16 Mart 2010 00:00

‘Getto yaşamı dayatılıyor’

1984-85 yıllarından itibaren Kürt illerinde başlayan ve giderek şiddetlenen çatışmalı ortamdan en çok gençler ve çocuk yaştakiler etkilendi.

Paylaş

1984-85 yıllarından itibaren Kürt illerinde başlayan ve giderek şiddetlenen çatışmalı ortamdan en çok gençler ve çocuk yaştakiler etkilendi.
Çocukluklarının büyük bölümünü olağanüstü hal döneminde geçiren Kürt gençleri zorunlu göçle birlikte büyük kentlerin sorunlu bölgelerine akın ettiler. Ayrımcı damgalanmanın sonucu, devletin resmi işlerinden, en basit bir iş görüşmesine kadar tüm işlemlerden, tecridi yaşadılar, horlandılar. Onlar, Diyarbakırlıyım, Urfalıyım, Muşluyum, Dersimliyim, Ağrılıyım, Hakkariliyim ya da Şırnaklıyım dedikçe işsiz kaldılar. Az çok ekonomik durumu uygun ailelerin çocukları için hatlı minibüs, ve taksilerde çalışmak bulunmaz bir şanstı. Geriye kalan on binlerce genç için insani koşullardan uzak tekstil atölyelerinde, şantiyelerde, küçük sanayi sitelerinde, büyük inşaat firmalarında çalışmak daha başka bir şanstı. Gündelikçi işlerde çalışan, simit, midye satan ve sebze hallerinde karın tokluğuna 10 liraya çalışan binlerce genç savaşın yarattığı acımazsızlığı yeniden yaşıyor.
Soğanlık Mahallesi de zorunlu göç sonucu İstanbul’a gelen Kürt gençlerinin yaşadığı mahallerden biri. Soğanlık Mahallesi’nde yaşayan Kürt gençleri işsizlik ve yoksulluğun yanı sıra ayrımcılığı da daha derinden hissediyorlar. Muhafazakar yapısı ile Soğanlık terörle mücadele kapsamında görev yapan emekli polis ve askerlerin barındığı bir semt. Çatışmalı ortamda psikolojik travma geçiren polis ve asker emeklileri, mahalle genelinde Kürt gençlerine karşı kin ve öfke kusmaya devam ediyorlar. Polis ve asker emeklileri mahallede bir çok kez linç girişimi örgütlediler. Esnafı zor ve dayatma ile bir çok kez provokatif eylemlere sevk ettiler. Bu kişiler mahallede Kürtçe müzik dinleme, yöre kıyafetleriyle dolaşma, Kürtlerin gittiği kahvehanelere gitmeyi yasaklar duruma geldiler.
Soğanlık’ta görüştüğümüz Kürt gençleri memleketlerini söylediklerinde polis tarafından iki, üç kez arandıklarını, bir günde üç, dört kez kimlik sorgulamasına maruz kaldıklarını belirterek, AKP’nin Kürt açılımından bir şey anlamadıklarının özellikle altını çiziyorlar. Çoğu resim çektirmemek kaydıyla, yaşadıkları, getto hayatını, açlığı, işsizliği, yoksulluğu, ayrımcı politikaları, savaşın yarattığı yıkımı samimiyetle anlattı.
‘ZORUNLU GÖÇ YOKSULLUK GETİRDİ’
İbrahim Tunç’un ailesi fakirlikten dolayı 25 yıl önce İstanbul’a gelmiş. Amcasının askerlik yaparken, kaçıp gerillaya katılmasıyla birlikte sürekli baskıya maruz kaldıklarını belirterek “Hayatımız işkenceyle geçiyor. 6 kardeşiz. İşsizim, lise mezunuyum. Okul bitirmek bir işe yaramıyor. Polisten potansiyel suçlu muamelesi görüyoruz. Memleket söylediğimizde iki kez aranıyoruz ve GBT araştırmasına tabi tutuluyoruz. Diyarbakırlıyım deyince iş vermiyorlar. Bu nasıl bir ülke. Bu ayrımcılık niye. Biz insan değil miyiz” derken oldukça tepkiliydi.
KÜRT OLDUĞUMUZ İÇİN DIŞLANIYORUZ
Aynı masada oturan, Zeynel Değirmen de öfkeli yaşananlara. 19 yaşında olduğunu ve savaş koşullarında, çatışmaların yaşandığı ortamda büyüdüğünü söyleyen Değirmen “ Urfalıyız. Kürt olduğumuz için dışlanıyoruz. Polis tipimize ve nüfustaki memleketimize bakıp ayrımcılık yapıyor. 3 yıldır işsizim. Çalmadık kapı bırakmadım. İş başvurusu yapıyorum sırf Urfalıyım diye çağırmıyorlar bile. AKP hangi açılımdan bahsediyor. Sağlığımız bozuldu. Bu nasıl bir ülke ki insanlarını ayırıyor.” diye konuştu.
