YENİGÜN

YENİGÜN

  • Elazığ’da yaşanan depremin ortaya çıkardığı gerçek, “Depremin değil, binaların öldürdüğü” dür.


    Elazığ’da yaşanan depremin ortaya çıkardığı gerçek, “Depremin değil, binaların öldürdüğü” dür. Deprem bölgesi olmasına, daha önce depremler yaşanmış, defalarca öncü depremler gerçekleşmiş olmasına rağmen yurttaşlarını saman ve toprak karışımı çamurdan yapılan deprem riskli konutlarda yaşamaya mahkum eden devletimiz (son açıklamaya göre) 41 kişinin ölümüne neden olmuştur.
    6.0 şiddetindeki depremde dayanıklı binalar sapasağlam ayakta dururken, kerpiç evlerde yaşamak zorunda kalan yoksul Kürt köylüleri göz göre göre öldüler. Ya da öldürüldüler.
    Çatalhöyük kazı başkanı, Stanford Üniversitesi öğretim üyesi olan Prof. Dr. Ian Hodder’in, Çatalhöyük kazısında ortaya çıkan 9 bin yıllık evlerle birebir aynı olduğunu söylediği Karakoçan’ın kerpiç evleri, yoksul Kürt köylülerine mezar oldular.
    Anadolu insanının yerleşik hayata geçtiği ilk yıllarda yaptığı evlerle neredeyse aynı özellikleri taşıyan evlerde kalmak zorunda olanlar, 21. yy’da yaşayan Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları.
    Kerpiç evlerde can verenler, şu çağ atladığı söylenen, gökdelenleri, plazalarıyla ünlü, açılıştan açılışa koşulan TOKİ evleriyle, AB’ye girecek olmakla övünen, Büyük Ortadoğu Projesi’nin Eş Başkanı olmakla hava atan R. T. Erdoğan’ın başbakanlık ettiği ülkenin yurttaşları.
    Depremden 3 gün sonra ölenlerin sayısının 10 kişi eksilmesi de AKP hükümetinin ciddiyetinin boyutunu gösteren başka bir gerçekti.
    AKP hükümetince parti kadroları olarak tayin edilen vali ve kaymakamların açıklamalarının biri, diğerini tutmuyor.
    Kovancılar Kaymakamı Selçuk Aslan’ın yaptığı açıklamaya göre, karışıklık olmuş ve ölü sayısı 41 iken, yanlışlıkla 51 olarak kayda geçmiştir.
    Böylece kerpiç evlere kurban verdiğimiz 10 yurttaşımızı yeniden kazanmış olduk!
    Ancak depremden tesadüfen sağ kurtulan yurttaşlar acı çekmeye devam ediyorlar. Yakınlarını kaybetmenin, her şeylerini yitirmenin acısı yetmezmiş gibi, birde yaşam savaşı vererek acı çekiyorlar.
    Devlet her aileye bir çadır vermediğinden, her çadırda iki aile kalmaya devam ediyor.
    Karayolları müdürlüğümüz AKP’li bakanların deprem bölgesine ulaşmak için kullanacağı yolların çukurlarını asfaltlamakla meşgul olurken, enkazın altında kaç kişinin can verdiğini bilemiyoruz ancak, hâlâ devletin uğramadığı köylerin varlığını, aç ve açıkta yaşayan insanların olduğunu biliyoruz. Tuvalet ve banyo ihtiyacını gideremeyen köylülerin sesine kulak vermeyen bir hükümet olduğunu da...
    Bir şey daha biliyoruz;
    Elazığlı köylülerin oy vererek milletvekili yaptıkları, “Bin operasyon yaptık” diyen, adı Susurluk kazası ile anılınca, “Bir tuğla çekilirse altında çok kalan olur” diyerek tehdit savuran, binlerce ‘faili meçhul’ün yaşandığı dönemde Çiller hükümetinde Adalet ve İçişleri Bakanlığı yapan, Ergenekon operasyonunu sürdüren, darbeleri ve karanlıları aydınlatmakla övünen hükümetin adından bile söz etmediği, Mehmet Ağar’ın ‘geçmiş olsun’ ziyaretinde bulunarak, “Kerpiç evler yeni bir mesele değil. Bu sorunun çözümü için proje ve kaynağa ihtiyaç var” dediği bir ülkede yaşadığımızı…
    Gerçek şu ki, bu sistem sürdükçe, bu yöneticiler seçildikçe halkımız kerpiç evlerde yaşamaya ve enkazın altında can vermeye devam edecek.
    ENDER İMREK
    www.evrensel.net