Öğretmen

Öğretmen

Hepsinin yaptığı iş aynı olmakla birlikte, ülkemizde MEB’in türlere ayırarak oluşturduğu taksonomiye göre muamele ettiği canlılara öğretmen denir.


Hepsinin yaptığı iş aynı olmakla birlikte, ülkemizde MEB’in türlere ayırarak oluşturduğu taksonomiye göre muamele ettiği canlılara öğretmen denir. Bu taksonomiyi kabaca şöyle özetleyebiliriz:
Kadrolu Öğretmen: Akciğer solunumu yapar, kalpleri 4 odalıdır, kirli kanla temiz kan birbirine karışmaz, emekli sandığına bağlı olup yılda 10 gün mazeret izni kullanabilir. Örgü örmeyi bilmeyen devlet memuru tipidir. Emekli olduğunda başını sokacak bir evi olup olmayacağını merak eder.
Görevlendirme Öğretmen: Anatomik yapıları kadrolularla aynı olan öğretmenlerdir. Kadrosu belli bir okulda bulunmakla birlikte, o okulda gereğinden fazla öğretmen nüfusu bulunması nedeniyle, o okuldan bu okula gönderilip duran öğretmen çeşididir. Bir okula sabit olarak yerleştirilmeyi bekler.
Sözleşmeli Öğretmen: Akciğer solunumu yapar. Kalpleri 3 odalıdır; bir odasına devlet el koymuştur. Bu yüzden sağ elleri böğürlerinde dolaşırlar. SSK’ya bağlı olup; ölüm, doğum, evlilik, süt izni gibi haller dışında mazeret izni kullanamayan, sabırlı ve vakur öğretmenlerdir. Kadro beklerler.
Ücretli Öğretmen: Tek hücrelidir, yalancı ayaklarla hareket eder, solunum yapmadıkları sanılır; ayın 8 ila 15 günü SSK’ya bağlıdır; tam gün çalışır ancak part-time çalışır gibi görünürler. Buna mukabil maaşları da minimumdur. Duruma göre bir var, bir yok olurlar. Görünür olmayı beklerler.
Güzel meslektir öğretmenlik... Öyle ki, bir kısım hanım teyze ile bey amca “Ne güzel valla sizin işiniz. Bir kadın için en ideal meslek. Yarım gün çalış, üç ay tatil, oooh...” biçiminde de nitelendirebilmektedir bu mesleği. Siz, “Pek öyle değil. Okuldaki, işimizin sadece küçük bir kısmı. Eve iş götürme zorunluluğu var her zaman için. Tatil de 3 ay değil...” dersiniz; onlar, “E evde çalışıyorsunuz o zaman, daha ne?” der. “Öyle değil... Şunun için çok zaman ve emek harcamak... Çünkü insan şekillenmesinde etkili olmak... Yardım etmek... Fakat öğrenci-öğretmen-veli... Filhakika psikoloji, okumak, araştırmak, geliştirmek kendini... Oysa Türkiye şartları... Üstelik... Bununla birlikte... Ve de...” diye devam edersiniz ama önyargıları kıramazsınız. Zira cevap şöyledir: “Aaamaaaan evlenince rahat edersin işte hanım kızım. Bak demedi deme.” Diyaloglar döner iç monologlara: “Hııı evet.... Ben de evlenince rahat etmek için öğretmen oldum zaten. Aslen inşaat işçisiyim ama sesim kötü. Baktım hiçbir şey olamıyorum, bari öğretmen olayım dedim. En iyi kazancı elde etmek için de ücretli öğretmenliği seçtim. Zevcem çalışmama izin verirse bundan kazandığım milyarlarla küçük bir ülke satın alıp pembe panjurlu rezidanslar yapmayı düşünüyorum. Sizin çocuklarınızdan, aldığım eğitimden, ülkenin geleceğinden filan bana ne! Zaten okulda da hiç derse girmiyoruz biz. Öğretmenler odasına ps3 kurduk, sabahtan akşama o!”
Sahiden güzel bir meslektir öğretmenlik. Ama eğer güneş gibi olmayı, etrafa ısı ve ışık yaymayı başarabilmişseniz... Yani yaş baş, yaşanan ve çalışılan ortam ne olursa olsun; kendi gençlik ve ilk yetişkinlik döneminize çakılı kalmamışsanız; her ay yeterince sinema/tiyatro seansına girebilmiş, yeni kitaplar alıp okuyabilmiş ve güncel yayınları takip edebilmişseniz; öğrencilerinizi de bunlara inanarak yönlendirebilmişseniz... O zaman sahici öğretmen gibi olabilmiş, her köşeyi aydınlatıp ısıtabilmektesiniz demektir.
Oysa bu güzel ülkede en iyi “mum gibi” olur devletin memuru. Buna mecburdur; çünkü memuriyet yanıcı bir maddedir. Bu yüzden dibini aydınlatmadan etrafa ışık saçmaya çalışır öğretmen. Sistem öğretmenin sıcaklığını öğrencilerine duyurmasını istemez; yadırgar. Bu ne klasik eğitimin disiplin anlayışına ne de modern eğitimin android öğrenci anlayışına sığar. Bu yüzden olsa gerek, öğretmenlerin yaşam standartları düşük tutulur ve genç öğretmenler idealist söylemlerde bulunduklarında, hemen yaşları ve ne zaman mezun oldukları sorulur deneyimli öğretmenlerce. Ardından da standart cümle kurulur: “En fazla iki sene... Ondan sonra kalmaz sende de bu dediklerin...” “Olsun... Evlenince rahat ederiz...” mi desek biz de erkenden?
Seda Gündoğdu
(Ümraniye End. Mes. Lis. Edebiyat Öğretmeni-
AYÖP üyesi)
www.evrensel.net