‘EMEKLİ ASKER VE POLİS YÖNETİYOR’
Soğanlık Orta Mahalle civarında oturan 22 yaşındaki genç Resul Kalkan ise Soğanlık Mahallesi’nin asker ve polis emeklileri tarafından yönetildiğini, resmi polislerin bunlardan talimat aldıklarını söyleyerek “Ben politika yapıyorum. Niye yapmayayım. Gittiğimiz, oturduğumuz her yerde ayrımcılığa tabi tutuluyoruz. Kürtlere bir keresinde küfredildiği için karşı geldim. Biri bana kimlik sordu. Sen kimsin dediğimde bana ben emekli astsubayım dedi. Beni polis çağırtarak gözaltına aldırttı. Anama avradıma küfür edildi. ‘Pis, hırsız Kürtler’ Bunları Yahudiler gibi yakacaksın ki bunlar anlasın’ dediler. Bingöllüyüm, üstümü görüyorsun inşaatlarda iş bulunca karnımı doyuruyorum. Bize Nazi Almanya’sında Yahudilere davranıldığı gibi davranılıyor. Depresyon ilaçları ile ayakta kalıyorum” şeklinde konuştu.
‘SİZE HİTLER GİBİ ADAM GEREK’
1995 yılında Mardin’in Dargeçit ilçesinden köyleri yakılıp yıkıldığı için buraya geldiklerini anlatan Beşir Altay ise “ Bağımız bahçemiz vardı. Siz PKK’ye yardım ediyorsunuz diye köyümüzü yaktılar. O zaman köyden bizi süren askeri komutan bize ‘size Yavuz Sultan Selim gibi bir adam lazım. Hatta Hitler daha iyi olur. Sizi diri diri yakmamız lazım. Emir verseler hemen sizi yakarım’ dedi. Biz korkudan buraya geldik. Burada da aynı şey var. Emekli polisler, uzman çavuşlar asker cenazesi olunca bize söylemediklerini bırakmıyorlar. Sokağa çıkamıyoruz. Hepimizin ruh sağlığı bozuk. Esnafları bize karşı kışkırtıyorlar. Bir kere gözaltında komiser bana işkence olsun diye ‘Ne mutlu Türküm dedirtti, bayrağı öptürdü” derken göz yaşlarını tutamıyordu.
KÖYÜMÜZ BOŞALTILMASA GELMEZDİK
24 yaşında olan ve çöp konteynırlarında kağıt, plastik ve metal kutu poşet atıklarını toplayan Bitlisli Abit Söylemez de, Soğanlık’ta tarikatların ve emekli asker ve polislerin borusunun öttüğünü, Kürtlerin, özellikle de kendisi gibi gençlerin sokak köpeği kadar bile değerinin olmadığını belirterek “Gece özellikle polis bana ‘Onları satıp PKK’ye mi veriyorsun ulan’ diyerek tartaklıyor. Polis arabasına alıp hakaret ediyorlar. Götürüp karakolun temizliğini yaptırıyorlar. Kürdüz diye böyle yapılmaz. Köyümüz boşaltılmasaydı, korucu baskısı olmasaydı buraya mı gelirdik.”diyerek duygularını ifade etti.
HER YERDE AYRIMCILIK GÖRÜYORUZ
21 yaşındaki işsiz ortaokul mezunu Siirtli Mesut Bağcı ise Soğanlık’ta da, İstanbul’un genelinde de Kürt gençlerinin cehennem hayatı yaşadıklarını, gördükleri ayrımcı politikalardan dolayı Türkiye de yaşamak istemediklerini dile getirerek “Barış, için kardeşlik için biz fedakarlığa razıyız. Ama birileri bunu istemiyor. Adam emekli olmuş işi bitmiş. Ama savaşta ısrar ediyor. Elinden gelse bizi bir mahallede toplar etrafımızı da tel örgülerle, ya da İsraillilerin Filistinlilere yaptığı gibi duvar örerek tecrit ederler. Benzin döküp yakarlar. Biz Türklerle kardeşiz. Kimse bizi bölemez. İş olsun karnımız doysun yeter” dedi.
(İstanbul/EVRENSEL)
Haşim Demir
ÖNCEKİ HABER

Buket’in beyin ölümü gerçekleşti

SONRAKİ HABER

Kadıköy'de Suruç anmasına polis biber gazı ve plastik mermiyle saldırdı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa