16 Mart 2010 00:00

ALBATROS

Ermeni soykırımının tanınmasına ilişkin karar tasarısının Amerikan Temsilciler Meclisi komisyonundan tek oy farkla geçmesinden sonra...

Paylaş

Ermeni soykırımının tanınmasına ilişkin karar tasarısının Amerikan Temsilciler Meclisi komisyonundan tek oy farkla geçmesinden sonra, İsveç Parlamentosu da, Ermeni Soykırımı gerçekliğini onaylayan bir karar tasarısını kabul etti. Sadece bununla da kalmadı. Anadolu coğrafyasının “Rum, Süryani ve Keldani çocukları nerede?” sorusunu da gündeme soktu. Geçmişte de benzeri bir karar Komisyondan geçmiş, ancak Temsilciler Meclisi’ne sunulması, TC Hükümeti’nin ABD Hükümeti nezdinde yürüttüğü çabalar sonucu oylanmamıştı. Bu taslak da büyük ihtimalle geçmeyecek. Ama ne pahasına? Hangi ödünler karşılığında? Hangi taleplere teslim olunacak? Bu durum ne kadar onur verici? “Soykırım” yerine yaşananların “imha”, “kıyım”, “etnik arındırma” olarak tanımlanması, sayının 1.5 milyon değil de 1 milyon veya daha az olması, sanki insanlığa karşı işlenen suçun ağırlığını azaltacak mı? Ve İsveç Parlamentosu yanında Katalonya Parlamentosu da Ermeni soykırımının gerçekliğine inanıldığını onayladı.
“Anadolu’nun Ermeni evlatları nerede?” sorusuna bir yanıt olacak mı bu? Türkiye’nin de imzaladığı BM Soykırım Konvansiyonu, hatta yeni Türk Ceza Yasası’nda yer verdiği “soykırım suçu” tanımlaması, 1915 yılında yaşananlara cuk oturuyorsa, bu inkar, özürden kaçınma, darbeci, maceracı, pan-türkist İttihatçı hükümetin işlediği suça, herkesi ortak etme çabasından başka bir anlam taşıyor mu?
Peki, Ermeni soykırımına ilişkin en doğrudan ve kapsamlı belgelendirmeye sahip olmasına karşın, ABD yönetimlerinin, “ortak çıkarlar adına” bu tanımlamadan kaçınması, ne kadar ahlaki bir tutum? TC Hükümetleri, cumhuriyet öncesi bu “insanlık suçunun” inkar edilmesinin, bunun kendisine karşı bir şantaj aracı olarak kullanılmasından rahatsız değil mi? “Bir daha asla” diyememek, İnkar aynı zamanda, gelecek açısından da başkaları açısından bir tehdit anlamına gelmiyor mu? Ve Amerikan yönetiminin İsveç ve Katalonya Parlamentolarının kararlarından sonra yüzü kızarmayacak mı? 1915 olgusunun ilk önemli belgelendirilmesini yapan ülke olmasına karşın. İngiliz yönetimi de benzer biçimde soykırım olgusunun tanınmasına, “ortak çıkarlar” adına karşı çıkmıyor mu? Katalonya ve İsveç’in Türkiye ile ilgili emperyal çıkarları yok. O zaman gerçeği kabul etmek daha kolay olabiliyor.
Ermeni diyasporasının fikr-i sabit içinde olduğumuzu düşünüyoruz. Medya bundan bıktığımızı ilan ediyor. Ama dünya da bizim inkarcılığımızdan ve çözümden kaçışımızdan bıkmış artık.
Erdoğan Hükümetinin, “Kürt açılımı” gibi “Ermeni açılımı” da iflas etti. Bir açılım olmak bir yana, sorunların daha da içinden çıkılmaz bir hal almasına neden oldu. Türkiye’nin ayıplarını örtbas etme çabası, Türkiye halklarının lehine mi, yoksa aleyhine mi?
Rahmetli Hrant Dink, “Kürt kardeşlerim halkımın başına gelenlerden ders çıkarmalı” derken, büyük devletler arenasında, Ermeni halkının trajedisinin yaşanmasına nasıl izin verildiğine, bu halkın kurbanlaştırılmasında herkesin payı olduğuna, Ermeni halkının emperyal çıkarlar uğruna nasıl devre dışı bırakıldığına işaret ediyordu. Şimdi benzeri bir oyun, uluslararası arenada Kürt sorunu özelinde sahneye konuyor.
Temsilciler Meclisi’ne sunulacak karar taslağı, son 30 yılda TC inkarcılığı karşısında iyice zenginleşen akademik araştırmaların da katkısı ile, tarihsel olarak oldukça iyi belgelendirilmiş. İlk kapsamlı soykırım temalı seminerler Temsilciler Meclisi’nde 1980’li yılların başında yapılmıştı. Son metinde geçmişte bu alanda alınan kararlara ve BM belgelerine de işaret edilmiş. Taslak, “Ermeni soykırımının, Osmanlı İmparatorluğu tarafından tasarlandığını ve 1915’ten 1923’e kadar uygulandığını” saptadıktan sonra “Başkan’ın; Amerika Birleşik Devletleri’nin dış politikasının, Ermeni Soykırımı ve diğer konularda ülkemizin belgelerinde ifade edilmiş insan hakları, etnik temizlik ve soykırım meseleleriyle ilgili uygun yaklaşım ve hassasiyeti yansıtmasını sağlamaya davet edilmesi”ni karara bağlanmaktadır.
1998 24 Nisanı’nda Clinton, 1915 olgusunu “zorunlu göç ve kıyım” olarak nitelemişti. George W. Bush ise, 24 Nisan 2004’te olayı “20’nci yüzyılın en korkunç trajedilerinden biri” vc “zorunlu göç ve imha” (annihilation) olarak niteledi.” Ve nihayet Obama geçen yıl Ermenice “büyük felaket” dedi. Şimdi ise ne diyecek diye merakla bekliyoruz.
Acaba, hangisi daha onurlu ve rasyonel? Aynı coğrafyayı bölüştüğümüz halklarla barışmak mı? Yoksa, emperyal çıkarlar doğrultusunda yeni maceralara sürüklenmek, yeni kurbanlar yaratmak mı?
RAGIP ZARAKOLU
ÖNCEKİ HABER

Şapkadan tavşan çıkmadı

SONRAKİ HABER

Gazeteci Canan Coşkun ve Belgeselci Kazım Kızıl, Giresun'da gözaltına alındı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa