerin içinde oldukları gerçeği.
    Mevcut ekonomik gelişmeler piyasanın insafı veya insafsızlığı, rekabet koşulları ya da serbest ticaret düzeyiyle açıklanamaz. Bu tip unsurlarla uğraşmak bataklıkta sinek kovalamak olur. Sineği var eden kapitalist üretim bataklığıdır.
    Peki, önümüzdeki günlerde neler olacak? Enflasyon artışına devam edecek, yani kimi ekonomi “köşegenlerinin” iddia ettiği gibi “Bu da geçer yahu” gibi bir durum yok. Enflasyon artışına bağlı olarak faiz oranlarının artışa geçmesini bekleyebiliriz. Bu artış genel olarak üretimin daralmasına ve emekçi kesimler için daha fazla işsizliğe yol açarken, enflasyon oranının da kalıcı biçimde yüksek seviyelere tırmanmasına neden olacaktır.
    Dünyanın tüm kapitalist ülke emekçileri için kriz bitmedi; maalesef yeni başlıyor.
    SİNAN ALÇIN
    www.evrensel.net