15 Mart 2010 00:00

EKONOMİ VE POLİTİKA

Geçen hafta sizlerle paylaştığım yazıda, irade ile inatçı davranışların birbiri ile karıştırılmaması gerektiğini ifade etmeye çalışmıştım.

Paylaş

Geçen hafta sizlerle paylaştığım yazıda, irade ile inatçı davranışların birbiri ile karıştırılmaması gerektiğini ifade etmeye çalışmıştım. Yazıda şunu ortaya koymaya çalıştım ki, AKP iktidarı döneminde algıladığımız sosyal yapı değişimi, genellikle sanıldığı gibi tümü ile AKP’nin iradesi dahilinde olmayıp, tarihsel sürecin doğal sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Siyasal iktidarların, yetkileri dahilindeki güçleri kullanarak, gidişatı yönlendirmede oldukça etkili olduğu yadırganmamakla berber, bizzat AKP’nin iktidara oturması da dahil olarak, oluşan süreçleri de başat rolü tarihsel süreçlerde aramanın daha doğru olduğunu düşünüyorum.
Önce şu saptamayı yapalım. Bir sistemin temel istinatlarından biri, hukuk sistemi ve hukuk kurumları, diğeri görev ve yetkileri yasalarla belirlenmiş olan bürokrasi ve silahlı kuvvetlerdir. Hal böyle olunca, hızla değişen koşullarda değişime en fazla direnen odaklar da, doğal olarak genellikle belirtilen kurumlar olmaktadır. Her üç kurumun direnmesinde ana etken de, görev ve sorumluluklarının yasalarla ve yasalar çerçevesinde oluşturulmuş geleneklerle belirlenmiş olmasıdır. Hukuk sistemi ve onu belirleyen yasaların ise soyut ortamda değil, var olan ekonomik ilişkilerin şekillendirdiği koşullarda oluşturulduğu, ancak değişim hızlarının reel yaşamdaki değişimleri izleyecek düzeyde yüksek olmaması nedeniyle bir anlamda “çağın gerisinde kaldığı” görülmektedir.
Bu yaklaşımı iki soru ile açmak istiyorum. Birincisi, genel olarak hukuk sisteminin çağın gerisinde kalmış olması ne anlama gelir; diğer bir deyişle bu ifade, hukuk sisteminin gerici ya da tutucu olduğu anlamına gelir mi? Bu sorunun yanıtı kesinlikle olumsuz olarak verilemez. Başka bir ifade ile yasal sistemin görüntüde çağ dışı kalmış olması, aynı zamanda maddi anlamda ve toplumsal yarar açısından da çağ dışında kalmış olduğu anlamına gelmez. Sorunun yanıtı farklı dönemlerdeki sosyoekonomik altyapının karşılaştırmalı analizi ve yorumu yardımı ile oluşturulur. Eğer kapitalizm giderek daha da vahşileşiyor ve insanı ve çevreyi acımasızca tahribe yöneliyorsa, açıktır ki zamanlararası ekonomik yapıların analizi geçmişi şimdikine tercihli gösterir. Zira, geçmişte daha yaygın bir sosyal devlet ve tüm toplumu kucaklayan kamusalcı anlayış geçerli iken, günümüzde ferdiyetçi anlayış ve özel sektör mantığına oturtulmuş bir sistem dayatılmaktadır. Hukuk sistemlerinin ekonomik altyapıyı yansıttığı varsayımı ile denebilir ki, var olan sitemle çatışma halindeki hukuk sistemi şekli anlamda çağ dışı görüntüsüne rağmen, toplumsalcı ve kamusalcı olması niteliği ile maddi anlamda gerici değil, ilerici olarak savunulur. Günümüzdeki siyaset ile hukuk arasındaki çatışmanın bir yönü de, siyasetin temsil ettiği ekonomik gücü simgeleyen bireyselci görüş ile hukuk sisteminin temsil ettiği görece kamusalcı ve toplumsalcı görüşlerin çatışmasıdır.
İkinci soru ise söz konusu sistemle görev ve sorumlulukları belirlenmiş olan kurumların çağ dışı kalmış görüntülerinin nasıl yorumlanabileceği ile ilgilidir. Yukarıdaki tartışmanın ana fikri, ikinci soru için de geçerlidir. Geçmişteki toplumsalcı ve kamusalcı yasalarla görev ve sorumlulukları belirlenmiş olan kuruluşların, doğal olarak günümüz koşullarına uyması beklenemez. Bu durum, genelde yasa sistemi için geçerli olan savlarla açıklanabilir. Şöyle ki, söz konusu kurumların var olan sisteme ve uygulamalara uyum göstermemesi, hatta bunlara direnmesi şekli anlamda çağ dışı olarak yorumlanabilir, ama toplumsal yarar açısından maddi anlamda aynı şey söylenemez.
Sözü edilen iki soruda da hakim görüş, iç ve özellikle de dış ögelerin dayatmasıyla kapitalist sistem değişiklik geçirirken, insana ve çevreye karşı daha saldırgan olmakta ve güç dengesizliği kutuplaşama yaratmaktadır. Siyasal iktidarlar, sınıfsal tabanları itibariyle sermayenin yanında yer alırken, doğal olarak, toplumun büyük bölümünün yoksulluğa sürüklenmesine seyirci kalmaktadır. Siyasal erk, bir yandan özel sermaye birikimine hizmet sunarken, diğer yandan da yoksulluğu sürdürülebilir düzeyde tutarak sistemin devamını sağlamaya çalışmaktalar. Süreç böyle algılanınca, ne AKP iktidarı, ne yaygınlaşan dincilik, ne sözde liberalleşme, ne de kamu kurumları arasındaki çatışmalar sürpriz olmaktadır.
Haftaya, siyasal erkin de güç ve kapasitesini aşan içsel dönüşümleri tartışalım.
İZZETTİN ÖNDER
ÖNCEKİ HABER

Newroz öncesi skandal tutuklamalar

SONRAKİ HABER

TÜİK, eylül dönemi işsizlik oranını yüzde 13.8 olarak açıkladı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa