90. YILINDA UNUTTURULMAK İSTENEN TARİH: KOÇGİRİ 3

90. YILINDA UNUTTURULMAK İSTENEN TARİH: KOÇGİRİ 3

Ya Sarê Ro Welatê/Ey Güneş Ülkesinin Süvarisi Ya Melekê Ser Herd û Ezmanan/Ey Yerin ve Göğün Üzerindeki Melekler


Ya Sarê Ro Welatê/Ey Güneş Ülkesinin Süvarisi
Ya Melekê Ser Herd û Ezmanan/Ey Yerin ve Göğün Üzerindeki Melekler
Ya Xizirê Ser Kelek û Keştîyan, Xwedanê Bêkes û Bêxwedîyan/Ey Kayıkların ve Gemilerin Üzerindeki Hızır, Kimsesizlerin ve Sahipsizlerin Sahibi
Ya Xizirê Kal*, Tu Ji Mera Bibe Rêber û Heval/Ey Yaşlı Hızır, Sen Bize Rehber Ol Yoldaş ol... Güneş ülkesinin süvarisi, Xizirê Kal’ı çağıran ve yüzünü güneşe dönüp suyla kutsarken dillerinden dökülen bu duayı daha dün gibi hatırlıyorum. Güneşin şavkı Utay’a* vururken, babaannemin bu çığlığıyla uyanırdık, yeryüzünün ve gökyüzünün meleklerini dansa davet ederdi.
Meleklerin dansına...
Toraq* kokan çocukluğumuzun en sihirli sözcükleriydi bunlar...
Yıl 1905, Koçgiri aşiret reisi Mustafa Paşa’nın katipliğini yapan Ezîzî Husêorde’nin bir kız çocuğu doğar: Zeynep Çelik (D: 1905. Ö: 1999), biz Meta Zênep derdik...
Meta Zênep, dedemin ablasıdır; ben 14 yaşındayken devrimci gençlik hareketinin ivme kazandığı yıllardı, onun verdiği heyecanla yönümü Koçgiri’ye dönmüş, isyan tarihini kitabi bilgilerin dışında, yaşayan tanıklarından biri olan Meta Zênep’ten dinleme şansı bulmuş, video kameramla da kaydetmiştim.
1921 Koçgiri isyanında Sivas İmranlı Kondılan köyünü askerler talan ederler. Ezîzi Husêordê’den Sarı Yusuf ve Sarı Hasan’ın (isyana katılmışlardır) eşlerinin, çocuklarının kendilerine teslim edilmesini isterler, bu teklifi reddeder. Osmanlıca bilmesi ve kuran dersi vermesi vesilesiyle, askerlere isyancı ihbar eden Kömöşlük köyünden onu seven birileri tarafından öldürülmesi engellenir. Askerler köyü terk ederken kendilerine yol tarif etmesi için köyden birini yanlarına alırlar; Şîrîn adlı köylü gönderilir, bu köylü Çifte Baba mevkiinde askerler tarafından kurşunlanarak öldürülür. Köylüler daha sonra Topal Osman’ın Avatal* mevkiine doğru hareket ettiğini duyunca Çengelli Dağı eteklerine sığınırlar...
Meta Zênep, Çengelli Dağı’na iki öküz arabasıyla gittiklerini, yolda küçük kız kardeşi Meta Elif’in, annesinin kucağında sürekli ağladığını, saklanırken kendilerini ele vereceği korkusuyla Avatal’a atmak istediklerini, sonrasında birlikte ölmeyi yeğleyip Çengelli Dağı’na doğru ilerlediklerini anlatırdı. Yaşam, Meta Elif’i ne Elk’e*, ne Qartîboz’a*, ne de Avatal’ın bulanık sularına terk etti...
Pepûk lal olmuştu...
Bu hikaye bizim evde hep anlatılır ama suç hep isyanı çıkaranlara kesilirdi, tıpkı günümüzde olduğu gibi...
Koçgiri toprağı kan kokuyordu, asimilasyon o kadar had safhaya varmıştır ki, kimlikleri için isyan edenlerin torunları “Em Tirkinê!..*” diyebilecek kadar pervasızlaşmışlardı; tek kelime Türkçe bilmemeleri de cabası. Kürtçe ağıtların, bağlamanın ve Kamançenin sesiyle harmanlandığı bir köydü doğduğum köy; Kondılan. Bir ağıtla başlayan karşı duruş, müziğin gücüyle binleri etkilemiş, insanları resmi tarihin dışına adım atmaya zorlamıştır. Haydar Acar’ın 1960’lı yıllarda plaklara okuduğu Alişer Efendiye ait birçok eser beni derinden etkilemiş, Kürt-Alevi müziğine ısrarım daha da artmıştır. Pepûk* adlı albümümde okuduğum “Destana Mûhamedê Henifî”, Koçgiri’de konuşulan Kürtçenin zenginliğini gözler önüne sermiş, “Kürtçe deyiş yoktur” diyen birçok tarihçinin fikirleri tarih olmuştur... On sene öncesine kadar Koçgiri ağzıyla söylenen eserler Zörê adlı aşk ezgisini geçmezken, Dost Perişan, Koçgiri ve Pepûk albümlerinden bu yana ortaya çıkan eserler, bu bölgenin ne kadar bakir bir bölge olduğunu açığa çıkarmıştır. Koçgirili müzisyen arkadaşlarımın çoğu, benden önceki kuşak da dahil olmak üzere, kendi dillerinde müzik yapmayı ya reddetmiş ya da umursamamışlardır.
Çoğu sohbetlerde Kürtçe okuduğum eserlerin gereksiz olduğunu, cenaze türküleri olduğunu, kadın türküleri olduğunu; bir erkeğin bunları söylemesinin yersiz olduğunu söyleyecek kadar bilinçsiz ve inkarcıydılar. “Aslını inkar eden haramzadedir” anlayışıyla Alişer ve arkadaşlarından bize miras kalan bu direniş ruhu “Rê ya me ronî dike*”... Alişer, şair, ozan, diplomat ve siyaset adamı kimliğiyle Koçgiri toprağının “baş eğmezlerin yurdu” olduğunu dosta düşmana ispatlamış büyük bir önderdir. Eşi ve hevalı Zarife’yle birlikte Koçgiri ve Dersim’de Kürt halkının direniş sembolü olmuş, ne çare ki ihanetin kanlı hançeriyle öldürülmüşlerdir...
Pepûk: Koçgiri ve Dersim’de masalsı bir bir kuş (guguk kuşu)
Avatal: Acıdere
Xizirê Kal: Yaşlı Hızır
Utay: Karşı yaka
Em Tirkinê: Biz Türküz
Toraq: Çökelek
Elk: Loğusa kadınların gördüğüne inanılan cin
Rê ya me ronî dike: Yolumuzu aydınlatıyor
Qartîboz: Çocuklar yaramazlık yaptığında onları çengeliyle Kaf Dağı’na götürdüğüne inanılan cin. (BİTTİ)
(*Ses sanatçısı)



HAZIRLAYAN: Şerif Karataş
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.