09 Mart 2010 00:00

ARA SIRA

Yunanistan’ın içinde bulunduğu kriz ve uygulanmasına karar verilen ekonomik politikalar son günlerde uluslararası gündemin ciddi maddelerinden birini oluşturuyor.

Paylaş

Yunanistan’ın içinde bulunduğu kriz ve uygulanmasına karar verilen ekonomik politikalar son günlerde uluslararası gündemin ciddi maddelerinden birini oluşturuyor. Sorun, AB nedir, kimin birliğidir, uluslararası sermaye hareketleri, emperyalist- kapitalist sistem içindeki rekabet, IMF ve AB merkez bankasının bağlı bulundukları mihraklar içinde oynadıkları roller vb. bir çok sorunun yanı sıra işçi emekçilere yönelik saldırıların boyutlarını da ortaya koymaktadır. Bu nedenle Yunanistan örneği tartışılırken geniş bir çerçeveden bakmak ve gelişmelerle sonuç arasında doğru bir bağlantı kurmak gerekir.
6 ay önce iktidara gelen PASOK hükümeti halka, işçi ve emekçilere bolca vaatler dağıtmış, sermaye ve bağlı basının kurtarıcı parti propagandalarıyla da Yeni Demokrasi partisini ciddi bir oy oranıyla geride bırakarak hükümeti kurmuştu.
Ancak daha aradan bir ay bile geçmeden enkaz devralındığı propagandasını yoğunlaştırarak işçi ve emekçi karşıtı politikaları gündeme getirmeye başlamıştı.
Son gelinen nokta ise kelimenin tam anlamıyla ölümü gösterip sıtmaya razı etmek. “Ulusal onuru kurtarmak”, “Daha kötü gelişmelerin önüne geçmek”, “İflastan kurtulmak” gibi propagandalar eşliğinde AB’nin, sermaye sınıflarının ve hükümetin dayattığı işsizlik yoksulluk ve açlık politikalarını kabul ettirmek istiyor. Her şeyden önce, bir çok ülkede, kriz gerekçe gösterilerek gündeme getirilen ekonomik baskı ve gasp politikalarının uzun yıllardan beridir sermayenin talepleri olarak gündeme getirildiği, Lizbon stratejisi ve Maastricht anlaşmalarıyla teyit altına alındığı bilinmektedir.
Sosyal güvenlik sistemi, iş süresi, toplusözleşmelerin kaldırılması, emeklilik, esnek çalışma, sosyal hakların rafa kaldırılması, rekabetçi bir ekonomi için ücretlerin düşürülmesi vb. yıllardan beridir tekelci sermaye politikalarının hedefi arasında bulunuyor. Gelinen aşamada ise kapitalizmin krizi fırsata dönüştürülmekte ve cepheden saldırıların uygun zemini olarak ele alınmaktadır.
Yunanistan, içinde bulunduğu durum dolayısıyla bu genel saldırılar için kaçırılmaması gereken pilot bir ülke durumunda görülmektedir. Bu ülke üzerinden oynanan çok boyutlu oyunların hedeflerinden biri de ezilen sınıf ve kesimlere, sermayenin politikalarına boyun eğilmemesi durumunda varılacak nokta konusunda verilen mesajdır. Saldırıların kaçınılamaz olduğudur.
Ancak Yunanistanlı işçi ve emekçiler bu saldırıları kabul etmiyor ve etmeyecektir. Saldırılardan etkilenen tüm sınıf ve tabakalar açıkça tepkisini dile getirirken biriken öfke tam bir patlama noktasına doğru ilerlemektedir. Hem hükümet hem basın toplumsal tepkilerin varacağı boyutlardan duyulan kuşkuları defalarca dile getirdi ve getiriyor. İktidar partisinin milletvekilleri bile, izlenen ekonomik politikaların partiyi dağıtabileceği korkusunu vurgulayıp kendi hükümetlerini eleştiriyorlar.
PASOK bir ölçüde “alternatifsiz” ve yeni hükümete gelmiş olmanın rahatlığı içinde olsa da halka yönelik propaganda ve demagojilere ağırlık vermeye devam ediyor. Önlemlerin halkın çıkarlarına karşı alınmış ağır ama kaçınılmaz yaptırımlar olduğu başbakan dahil tüm bakanların ağzıyla dile getirildi. Bu politikanın belli ölçüler içinde taban bulduğunu ancak gün geçtikçe zayıfladığını vurgulamak gerekir. Saldırıların boyutları ve geçici olmadığı ortaya çıktıkça tepkiler de yaygınlaşmaktadır. Yunanistanlı işçi ve emekçilerin son bir yıl içinde defalarca genel greve gittikleri, sektörler temelinde grev ve uyarı eylemlerinin sayısının onlarca olduğu, hak gasplarına karşı sessiz kalınmadığı vb. bilinmektedir. Son saldırılar ise artık son damla rolünü görür niteliktedir ve sessiz sedasız kabul edileceğini sanmak tam bir yanılgıdır. Sorunlar azalmamış artmıştır. Temel hak gasplarının yanında yaşam seviyesinin çok ciddi ve hissedilir bir tarzda düşüş göstermeye başlayacağı açıktır. İlk etapta kamu emekçilerine yönelik olarak görülen paketler tüm emekçilere yöneliktir ve daha şimdiden özel sektörde uygulanmaya başlamıştır. Sağlık, eğitim, sosyal haklar, ücretlerin düşürülmesiyle kalınmaması ve iki aylık ücrete denk düşen primlerin gasp edilmesi, emeklilik yaşı, temel yaşam ürün ve malzemelerine fahiş zamlar yapılarak vergilerin yükseltilmesi vb. politikalara karşı oluşacak işçi ve emekçi cephesinin de geniş olacağını ve ezilen tüm toplumsal kesimlerin ortak bir paydada buluşacaklarını ortaya koymaktadır. Son saldırılar hükümete manevra yapma olanağı tanımazken genel bir direniş ve mücadelenin şartlarının bazı olumsuzluklara rağmen olgunlaştığını belirtmek gerekir.
Son genel grev öncesinde özellikle Mücadeleci İşçiler Cephesi (PAME) tarafından fabrikalarda yapılan çalışmalara, fabrika ve iş yerleri önünde yapılan gösterilere yoğun katılımlar olmuş, ülke genelinde yüz binler sokaklara çıkmış ve yüzde 80’leri aşan katılımla genel grev gerçekleşmişti. Üretici köylüler zaten vaat almak dışında hiçbir talepleri karşılanmadan barikatları kaldırarak köylerine dönmüşlerdi. Gençlik ise işsizlikten en çok etkilenen ve geleceği karartılan, okuma hakkı elinden alınan ve her aşaması paralı duruma getirilen eğitim sistemine karşı sürekli bir mücadele içinde bulunmaktadır.
Tepkilerin boyutlarını göz önünde bulunduran sendika bürokratları genel grev kararları almak zorunda kalmışlardır. Kısa süre içinde alınan ikinci genel grev kararı martın 11’inde uygulanacaktır. Yunanistan İşçi Sendikaları Konfederasyonu, ve Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu yönetiminde çoğunluğu ellerinde bulunduranlar iktidar partisi PASOK’a bağlı olanlardır ve başkanlar PASOK Merkez Komitesi üyesidirler. Daha bir süre öncesine kadar “Hükümete süre tanımak ve ekonominin içinde bulunduğu durumu anlamak gerekir” diyen bu kesim, genel grev kararları almak zorunda kalmaktadır.
Yunanistan işçi emekçi hareketi içinde PAME’nin önemli bir yer tuttuğu göz önünde bulundurulduğunda bu dönemde oynayacağı rolün önemi de ortaya çıkmaktadır. PAME, somut öneri ve çağrılarla en geniş kitleleri harekete geçirecek olanakların karşısında bulunuyor. Birliğe önem veren ve bu yönde başlatılacak olan bir çalışma sendikal bürokrasiyi de zor durumda bırakacaktır. Ancak bu tutumdan uzak durulduğunu belirtmek gerekir. Örneğin kriz nedeniyle gündeme getirilen tüm paketlerin geri çekilmesi temelinde yapılacak olan genel bir çağrının karşılık bulacağı ve geniş kesimleri bir araya getirerek hareketi daha ileri noktalara çekeceği açıktır.
Yunanistan halkı AB ve hükümet politikalarına karşı sessiz kalmayacaktır. Sokakta, üretim alanlarında, fabrikalarda, konuşulan tek gündem ise AB ve hükümet politikalarının ezilen kesimleri hedeflediği ve yıllardan beridir çalıp çırpanların değil halkın cezalandırıldığı ve buna karşı sessiz kalınmaması gerektiğidir. İşçi ve emekçilerin de kırmızı çizgilerinin olduğu bilinmelidir.
SEYİT ALDOĞAN
ÖNCEKİ HABER

Bomba Avatar’ı vurdu

SONRAKİ HABER

"Cinsel istismar" suçundan 14 yıl hapis cezası bulunan kişi, yakalandı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa