13 Mart 2010 05:00

YENİ DÜNYA

Ekonomik kriz süresince ön plana çıkan devlet harcamaları, teşvik paketleri, vergi indirimleri ve finans kesimine aktarılan kaynakların faturası giderek belirginleşiyor.

Paylaş

Ekonomik kriz süresince ön plana çıkan devlet harcamaları, teşvik paketleri, vergi indirimleri ve finans kesimine aktarılan kaynakların faturası giderek belirginleşiyor. Birçok AB ülkesinin yanı sıra ABD’nin de bütçe açıkları şimdiden alarm verici boyutlara ulaşmış durumda. Yunanistan 270 milyar avroyu bulan borcu ile ciddi bir açmaza sürüklenmiş durumda. Sırada Portekiz ve İspanya’nın beklediği söylentileri her geçen gün yaygınlaşıyor. Böylesi bir ortamda Yunan hükümeti uluslararası piyasaları tatmin edebilmek amacıyla paket üzerine paket açıklarken, GSYİH’nın yüzde 13.6’sına kadar tırmanan bütçe açığından fazlasıyla nasiplenen kesimler açıklanan tedbirler karşısında bir kez daha avuçlarını ovuşturuyor. KDV’nin arttırılması, kamu kesiminde çalışanların azaltılması, emeklilik yaşının arttırılması, memur ve emekli maaşlarının dondurulması gibi başlıklarla IMF koşullarını hiç aratmayan paket ülkede emekçilerin büyük direnişi ile karşılaştı. Ülkede geçtiğimiz ay içerisinde düzenlenen 3 genel grevin sonuncusu perşembe günü yüz binlerce işçi ve memurun katılımıyla gerçekleştirildi ve ulaşım başta olmak üzere kamu hizmetlerini felce uğrattı. Yine aynı hafta içerisinde İngiltere ve Galler’de 200 bin emekçi 48 saat süreyle iş bırakarak işten atmalara, ücret ve tazminatlardaki kesintilere karşı hükümeti uyardı.
Geçtiğimiz hafta Türkiye ekonomisi açısından da önemli gelişmelere sahne oldu. Uzunca bir süredir hükümetin IMF ile sürdürdüğü pazarlıklardan bir sonuç çıkmadı ve stand-by görüşmelerinin sonlandırıldığı taraflarca açıklandı. Bu anlaşmazlıkta hükümetin seçim öncesinde elindeki iktidar olanaklarından yoksun kalmama kaygısı belirleyici oldu. Bilindiği gibi IMF merkezi idarenin yerel yönetimlere yaptığı kaynak aktarımı görüşmelerin başlıca tıkanma noktası idi. Bunca zaman IMF dayatmalarına “eyvallah” çeken hükümet, bu kez yaklaşmakta olan seçim öncesinde belediyelere ilişkin ısrarını sürdüren fona “one minute”i yapıştırıverdi. İçerideki sermaye gruplarının da IMF programını aratmayan Orta Vadeli Program ile tatmin olduğu ve geçmiş yılların aksine fazlaca bir hayal kırıklığına kapılmadığı anlaşılıyor.
Bir diğer önemli gündem maddesi ise OECD tarafından yayımlanan “Büyümeye Geçiş” raporunda yer alan Türkiye’ye yönelik tavsiyeler oldu. Raporda özelleştirmelere hız verilmesi, yabancı mülkiyetinin önündeki engellerin tümüyle kaldırılması, kıdem tazminatları konusunda yeniden düzenlemeye gidilmesi, emekli işçilerin kıdem tazminatı haklarının kaldırılması, geçici işçiliğin kolaylaştırılması gibi başlıklar ön plana çıkıyor. Amaçlanan işten çıkarma maliyetleri düşürülerek emek piyasasında esnekliğin arttırılması.
Bunların yanı sıra asgari ücret ile ortalama ücret arasındaki farkın da yükseltilmesi (Elbette asgari ücret aşağı çekilerek) tavsiye ediliyor. Ülkemizde kayıtlı istihdamın çok büyük bir bölümü asgari ücret üzerinden gerçekleştirildiğinden ya da asgari ücretli olarak gösterildiğinden ortalama ücret ile asgari ücret arasındaki fark birçok ülkeye göre daha düşük görünebilir. Asgari ücretin aşağı çekilmesi ile ortalama ücret seviyesinde de büyük oranda paralel bir gerileme yaşanacağı için aradaki fark pek açılmayacaktır. OECD aslında pek de fazla anlam taşımayan böylesi bir istatistiki karşılaştırmanın ardına sığınarak ücretleri düşürün demektedir. Kısacası, adında “kalkınma” ibaresi bulunan OECD, halihazırda uluslararası kalkınma göstergeleri açısından oldukça gerilerden bulunan bir ülkede açlık sınırının altındaki asgari ücretin daha da gerilere çekilmesi gibi gelir uçurumunu derinleştirecek, ülkeyi kalkınma göstergeleri açısından daha da aşağı çekecek her türlü öneriyi ardı ardına sıralamıştır. Raporda dikkati çeken bir diğer başlık ise eğitim. Ülkemizde lise seviyesinde eğitim görenlerin 25-34 yaş arasındaki nüfusa oranı yüzde 39 iken, Avrupa’da bu oran yüzde 80’i buluyor. OECD bu sorunu çözmeye yönelik önerilerini de sıralamış elbet. Hem açlık sınırının altındaki asgari ücrete göz dik, hem de büyük kısmı bu ücretle yaşam kavgası veren bir halkın eli ekmek tutar yaşa geldiğinde okumaması/okuyamamasını okullara “yönetimsel sorumluluk” verilmemesiyle açıkla. Pişkinliğin bu kadarına da pes doğrusu!
MURAT BİRDAL
ÖNCEKİ HABER

Def çalmayı bile suç saydılar

SONRAKİ HABER

HDP'den 19 Mayıs buluşmasının "Liderler fotoğrafı"na tepki

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa