KUŞATILAN ÇEVREMİZ

KUŞATILAN ÇEVREMİZ

  • 16 Mart 1978 günü İstanbul Üniversitesi öğrencilerine yapılan bombalı saldırının dava dosyasının zaman aşımı gerekçesiyle kapatılma kararı...


    16 Mart 1978 günü İstanbul Üniversitesi öğrencilerine yapılan bombalı saldırının dava dosyasının zaman aşımı gerekçesiyle kapatılma kararı, Yargıtay tarafından onaylandı. Gözler önünde yapılan bir katliamın daha üzerini kapattık, düzen kendisini yine beraat ettirmiştir.
    Kana bulanan üniversitenin bugünkü öğrencilerinin henüz doğmadığı o dönem, bölünmez bütünlükte çalışan bir cinayet çetesi vardı. Çeteye mühimmat ordu içinden sağlanıyor, sivil faşistler tetikçilik yapıyor, polis ise o tetikçileri koruyup kollama görevini yapıyordu. Arada sırada birbirlerinin görevlerini üstlenseler de, ana görev tanımları buydu.
    16 Mart Beyazıt katliamında da bu görevler eksiksiz olarak yerine getirildi. Katliamdan bir ay önce, depoladığı askeri mühimmatı ele geçirilen Mehmet Ali Çeviker isimli emekli bir subay, üniversite içinde ve çevresinde terör estiren MHP’li faşistlere o bombaları vermişti. Teslim aldıkları bombaları okuldan toplu çıkış yapan devrimci öğrencilere atarak 7 öğrencinin ölümüne, 50 öğrencinin yaralanmasına neden olan sivil faşistleri koruyup olay yerinden kaçırtan ise üniversiteden sorumlu polis amiri Reşat Altay’dı. Katliamı yaptıran ve yapan faşistler ödüllendirildi; örneğin Abdullah Çatlı kırmızı pasaportla yurtdışına kaçırılarak “devlet görevi” aldı, Mehmet Gül de milletvekili oldu. Reşat Altay ise derin hizmetinin karşılığında emniyet müdürü yapıldı.
    Katliamla ilgili dava yıllarca oradan oraya gidip gelirken ortaya başka ilişkiler de çıktı, katillerin isimleri netleşti, hatta bir tanesi de öldürülerek susturuldu. Davanın peşini bırakmayan avukatlar o dönemin hukuk öğrencileriydi, onların tüm çabalarına rağmen bu netleşen isimlerin ifadesi dahi alınmadı ve sonunda zaman aşımı denilen bu uğursuz noktaya gelindi.
    Ortalık şu anda birtakım planlarla ve senaryolarla karmakarışık durumdayken, gerçekleşmiş planların üzerinin örtülmesi, devletin geçmişle yüzleşmeye, geçmişin hesabını sorup ortaya dökmeye hiç niyetinin olmadığının açık bir göstergesidir. Bu iş zaten niyetle olacak, düzene ve zamana bırakılacak bir iş de değildir. Toplumun her kesimini saran duyarsızlık karabasanı o dönemin mağdurlarının bile üzerine çökmüş durumda ve bu durum ne onlarda, ne de toplumun genelinde hiçbir rahatsızlık yaratmıyor. Faşist terör mağduru olduğu çok iyi bilinen birçok kesim, şimdi derin devleti ve o terörün bir bileşeni olan kontrgerillayı açıkça savunuyor, Ergenekon davasının hariçten avukatlığını yaparak kendince ulusalcılık oynuyor. İnsanların, vaktiyle kendi üzerlerine de atılmış olan askeri patlayıcıların esas sahibini şimdi nasıl hararetle savunabildiği, gerçekten ender rastlanan bir durumdur.
    Bir katliamın daha üzeri gözümüzün önünde kapatıldıysa eğer, bu durum bu ülkenin yurtseverleri için yeni bir yenilgidir, yenilgiyi kabullenmememiz gerekiyor. Devrimci partiler, emek ve meslek örgütleri bu katliam davasına en az o duyarlı avukatlar kadar sahip çıkmayı kendilerine görev biçmelidir. Zaman aşımı denen ucubelik bizi bağlamaz, bu işin kavgası yeniden başlamalıdır.
    ERTUĞRUL ÜNLÜTÜRK
    www.evrensel.net