UZUN MESAFE

UZUN MESAFE

  • Cezaevleri adeta bir metafor deryasıdır. Kanser, verem, hepatit; daha ne diyelim?


    Cezaevleri adeta bir metafor deryasıdır. Kanser, verem, hepatit; daha ne diyelim?
    Hastalıkları bir metafor olarak ele aldığımızda, özellikle verem ve kanser, algıda cezaevleri dışında da benzerlikler gösterse de, ülkemiz koşullarında hepatit, yani bulaşıcı sarılık, “büyük kapatılmada” AIDS hastalığının önüne geçmiştir.
    Son yıllarda kamuoyu zaman zaman, başta kanser olmak üzere tanı almış kimi tutuklu ve hükümlüleri gündem yapsa da, gözden uzak tanı süreçleri nice kanser olgusunun varlığından habersiz bırakmaktadır hepimizi. Güler Zere nihayet dışarıda; ama neden sonra ve hangi tıbbi aşamada?.. Kuddusi Okkır göz göre göre yaşamını yitirdi. Erol Zavar hâlâ cezaevinde. Aslında bu söylediklerim, salt son bir yılda TTB tarafından haklarında tıbbi rapor düzenlenmiş kanserli olgular. Ya başvur(a)mayanlar?..
    Geçen hafta Türk Tabipleri Birliği Kanser Danışma Kurulu’nca hazırlanan “Cezaevindeki Hastalar İçin Kanser Raporu”, bir basın toplantısı ile kamuoyu ile paylaşıldı. Bu raporla mevcut yasal düzenlemeler ve uluslararası sözleşme ve bilimsel ilkeler ışığında,
    cezaevlerinde tutulan kanser hastalarının erken tanı, tedavi, palyatif bakım, infazın ertelenmesi ve Cumhurbaşkanlığı affı kapsamındaki sorunlarının ivedilikle çözümü ele alınmış. Yine TTB, “Tutuklu ve hükümlülerin kanser tanı ve tedavilerinde gecikme olmaması ve iyileşmesi mümkün olmayan durumlarda infaz yasasının kendilerine tanıdığı haklardan gecikmeden yararlanmalarını sağlayabilmek amacıyla, tıbbi durumun saptanması aşamasında ve yasal prosedürlerin uygulanmasında daha nesnel kriterlerin belirlenmesine çalışılmıştır” diye özetliyor bu raporu. Raporun tamamını TTB web sayfasından okumak veya kitapçığı temin etmek mümkün.
    Raporda bir nokta var ki, yaşanmışlıklar ışığında yürek burkuyor. Hekimler, yaşamın kıyısındaki özgürlüğünden mahkum bırakılmış hastaları için “insancıl veda” hakkını savunuyorlar. Aynen İvan İlyiç’in hastanede yatan son dönem hastalar için evde ölüm hakkını, yani yaşamla doğal ortamında vedalarını savunduğu gibi.
    Yalnız burada bir eksikliği de paylaşmak isterim. Hasta hakları dernekleri neden bu konularla ilgilenmez?
    Sağlıcakla kalın!

    ...

    Cezaevleri ve verem

    Doksanlı yıllarda gerek tabip odalarına gerekse insan hakları kuruluşlarına çokça başvuru geliyordu. Konu hep aynıydı: “Verem...”
    İşte o yıllarda TTB tarafından “Cezaevi ve Sağlık Sempozyumu” düzenlenmişti. Benim payıma ise cezaevi bağlamında verem hastalığını anlatmak düşmüştü. Hal böyle olunca, kaynak arayışına girmiştim. Çok kapsamlı bir Türkçe kitap elime geçtiğinde öncesinde rahatlasam da yanıldığımı anlamak fazla sürmemişti. Kitapta, denizaltı ve verem bahsi dahi ele alınmıştı ama koca ülkeyi adeta cezaevine çeviren 12 Eylül’ün düşünsel yansıması ile olsa gerek, cezaevlerinden bahsedilmiyordu.
    Hal böyle olunca, konuyu kendim araştırmak istedim. Mahkum koğuşu da olan bir eğitim hastanesinin göğüs hastalıkları uzmanının desteği ile son 10 yılda mahkum koğuşuna yolu düşmüş verem tanılı tüm hastaların dosyalarını arşivden çıkardık. Dönemin İzmir Tabip Odası İnsan Hakları Komisyonu’nda birlikte emek harcadığım değerli meslektaşım Dr. Cüneyt Özboyacı ile sonuçları gördüğümüzde, tutuklu ve hükümlülerin kaygılarında ne kadar haklı olduklarını anlamıştık. Tedaviyi reddeden, tedaviye dirençli verem hastalarının, cezaevi koğuşuna geri gönderildiğine dair emareler akıl alır gibi değildi.
    Şimdi dönüp tekrar düşündüğümde, aklıma cezaevlerinde bir kalemi dahi yasaklayabilen görünüşte yüksek güvenlik önlemleri geldi. Sahi, güvenliği kimin için alırlar? Verem benzeri bulaşıcı hastalıklarda geçmişte tanık olduğum en hafif tanımı ile sorumsuzluklar, özgürlüğünden mahkum bırakılmışlar için ek bir cezalandırma değil de nedir ki? Üstelik işkencenin kurallaştırıldığı dönemler için biyolojik bir silahtan beklenebilecek daha ne olabilir ki?..
    DR.ZEKİ GÜL
    www.evrensel.net