BAŞYAZI

BAŞYAZI

  • Dün İstanbul’un Sultangazi ilçesinin Gazi Mahallesi’nde bir araya gelen binlerce kişi, Gazi katliamının faillerinin bulunup yargılanmasını talep etti; 15 yıldır süren “adalet” isteklerini yineledi.


    Dün İstanbul’un Sultangazi ilçesinin Gazi Mahallesi’nde bir araya gelen binlerce kişi, Gazi katliamının faillerinin bulunup yargılanmasını talep etti; 15 yıldır süren “adalet” isteklerini yineledi.
    Türkiye’nin yakın tarihinde “12 Mart” denince akla hemen iki önemli olay gelir. Bunlardan birincisi, 1971’in 12 Mart’ıdır ki; Türkiye’nin darbeler tarihinde önemli bir yere sahiptir. Diğeri ise 1995’in 12 Mart’ıdır ki; kontrgerillanın yönettiği bir dizi provokasyonla İstanbul Gazi Mahallesi’nde ve Ümraniye’de polis (Özel Tim) kurşunlarıyla 20 kişinin katledildiği, onlarca kişinin yaralandığı bir katliamla anılır.
    Bunlardan ilki; 12 Mart darbesi, sonrasındaki yıllarda tüm ilerici demokrat çevreler ve emek mücadelesinin ileri kesimleri tarafından her yıl dönümünde lanetlenmiştir. Çünkü 12 Mart darbesinin; ilk bakışta sanki Demirel hükümeti (Adalet Partisi hükümeti) ve onun politikalarını hedef alıyor gibi görünürken, gerçekte doğrudan devrimci demokrat hareketi ezmek, emek mücadelesini kontrol altına almak ve Türkiye’yi ABD yörüngesinde tutmak için yapılan bir darbe olduğu açıkça görülmüştür. Kitleler halinde devrimcilerin, aydınların işkenceden geçirilmesi; göstermelik mahkemeler kurularak ülkede her tür ilerici, devrimci düşüncenin ve eylemlerin sindirilmesi, mahkum edilmesi; ülkenin en yurtsever, devrimci gençlerinin kentlerde ve dağlarda darağaçlarında, kanlı pusularda katledilmesi, bu 12 Mart 1971 darbesinin marifetleridir. Ki; 12 Eylül’ün cuntacıları, 12 Mart’tan aldıkları bu uğursuz mirası geliştirip yaygınlaştırmıştır.
    Bu yüzden de 1971’den sonraki yıllarda, 12 Mart darbesinin her yıl dönümü ve her vesileyle lanetlenmesi, demokrasi mücadelesinin bir geleneği olmuştur. Ama 12 Eylül darbesinden sonra; 12 Eylül’ün, 12 Mart’ın amaçlarını da gerçekleştirmek üzere tezgahlanmış ve daha kapsamlı vahşi yöntemlerle, ilerici demokrat güçlere, işçi sınıfına, halka saldırmasından sonra 12 Mart’ın darbeler içindeki yeri de aşağılara düştü! Böylece, 12 Eylül’ün lanetlenmesi ve bu lanetlemelerin demokrasi mücadelesinin bir dayanağı olarak anlamlanmasında, 12 Mart darbesinin yıl dönümünün ayrıca ele alınması gündemden düşmüştür.
    Ancak 12 Mart 1995’te Gazi Mahallesi’nde, arkasından bu katliamın devamı olarak Ümraniye’de yapılan katliamlardan sonra 12 Mart tarihi, iki 12 Mart olarak anımsanan ve demokrasi mücadelesinde bir bilinç yenileme günü olarak yeniden gündemleşmiştir.
    Dolayısıyla 12 Mart’la anılan bu iki tarihi de bugün güncelleştiren başlıca üç neden sayabiliriz:
    1) Her iki 12 Mart’ın mimarı, en azından hazırlanan planı uygulanır duruma getiren mekanizma aynı mekanizmadır; kontrgerilla!
    2-) Her iki 12 Mart’ta da baskı, işkence uygulayan; katliamlar ve idamlar gerçekleştirenlerden hesap sorulmamıştır. Üstelik her iki olayın failleri ve sorumlu uygulayıcıları da az çok bilindiği halde bu yapılmamıştır.
    3-) Bugün; haktan, adaletten, kontrgerillayı temizlemekten dem vuran; devlet içinde çeteleşmelerden, darbe hazırlıklarından ve bunları yapanlardan hesap soracağını öne süren AKP Hükümeti ve onun görevlileri, kontrgerilla gerçeğinin tutup ortaya çıkarılacak en önemli yanını oluşturan yapılmış darbeler ve faili belli katliamlarla ilgili hiçbir girişimde bulunmamıştır, girişimde bulunmaya da niyetli görünmemektedir.
    İşte dün İstanbul’da Sultangazi-Gazi Mahallesi’nde bir araya gelen “mağdur yakınları”nın, ilerici demokrat güçlerin, halkın “Adalet istiyoruz” çığlıkları; “kontrgerillanın açığı çıkarılması”, bu oyunu planlayanlardan ve tetikçilerden hesap sorulması talebi, demokrasi mücadelesinin önemli bir dayanağı olmaya devam etmektedir.
    Umalım ki, bu çığlıklar ve talepler sadece acı bir haykırış olarak kalmasın; demokrasi mücadelesinin ilerlemesine bir dayanak olsun!..
    İHSAN ÇARALAN
    www.evrensel.net