Anadolu’nun kayıp filmleri

Anadolu’nun kayıp filmleri

Üstünde yaşadığımız toprakların o zengin kültürünün önemli bir kısmı, filmin adındaki gibi hâlâ kayıp.


Üstünde yaşadığımız toprakların o zengin kültürünün önemli bir kısmı, filmin adındaki gibi hâlâ kayıp. Kürtçe şarkı söyleyenlerin yaka paça karakola götürülmesi hiç de geçmişe ait olaylar değil. Rojda’nın “türküyle propaganda” yapmakla suçlanıp gözaltına alındığı tarih, daha geçen aydı; Başbakan’ın şarkıcılarla yaptığı açılım toplantısından birkaç gün önce...
“Kayıp” şarkıların, başta politik nedenlerle yerlerinde saklandıkları fikriyle açılıyor, Anadolu’nun Kayıp Şarkıları... Anadolu’nun, aslında zengin bir kültürü olduğu halde, dünyanın birçok yerel müziği tanıdığı yirminci yüzyılda, “pas geçildiğini” söyleyip, işte o gizli saklı kalanı göstermeye çalışıyor. Bir çobanın hayatıyla başlıyor görüntüler. Arkasından, kurdun sürüden kuzu kaptığı bir halk oyunuyla devam ediyor. Bunun gibi benzeştirmeler, film boyunca devam ediyor ki, izleyiciye, şarkı söyleyenin ve üretenin hayatıyla şarkının içeriği arasında nasıl bir paralellik olduğu özellikle hatırlatılıyor. Bazen bir sipsi arıya benzetiliyor, bazen bütün günü ipek tezgahında geçen bir adam “Aman tezgahım, canım tezgahım” diye şarkı söylüyor.
YERİNDE GÖRMEYE YOLCULUK
Filmin en başarılı yanı; müziği, halkın yaşamının içinde bir üretimi olarak anlayıp yansıtmaya çalışması. Buradan doğal olarak Anadolu’nun çok kültürlü yapısı yansıyor. Filmin güncel olarak en çok öne çıkmayı hak eden yanı da bu. Çünkü müzik demek, dil demek; herkes şarkıyı anadilinde söylüyor, filmde en azından Türkçe, Kürtçe, Ermenice, Lazca, Hemşince, Rumca, Süryanice, Arapça var. Sonra müzik demek, din demek; bunun için Mardinli dayı, bize Yezidilik inancını anlatıyor. Müzik demek, tarih demek; Ermeni teyze, babasından dinlediği “harp zamanı”ndan önceki Anadolu’da kardeşçe bir arada yaşamayı, Rum müzisyen mübadele sonrası Yunanistan’ını, Laz araştırmacı Çerkes göçünü anlatıyor. Film bize tarihi yapıları, bu şarkıların birer kahramanı gibi gösteriyor. Şarkıların hikayeleri anlatılıyor, danslarla eşlik ediliyor... Müzikle başlayan ve bütün kültür alanını kapsayan bu çalışmanın amacı çok önemli: Anadolu’nun Kayıp Şarkıları, bütün olarak bir kültürler mozaiğinin fotoğrafını çekmeye çalışıyor.
Bu fotoğrafı çekmeye çalışan ekibin özelliği şu: Nezih Ünen, popüler müziklerle tanınan bir müzisyen. İş ediniyor, bir ekip kuruyor ve Anadolu’yu keşfe çıkıyor. Önceden Anadolu müziklerine ilişkin uzun boylu araştırmalar yapmadan, “yerinde görmek” amacıyla yola çıkıyorlar. Bir yerde bir şey duyup ona göre yönleniyorlar. Yerel müzisyenlerle başlayıp, bölgelerin, yöredeki halkların kültürlerine yöneliyorlar, öğrenirken kaydediyorlar.
GÜNCEL BİR KATKI
Çok kültürlülük meselesi o kadar işlenmemiş bir mesele ki, yani o kadar “kayıp film” var ki, bu boşluğun doldurulmasına güncel bir katkı sunarak Anadolu’nun Kayıp Şarkıları çok önemli bir işlevi yerine getiriyor. Bu filmle de kayıp olan bütün şarkılar bulunmuş olmuyor, hâlâ ne cevherler vardır kim bilir...
Filmin ilginç bir kaderi var. Çünkü bir yandan bu boşluk, bu anlatılmamışlık, bu anlatamama hali nedeniyle Anadolu’nun çeşitli halklarının dillerinde müzikleri bir araya getiren bir çalışma, kendisine Anadolu’nun Kayıp Şarkıları deme hakkını ve kayıp olanın izini sürmeyi sahiplenme hakkını görebilir. Diğer yandan da, bu şarkıların pek çoğu, özellikle de bu kültürlerin hemen hepsi, ilk kez bu filmle ortaya çıkmıyor; yani o kadar da “kayıp” değiller. Çok ortada ve görünür olmamaları, Ermenilerin, Süryanilerin yaşadıklarını, mübadelenin sonuçlarını, hele de Kürtlerin kültürünü anlatan onca çalışmayı “yok” kılmıyor. Muharrem Ertaş, rembetiko müziği ya da horonun Karadeniz insanının hayatındaki yeri, herhalde bu topraklarda yaşayanlar için yeni bilgiler değil. Süryaniler, Rumlar, Anadolu’dan kardeşlik hikayelerini anlatıyor da, Dersimli’nin payına fıkra anlatmak düşüyor; bu da işin bir başka yönü.
‘BİR NEZİH ÜNEN FİLMİ’
Çünkü filmin bir eksen sorunu var. Kişisel bir yolculuktan destansı bir hikaye çıkarmaya çalışıyor. Kişisel yolculukların olabilecek en kapsamlısı, belki hikayenin destansılığı da zorlama olamayacak kadar ortada. Kabul. Ama Yezidilikten söz edip de şarkısına yer vermemek, minibüsün gittiği dağ yollarında yolculuk yapmanın zorluğunu göstermek, Ahtamar Kilisesi’ni çekmek ya da filmin çekiminden yıllar önce ölen Muharrem Ertaş’ın sesini bir plaktan dinletmek, “kayıp şarkıları bulma” fikriyle o kadar ilgili unsurlar değil. Bu, başında da söylendiği gibi “bir Nezih Ünen filmi” ve aslında onun görüp dikkat çekmek istediği şeyleri bir araya toplamasının hikayesi.
Bir yolculuk fikriyle yola çıkan bir müzisyen, elindeki malzemeyi film yapmaya karar verdikten sonra yine de bulunabilecek en sağlam, en anlamlı fikir üstüne filmi kurmuş. “İzlenmesi gereken film” lafını sık kullanıp harcamak istemiyorum ama Anadolu’nun Kayıp Şarkıları bunu hak ediyor.


Anadolu’nun Kayıp Şarkıları
Yönetmen: Nezih Ünen
Oyuncular: Cemile Yıldırım, Çetin İçten, Osman Turan, Osman Efendioğlu


KISACA DİĞER FİLMLER
Bu hafta Oscar’ın da etkisiyle çok sayıda yeni film, sinemalarda gösterime giriyor.
ZİNDAN ADASI
Aksiyonlu filmlerin yönetmeni Martin Scorsese’den farklı bir deneme. Psikolojik gerilim türündeki film delilik üstüne. Ama tarihten bugüne, antikomünist cadı avından, beyin yıkamaya, çok meseleyle ilgili. Massachussets sahili açıklarındaki Zindan Adası’nda suç işlemiş akıl hastalarının tedavi edildiği bir psikiyatri hastanesi varmış. Bir hasta kaybolmuş, iki dedektif bunu araştırmaya gidiyor. Leonardo DiCaprio bayağı başarılı oyunculuk yapıyor.
(“Shutter Island”, Yönetmen: Martin Scorsese)
ÇILGIN KALP
Jeff Bridges oynuyor ve Oscar’ı hak ediyor. Emekliliği gelmiş olan ama geçinmeye çalışan country müzisyeninin hikayesi. Yaşlanmış ve yalnız adam, genç bir kadınla tanışıyor. Biraz pişmanlığının ve burnunun sürtülmesinin hikayesi, ama neyse ki sıkıcı bir ibret dersi değil.
(“Crazy Heart”, Yönetmen: Scott Cooper)
ACI BİR HAYAT ÖYKÜSÜ
Babasının sistemli olarak tacizine uğrayan ve çok mutsuz bir ergen olan Precious, sık sık hayal kuran bir kahraman. Ama o dahil karakterlerde yerine oturmayan bir şey var gibi. Yine de umut üstüne, anlamlı bir hikaye. Gabourey Sidibe’den daha da çok, yardımcı kadın oyuncu Oscar’ını alan Mo’Nique’in anne rolü dikkat çekiyor.
(“Precious”, Yönetmen: Lee Daniels)
PARLAK YILDIZ
Kadın yönetmenlerin belki de en ustası, İngiliz dilinin en önemli şairlerinden birinin hayatını anlatırsa, ortaya ne çıkarsa o. Bir aşkın hikayesi; Fakir Şair John Keats ile, ayaklarının üstünde durmaya çalışan ve aşkına sahip çıkmak isteyen genç kadın Fanny birbirine aşıktır. Ama sinemada bu kadar sahici anlatılan aşk az bulunur. Ben Whishaw ve Abbie Cornish’in oyunculuğu da cabası.
(“Bright Star”, Yönetmen: Jane Campion)
AY LAV YU
Amerikalı bir ailenin, kızlarının gelin gideceği Kürt köyünü ziyaretlerinin hikayesi. İki farklı kültürün yan yana gelişinden oluşacak ne kadar komedi unsuru varsa, filmde mevcut. Kürt karakterler, kimliklerini gizlemiyorlar, köyün adı bile Kürtçe “Tınne”, yani yok. Köy, devlet tarafından yok sayılan bir köy. Okumuş tek çocuk ise, Amerikalı bir kız sevmiş. Başroldeki Sermiyan Midyat’ın hem yazıp hem yönetmesi, dikkat çekici.
(Yönetmen: Sermiyan Midyat)
YÜREĞİNE SOR
Karadeniz’de ve eski zamanda geçen bir aşk hikayesi. Esma ile Mustafa birbirini sevmiştir, fakat bu aşkın bir engeli bulunmaktadır: Mustafa gizli Hıristiyan’dır. Esma dahil herkes onu Müslüman sanmaktadır. Mustafa kilise ile aşkı arasında kalmıştır. Tuba Büyüküstün ve Kenan Ece rol alıyor.
(Yönetmen: Yusuf Kurçenli)
Çağdaş Günerbüyük
www.evrensel.net