09 Mart 2010 05:00

GERÇEĞİN GÖZÜYLE

Dünya Emekçi Kadınlar Günü, bu yıl da gereken ilgiyi görmedi toplumda.

Paylaş

Dünya Emekçi Kadınlar Günü, bu yıl da gereken ilgiyi görmedi toplumda. Çünkü Türkiye’nin siyasete, medya, magazin dedikodularına ve yaratıcı komplo teorilerine odaklanmış yoğun gündemi eksilmedi hiç. Üstelik yürütme ve yargı erkleri arasındaki gerginlik, muhalefetle iktidar arasındaki amansız söz düellosu, bir süredir sanki bilerek isteyerek unutturuluşa terk edilmiş olan dış politikamızda aniden baş gösteren olumsuz gelişmeler de ekleniverdi bu kez gündeme.
Halkı bilgilendirmekle yükümlü medya ne yapsın bu durumda? Cinsel ayrımcılıktan, toplumda kadına verilen değerden, işsizliğin ulaştığı ciddi boyutlardan, gerçek anlamda yargı bağımsızlığının ne olduğundan mı söz etsin sayfalarında ve renkli mi renkli ekranlarında, yoksa kendilerine reyting sağlayacak devlet söylemli ya da iktidar destekçisi polemikçi tavrını mı sürdürsün? Anlayacağınız çok renkli, çok satışlı medyamızın işi zor. İçlerinde gerçekleri halka ulaştırmaya çabalayan bir avuç yazarın, çizerin, gazetecinin, emeklerinin ne kadarı okurla buluşabiliyor bilemiyoruz. Ama bilinen bir şey ki, toplumumuz nicedir kendisine yalnızca doğruları anlatmaya çalışan gazetecileri değil, dedikodu üreten, popüler kültürün nimetlerinden söz eden, yazdıklarından çok davranışları ile öne çıkan, polemikçi, dün yazdıklarını unutup bugün rahatlıkla tersini yazıp söyleyebilen postmodern gazetecilere değer veriyor.
Oysa çoğu kez kendimize örnek gösterdiğimiz dünya basını, elbette aktüaliteye yer veriyor vermesine de, insanı, insani değerleri de ihmal etmiyor. Şili depremine gösterdiği ilgi gibi... Afganistan’da çatışma kurbanı siviller konusundaki haberler gibi... Dünya Emekçi Kadınlar Günü de dünya gazeteciliğinin atlamadığı, araştırma ve haberleriyle bültenlerine geniş yer ayırdığı olaylardan biri. Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (IFJ), Küresel Medya İzleme Projesi’nin son beş yıllık araştırmasına göre haberlerde kadın oranının yüzde 24’te kalmasını ürkütücü olarak niteliyor. Federasyonun genel sekreteri Aidan White, kadının hem haber konusu olarak hem de medya çalışanları olarak görünmez kılındığı bir dönemin yaşandığını söylüyor. Haberlerde toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ciddiye alınması gerektiğini vurgularken, “Dünya nüfusunun yarısının ihtiyaçlarını görmezden gelemeyiz” diyor. Bianet ajansı bu haberi, “Patronlara çağrı: Medyada kadınlara yer açın” başlığı ile vermiş. Anımsarsınız. Bizim başbakanımız da patronlara çağrıda bulunmuş, köşe yazarlarını hizaya getirmesini istemişti. Elbette bizim başbakanımızın kadına değgin bir sorunu yok. Onun sorunu yazılarıyla canını sıkan yazarlarla ilgiliydi. Hiç değilse dolandırmadan açıkça söyledi.
Dünya tarihine kabaca bir göz attığınızda bile kadın olmanın zorluklarını görebilmeniz olası. Erkek egemenliğinin, dinlerin yaşam özgürlüklerini kısıtladığı kadınlar, 21. yüzyılın ilk çeyreğinde bile özgür değiller. Cinsiyet ayrımcılığı, iş alanlarından üniversitelere, siyasete, medyaya dek uzanıyor. Emekçi kadınları yalnız 8 Mart’larda hatırlamak yetmiyor elbet. Eşitlikten, emekten, özgür yaşamaktan yana düşünen, sorgulayan her bireyin, kadın sorunsalını kendi sorunu olarak kabul etmesi ve toplumu dönüştürme yolunda mücadele vermesi gerekir.
Yazımı bir alıntı ile sonlayacağım. Usta Yazar-Düşünür Eduardo Galeano’nun Sel Yayıncılık’tan Süleyman Doğru’nun çevirisi ile çıkan “Aynalar” kitabından bir alıntı. . . ‘Yayındaki Tehlike’:
“Paiwas Radyosu, yirmi birinci yüzyılın arifesinde Nikaragua’nın merkezinde doğdu. En çok dinleyici kitlesine sahip programı sabahları yayınlanıyor. ‘Mesajcı Cadı’ binlerce kadına destek olurken, binlerce kocanın da yüreğine korku salıyor.
Cadı, kadınlara ‘Papanicolau’ veya ‘Sayın Anayasa’ gibi hiç tanımadıkları dostlarını takdim ediyor. Sokakta, evde ve tabii ki yatakta sıfır şiddet ve onlara soruyor:
- Dün gece nasıl geçti? Eşleriniz size nasıl davrandı? Kibarlıkla mı yoksa tatlı sert bir biçimde mi?..
Erkekleriyse, kadınlarını dövdüklerinde ya da onlara tecavüz ettiklerinde, ad ve soyadları ile ilan ediyor. Cadı, geceleri bir süpürgenin üzerinde ev ev dolaşıyor; sabahları da camdan küresini okşayarak, mikrofonun önünde bilinmeyenleri tahmin ediyor:
- Neredesin? Evet, işte oradasın, seni görüyorum. Karını dövüyorsun. Ne kadar kabasın lanet olası!..
Radyo, polisin zanlılar hakkında herhangi bir işlem yapmadığı ihbarları alıyor ve onları yayınlıyor. Zira, polisler çiftlik soygunlarıyla meşguller; ne de olsa bir inek, bir kadından daha değerli...”
TURGAY OLCAYTO
ÖNCEKİ HABER

DAİMA CNBC-e 22.00

SONRAKİ HABER

Artı Gerçek: Açlık grevlerine dair olumlu gelişmeler yaşanabilir

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa