BASIN TURU

BASIN TURU

  • Washington ve onun sözcülüğünü yapan medya, yıllardır bize, Afganistan’daki akıl almaz savaşı satmaya çalışıyor.


    Washington ve onun sözcülüğünü yapan medya, yıllardır bize, Afganistan’daki akıl almaz savaşı satmaya çalışıyor. Medya bizi, savaşı hatasız askeri mantık ve ahlaki değer açısından doğru bir karar olarak ikna etmeye çalışırken, hakikatte ise savaş, şifresi çözülemeyen hedefler, bazı ülkelerin, taşeron şirketlerin ve her çeşit firmanın kısa yoldan dolar kazanmak için dahil olduğu trajik bir macera olarak kaldı.
    Bazılarının entelektüel korkaklığı çoğunluğun gözünü kör etmemelidir çünkü Afganistan’daki savaş ahlaken savunulamaz ve askeri olarak da kazanılamaz! ABD’nin Afganistan’da ölümcül maceraya devam kararı alması, sadece ve sadece gücü ve epey bencil politik mantığı açısından anlaşılabilir. Gelin, 2001 yılındaki başlangıcından beri bu savaşa nüfuz etmiş bazı saçma faraziyeleri bir kenara atalım. İlk olarak, bize, bu savaşın El-Kaide’yi saf dışı bırakmayı hedeflediği söylendi. Buna ilaveten, Ortadoğu’da Karşı Terör Dairesi’nde şef olarak çalışmış, emekli bir CIA İstasyon Şefi, “El-Kaide’nin Afganistan’da bittiğini” açıkladı. Şef, şu tartışmalı sözleri de söyledi: “Obama da selefleri gibi, “Biz orada terörizmle savaşıyoruz” diyor. Bu kesinlikle doğru değil. Mesele temel olarak karşı direniş sorunudur.” Gerçekten de, en ateşli ve savaş taraftarı şahinler bile, El-Kaide ile Taliban arasındaki bağı tasvir edebilmek çabası içinde kıvranıp, duruyor. Şayet bu bağ telkin edilebilirse, El-Kaide ile Pakistan aşiret bölgesi arasındaki bağlar ve böylece de, Afganistan’da değil ama Pakistan’ın bir kısmındaki “tartışmalı” eylemler kolayca ispat edilir.
    Afganistan’da, bu kadar büyük ve abes ateş gücüne ve de askeri yayılmaya rağmen dehşet verici bir hayranlık uyandıran El-Kaide değilse, ne peki? İdealistlerin geldiği yer burası. Onlar, inşa etmek, Batı tipi demokrasi getirmek ve bölgesel güvenliğin sağlanması gibi şeylerden konuşuyor. Bu idealistlerden bir kısmı söylediklerinde samimiler ve askeri harekatlara inanmıyor, Stanley McChrystal’in kırsal alandaki ölümüne savaşması ise, bu savaştaki niyetleri daha da büyüteceğine inanıyor. Bu idealistler hâlâ, kan gölü meydana getirmekten başka bir şeyle neticelenmeyen bu savaşa - başlangıçta aşırı şekilde bahsedilen, Afgan kadınların haklarının korunması, teröristlerden kurtarılarak özgürleştirilmesi, demokrasi getirilmesi ve milletin yeniden inşası gibi-, iyi niyetlerle dolu bu illüzyona yardım etmekteler. Bizler, bir fayda getireceği oldukça şüpheli savaş metotları konusunda, bu idealistlerle anlaşamıyor ancak, onların bütün niyetlerine hâlâ inanıyorsak da, bu idealistler, bu tür pozitif terminolojiyi kullanarak ısrarlarında devam etmekle, Kabil’in politik elitine olduğu gibi, Washington’daki siyasi elite de destek vermeye devam etmekteler. Demokrasi ilhamı, yeni bir millet inşası hararetini içimize sindirebilmek için, ABD’nin 2001 yılındaki Afganistan işgaliyle beraber dünyadaki gerçek demokrasi hareketlerini boğduğunu da hatırlamak gerekir. Lübnan ve Filistin bunun en açık misallerindendir. Milletin inşası için, Afganistan’daki yıkıcı savaş için harcanan yüksek meblağı ve Afganistan’ın taş devri ekonomisini canlandırmak için az bir para toplayan Kabil’deki kokuşmuş rejimi ayakta tutmak için harcanan masrafları kıyaslayın. ABD savunma bütçesi bu yıl, İç Güvenlik servisi için harcanan 42 milyar dolar hariç, 693 milyar doları aştı. Costofwar.com sitesine göre, sadece Afganistan işgali için harcanan para 256 milyar doları aştı, Irak ve Afganistan’la birlikte bu rakam 1 trilyon dolara yaklaştı. Afganistan’daki savaş hiçbir ahlaki temelde savunulamaz. Resmi olarak Afganlı sivil ölü sayısı 2009 yılı için 2 bin 412 olarak sayıldı, ama gerçek rakam, daha fazla. Çünkü güneyde ve doğuda, dışarıdan kimsenin girmediği uzak köylerdeki çürümüş cesetler bu rakama dahil değil. Bu masum insanların ölüsü, hâlâ birkaç kişinin, savaş felaketiyle ahlaki ve manevi bir bağ kurmaya çalıştığında, sadece sessiz kalmaktadır.
    Afganistan’daki savaş, bir hedef aramaya dönüştü. Askeri, politik veya ahlaki olması gereken, her zeminde, saçma ve savunulamazlığı ispatlıyor. Şu da var ki, Havilan Smith’in katı düşüncesinde neticelendirdiği gibi “Yardımsever özgürleştiriciler olarak bizim ne düşündüğümüz gerçekten mesele değil, gerçek mesele Afgan halkının bizi yabancı işgalciler olarak gördüğüdür.” Bu gerçekle ne zaman yüzleşeceğiz?
    Ramzy Baroud
    www.evrensel.net