11 Mart 2010 00:00

Katliamla yüzleşilmeli

“Bomba!” sesinin hemen ardından patlama oldu.

Paylaş

“Bomba!” sesinin hemen ardından patlama oldu. İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi önünde meydana gelen patlamada Hukuk ve İktisat Fakültesi’nde okuyan öğrencilerden Cemil Sönmez, Baki Ekiz, Hatice Özen, Abdullah Şimşek, Murat Kurt, Hamdi Akıl, Turan Ören yaşamını yitirirken, 41 öğrenci de yaralandı. 16 Mart 1978 yılında faşistlerin öğrencilerin üzerine attığı bomba ve silahla açtığı ateş sonucu yaşanan Beyazıt katliamının ardında kontrgerilla vardı.
Katliamın tanıklarından, Gazetemiz Yazarı Avukat Kamil Tekin Sürek, o dönemde İstanbul Üniversitesi’nin pek çok fakültesinde olduğu gibi hukuk fakültesinde de milliyetçi cephenin işgallerinin olduğunu söyledi. Bunun üzerine ilerici demokrat öğrencilerin 1 Mart’ta okula toplu olarak girme kararı aldığını anlatan Sürek, şöyle devam etti: “Önceleri bizi okula arka kapıdan alıyorlardı. 16 Mart’tan birkaç gün önce ön kapıdan almaya başladılar. 15 Mart’ta ise faşistlerin taşlı saldırısına uğradık. Okuldan dışarı faşistlerle çatışarak çıkabildik.”
POLİS YOKTU
16 Mart’ta da yine toplu olarak okula girmek istediklerini dile getiren Sürek, faşistlerin sloganlarını duyduklarını ama bu sefer taş atmadıklarını, etrafta da polis olmadığını kaydetti. “Eczacılık Fakültesi’nin önüne geldiğimizde ‘Bomba’ diye bir ses duyuldu ve hemen ardından bomba patladı. Etraf toz duman içerindeydi ve silah sesleri geldi” diyen Sürek, o gece üniversiteyi işgal ettiklerini, ertesi gün de büyük bir cenaze töreni yaptıklarını anlattı.
BOMBAYI ÇATLI VERDİ
Kamil Tekin Sürek, “12 Eylül sonrası aslında bunun bir kontrgerilla olayı olduğunu fark ettik. Bir kaos ortamı yaratılarak darbeye gerekçe oluşturuluyordu. Daha sonra bazı MHP’lilerin itirafıyla burada kullanılan bombanın Abdullah Çatlı’dan temin edildiği ortaya çıktı” diye konuştu.
Sıkıyönetim mahkemesinin delil yetersizliği gerekçesiyle suçlular hakkında beraat kararı verdiğini, bombalamayı yapan Zülküf İsot’un ablasının itirafları sonucu açılan davanın da yıllarca sürdüğünü belirten Sürek, davanın şu anki aşamasını şöyle anlattı: “Ortaya çıkan yeni deliller sonrasında biz bu davanın kontrgerilla olaylarıyla bağlantılı olduğunu için Ergenekon davası ile birleştirilmesini istedik. Bu aynı zamanda 2008 yılında dolacak olan zaman aşımı süresinin de kesilmesini sağlayacaktı. Fakat bu kabul edilmedi davayı zaman aşımına uğrattılar. Biz de temyize gittik ve dava şu an Yargıtay’da.”
YÜZLEŞİLMEDEN DEMOKRASİ OLMAZ
Öğretim Üyeleri Derneği Başkanı Prof. Dr. Tahsin Yeşildere katliamın sadece ülkücü öğrencilerin işi olarak görülemeyeceğini, 12 Eylül darbesine zemin olması için bilinçli olarak planlandığını söyledi. Sadece öğrenciler üzerinde değil aynı zamanda öğretim üyeleri ve aydınlar üzerinde de baskı olduğunu belirten Yeşildere, darbenin ardından İhsan Doğramacı’ya sivil askeri forma giydirerek üniversitelerin başına getirildiğini ve birçok öğrenci ve öğretim görevlisinin okuldan uzaklaştırıldığını hatırlattı. “Bugün de bu kuşatma devam etmektedir” diyen Yeşildere, devletin bu gibi olaylarla hesaplaşmaktan korktuğunu belirtti. Bu olayların sorumlularının milletvekilliği, üst rütbeli polis veya asker gibi mevkilerde olduklarını ifade eden Yeşildere, yüzleşilmediği takdirde demokratik bir ülke olmanın mümkün olmayacağını vurguladı. Yeşildere, katliam davasının zaman aşımına uğradığını hatırlatarak, “İnsanlık suçlarında zaman aşımı olmaz. Yargı süreci tekrar işlemeli ve sorumluları mahkum edilmelidir. Bir daha böyle olayların yaşanmaması için gerçekler ortaya çıkarılmalıdır” dedi.
APOLİTİK KUŞAK YARATMA ÇABASI
Katliamın yıldönümü yaklaşırken o dönem yaşananları ve günümüze etkisini İstanbul Üniversitesi öğrencileriyle konuştuk. Hukuk Fakültesi Öğrencisi Nazvan Mızrak katliamın pek çok öğrenci tarafından bilinmediğini belirtti. Beyazıt katliamının da 80 darbesini hazırlayan diğer katliamlardan biri olduğunu dile getiren Mızrak, darbe sonrası kurulan YÖK’ün eğitime ve sosyal faaliyetlere müdahale ettiğini, siyasete bulaşmayan bir kuşak yaratıldığını belirtti. Mızrak “Bu röportajı verirken bile soruşturma alma tehlikesini düşünerek kendimi baskı altında hissediyorum. Pek çok arkadaşımın da bu nedenle konuşmadığını biliyorum” diye konuştu.
Hukuk Fakültesi Öğrencisi Celal Apaydın da fakülteler arası geçiş yasağının öğrencilerin bir araya gelmesinden korkan darbe zihniyetinin sonucu olduğunu belirtti. İngilizce Öğretmenliği Öğrencisi Mustafa Yıldırım 16 Mart’ta yaşanan Halepçe katliamının ve Beyazıt katliamının birbirinden ayrı olmadığını egemen güçlerin menfaatleri adına neler yapabileceğini gösteren olaylar olduğunu söyledi.
Bilgisayar Öğretmenliği Öğrencisi olan Şahin Kaya da 16 Mart katliamını, devletin ve uluslararası güçlerin halkın sevgisini kazanan üniversite gençliğini bitirme çabası olarak nitelendirdi. (İstanbul/EVRENSEL)
Gamze Gökoğlu - Sıla Söğütlü
ÖNCEKİ HABER

Sinemada yer açın, Ortadoğu'dan misafir var

SONRAKİ HABER

Halkın çay parasıdır adalet

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa