06 Mart 2010 00:00

YOLCULAR İÇİN EL AYNASI

Bir yolcu gördüm,

Paylaş

Bir yolcu gördüm,
Tenha bir yerdeydi, incecik gövdesini, alımlı endamını kıvrak bir edayla taşıyarak öylece duruyordu. Ben de durdum. Günler, aylar, mevsimler, sıradan birer an gibi gelip geçti önümüzden. Öylece seyrettim.
Yıllar önceki ilk karşılaşmamızda gencecikti. Gençliğin verdiği güçle, kimseyle paylaşmayacağı anlar yaşamak için yakıcı bir hırs besliyordu içinde.
Sürekli hayal kuruyor, çıkacağı yolculukların planlarını yapıyor, gideceği yerleri araştırıyor, karşılaştığı yolcularla uzun uzun konuşuyor, merak ettiği her şeyi sorup öğrenmeye çalışarak bilgisini çoğaltıyordu. Topladığı bilgiler sayesinde çok geçmeden dünyanın en ücra yerlerini, en ince ayrıntılarına kadar bilecek duruma gelmişti. O kadar ki, tenhada kalmış kuytu köşeleri bile ondan soruyordu herkes.
Onu bıraktığım sırada yeni bir plan üstünde çalışıyordu. Tam da benim geldiğim yerlerin krokisiyle uğraşıyor, oraya gitmek için hazırlıklar yapıyordu.
Bildiklerimi anlattım, önemli gördüğüm birkaç ipucu verdikten sonra alıp başımı gittim.
Aradan çok zaman geçti.
Yıllar sonraki karşılaşmamızda yine ilk gördüğüm yerde, o tenha mekandaydı. Onca zaman hiçbir yere gitmemişti. Ancak gözbebeklerindeki ışıltıdan belliydi ki, gitme arzusundan ve yolculuk planlarından hiçbir şey eksilmemişti.
Bu kez, benim gideceğim yerlerin planlarını yaparken bıraktım onu. Ayrılmadan önce bildiklerimi anlattım, öğrendiklerimi paylaştım, birkaç önemli ipucu bıraktıktan sonra alıp başımı gittim.
Aradan çok zaman geçti. Aramızda olup biten hemen her şey, zihnimin puslu kuytularına çekilmeye başlamıştı.
Günlerden bir gün, yolum o vakte kadar hiç uğramadığım bir yere düştü. Aslına bakılırsa önceden görmüş olabilirdim burayı, tanıdık gelen birkaç şey vardı görünürde. Belki de çok değişmiş, pek az iz kalmıştı eski halinden.
Çok geçmeden her şey anlaşıldı.
Onunla karşılaşınca nerede olduğumu anladım. İlk karşılaştığımız yerdeydik. İncecik gövdesi iyice bükülmüş, sırtını yasladığı ağaç, kalın kabuklar bağlayarak gökyüzüne doğru bir hayli yükselmişti. Her zamanki gibi tenhaydı ortalık.
“Nerelerdeydin?” diye sordum, “Hiçbir yerde, hiçbir yolda göremedim seni bunca yıl boyunca, ne bir haber aldım gittiğin yerlerden ne de bir selamın geldi.”
“Ah”, diye inledi, ben hep buradaydım, hâlâ buradayım. Aslına bakarsan yolculuklarımın başlayacağı yerdeyim hâlâ.”
“İyi ama o kadar hazırlık yaptın, dünyanın her köşesini sordun soruşturdun, planlar kurdun, bir an olsun merakların seni peşinden sürüklemedi mi? Nasıl oldu da karşı koyabildin içinden gelen seslere? Yolların çağrısına kulaklarını nasıl tıkayabildin?”
Verdiği cevap şaşırtıcı oldu benim için:
“O kadar çok yer var ki gidilmesi gereken,” dedi, “Onca bilginin ağırlığı beni olduğum yere bağlıyor. Gidemiyorum.”
Durup onu seyrettim.
Gördüklerim kendi hayatımdan ibaretti.
ÖZCAN YURDALAN
ÖNCEKİ HABER

Bu kalp unutur muydu, neydi o?

SONRAKİ HABER

TR-İnter Tekstil işçilerinin direnişi Çiğli’ye taşınıyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa